iflas etmenin yolları

içinde ketçap yok içinde ketçap yok
erdal demirkıran'ın kitaplarından biridir. kişisel gelişim kitlesel gelişim için yazdığı mizahi dil ile zekice hazırlanmış güzel bir kitaptır.

elini her istediğinde kımıldatabiliyorsan; emin ol ki tüm kontrol sendedir. kazanmak istediğin halde kaybediyorsan; sen asla kazanmak istememişsindir!
erdal demirkıran

iflâs için(dekiler)
üçüncü bölüm
ulusal iflâs
ikinci bölüm
kurumsal iflâs
birinci bölüm
bireysel iflâs

burayı okumak kesinlikle yasaktır!.

insan var oldu olalı, hep kazanmak istedi; ama çoğunluk hep kaybetti. kazananlar daima sırlarını bizimle paylaştılar, kitaplar yazdılar, seminerler verdiler, neler neler ettiler. kaybedenlerden hiç ses çıkmadı!
uzun bir sessizlikten sonra, zor olanı başaran bu insanları belki de dünyada ilk defa ben saygıyla selamlıyorum. ve belki de ilk defa onlar adına ben söz alıyorum. gururluyum. pişman değilim. şimdi olsa yine aynısını yapardım. birey, kurum ya da devlet olarak bir şekilde batmış ya da batmak üzere olan herkesi alnından öpüyorum©.
îflâs etmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir; emek ister.
iddia ediyorum: hiçbir kitabın önsözü bu kadar merakla okunmamıştır..

bireysel iflâs

“istemek her şeydir!” psikolojik açıdan bir tükenmeyi eğer içten ve samimi olarak arzulayabilirsen beynin tamamıyla başarısızlığa odaklanır. başarmayla, kazanmayla ya da ileri gitmeyle alâkalı tüm fikirsel birimler “düşünsel askı düzlemi” dediğimiz platformda absorbe edilir. daha açık bir ifadeyle hayatını karartmayı yürekten istemen bu işin başlangıç noktasıdır.
giriş notu: iflas denilen şey tamamıyla bilimseldir. birbirimizi kandırmayalım. yani bu dersler okullarda okutulmuyorsa bunun sorumlusu asla ben değilim. bu vesileyle yetkilileri göreve davet etmek de benim için ayrıca bir onurdur.
iflâs etmeyi tam anlamıyla isteyebilirsen gerek bilincin, gerek bilinçaltın negatif hiçbir sinyali pas geçmez. ayrıca kısa bir zaman sonra beynin adeta bir sünger vazifesi üstlenerek bu sinyaller için özel bir radar sistem oluşturur. yok olma arzusuyla yanıp tutuşan beyninin, bir pozitif sinyal arındırıcı gibi çalışmaya başlaması da bu sürecin ikinci evresinde gerçekleşir. böylece artık hiçbir şey yapmasan dahi tüm benliğin ve bedenin “bilinçli şartlanma” dediğimiz ekstra bir metotla kaybetme eğilimine girmiş olmayı başarır. duruşundan düşünce yapına, hayal kurma modelinden bakışlarına kadar her şeyinin tamamen değişeceğine dair en ufak bir şüphen olmasın!
gelişme notu: kazanmayla kaybetmek özbeöz kardeş olmalarına rağmen birbirlerinden nefret ederler; ancak bu, benzer oluşlarını kamufle edemez. nasıl ki kazanırken rakiplerin var idiyse, kaybederken de rakiplerin olacak! kazanırken rakiplerin sinsi olmasına rağmen, kaybederken rakiplerin aleni bir şekilde karşında olacak. nerede ebleh bakışlı, suyu sıkılmış portakalı andıran yamuk bir tiple karşılaşırsan, bil ki o senin rakibindir.
bu inancını muhafaza edebildiğin sürece göreceklerin bazen seni şaşırtabilir. çünkü irtifa kaybın tahmin edilenden çok daha hızlı olacaktır.
son olarak, büyük çabalar harcayarak oluşturmuş olduğun bu yüksek kaybetme arzunu olağanüstü hayal gücünün sınırsızlığıyla birleştir de sen rezilliği seyret!
sonuç notu: iflâs bilimsel bir konu olduğu için bilimsel bir analiz yaparak seni aydınlatmak istedim. bence bu yazıyı bir daha oku. her kelimeyi özümse, derin bir nefes al ve aşağıda yazılanları tek tek uygula. satmaman imkânsız.

çabuk gaza gel

“büyük adamsın mahmut abi!” kıvamında sözler duyunca böyle bir hoş ol! hiç itiraz etme, hemen gevşe… teknik olarak yapmanın imkânsız olduğu işler için bile sırtını sıvazlayıp “sen yaparsın!” dediklerinde o an ne yapıyorsan hemen vazgeç ve ona yönlen. seni hep övenlerle dost ol! seni eleştirenleri barındırma yanında yörende. “sende müthiş bir kabiliyet var! kaset yapsan yok satarsın!” diyerek kandırılan insanlar, nasıl varını yoğunu kaybetti zannediyorsun?
tembel aslanla tavşan
tembel bir aslan, tavşanla sohbet ediyordu. “tembel de olsam benim bir aslan olduğumu biliyorsun, değil mi sevgili tavşan kardeş?” dedi aslan. elbette ki biliyorum saygıdeğer kralım!” diye cevap verdi tavşan. “peki istesem seni bir hamlede yiyebileceğimi de biliyorsun değil mi?” dedi her şeye rağmen ormanların kralı olan aslan. “tabi ki, sayın çok değerli kralım, tabi ki!” diye karşılık verdi akıllı tavşan. “o halde güzel tavşancık, bundan sonra yaşamak istiyorsan, bana yardım edeceksin! nasıl yaparsın bilemem; o senin sorunun. benim yorulmadan aslanlar gibi doymam gerekiyor, gerisi beni hiç bağlamaz.” dedi bezgin aslan. “emredersiniz, sayın kralım!” diye cevap verirken çaresizdi tavşan. düşündü. aklına ilk olarak yaban öküzü geldi. hemen öküze gitti. öküz otlanıyordu. “merhaba sayın öküz, biliyor musun, ben az önce kimi gördüm?” dedi. “kimi gördün?” diye sordu kalın sesli kaba öküz. “ormanların kralını gördüm ve kesin kararımı verdim ki ormanların kralı sensin. çünkü o senin yarın kadar bile değil! sen onu parçalarsın!” dedi. öküz heyecanlandı. otlanmayı bıraktı ve “parçalarım di mi?” diyerek kabardı. “sendeki cüsse bende olsa, ben her gün on tane aslan harcarım!” dedi tavşan, gözlerini parlatarak. yaban öküzü daha gür çıkan bir sesle bağırdı: “nerede bu kralın sarayı?”
tembel aslan, öküzü yerken tavşana sordu: “nasıl yaptın bunu tavşancık?” tavşan cevap verdi: “öküz işte sayın kralım, öküz…”
büyük düşün! sayısal oyna…
böyle bir şans, böyle bir olay, böyle bir güzellik var mı yav? adam ‘sayısal’ diye bir şey icat etmiş, sen buna nasıl saygı duymazsın? bazıları bunu eleştiriyor. “vay efendim, sayısal loto zararlıymış da, insanı hayal aleminde yaşatıyormuş da…” hayal alemi kötü bir şey mi ki? hele bir de pazar günü falan oynarsan, bir hafta boyunca eğlence gani…
“para çıkınca havvaii’ye yerleşeceğim, en lüks arabaları alacağım!” diye hava at millete. dikkat edersen araba değil, arabalar dedim. bir tane cip, etti bir; bir tane limuzin, etti iki; bir tane de cabrio etti üç… bütün bunlara birden binemeyeceğine göre, bir de çekici alman lâzım, etti dört… sayısal çıkınca bütün arabaları çekiciye yükle ve yürü©. bunu daha önce hiç yapan olmadı. ne havan olur, vay bee! hayal gücü sınır tanımıyor işte. insan hayal ettiği sürece insandır. sayısal kendini bitirmek isteyenlere ciddî anlamda çok değişik bir karizma katıyor.
ne yap, biliyor musun? her hafta pazar günü sayısal oyna ve oynadıktan sonra para kesin sana çıkacakmış gibi davran. hatırlarsın: birinci kitabımda (ben dünyanın en akıllı insanıyım) bütün ihtimaller %50 demiştim, burada da aynen geçerli… ya çıkar ya da çıkmaz! başka var mı?
“ya beş tutturursam?” diye soruyor adam. cevap veriyorum: “e o zaman çıkmamış demektir geri zekâlı©!”
sen içini ferah tut, kesin sana çıkacak! (galiba, herhalde, sanırım, %50 yani…) bu düşünceyle işi gücü bırak, borç istemeye ve almaya devam et! insanları dene! kim sana borç vermiyorsa, isimlerini hafızana kazı! ne de olsa bu haftanın talihlisi sensin! işte o gün, büyük gün! bugün seni adam yerine koymayanlar, o gün peşine düşecek! sen ne yapacaksın? intikam alacaksın! beş kuruş vermeyeceksin onlara. sen florida’da, şurada burada gününü gün ederken, onlar kedinin ciğere baktığı gibi uzaktan sana bakacaklar. o hafta hiç çalışma, akıllı ol! sen artık zenginsin kanki!
bazıları diyor ki: “hocam bize çıkmazsa ne yaparız?”
çıkmaması çok zor bir ihtimal; ama yine de söylemem lâzım. çıkmazsa haftaların sonu mu geldi? devam et! tutturan senden daha mı iyi? onun da iki eli, bir beyni var, senin de… sakın vazgeçme! zaten hayat dediğin ne ki? gözünü açıp kapatıncaya kadar geçip gidiyor.
sayısal yetmez
bu arada sadece sayısal oynamak da akıllı adam işi değil! altılı. spor toto, 5+1, on numara… falan da oyna ki işin garanti olsun. sana söz veriyorum ki bunları yaparsan hayatta iflah olmazsın. iki yakan bir araya gelmez! öyle güzel batarsın ki herkes seni konuşur. mahalleden geçerken komşuların, “bak işte o!” derler. parmakla gösterilirsin. “bu o salak!” diyenler çıkarsa da aldırış etme. seni ancak ben anlarıma.
kareondokuz kareondokuz
buyrun size başımdan geçen bir olayı anlatayım ve bu olayda bir insanın nasıl iflas ettiğini yazayım.

sarıyer'in işlek ana caddesinde taş çatlasın 20 metrekare erkek giyim firması. 20 tane mont, 30 gömlek, t shirt, kot pantolon, şapka gibi ürünler var. seneler önce bu firmadan mont almıştım. gerçekten severek giyindim. seneler sonra aklıma geldi. dedim şu firmaya bir uğrayıp bakayım. aylardan da kasım başı. içeri girip hayırlı işler dedim. adam aynı adam. tepeye astığı montlardan birini işaret ederek bakabilir miyim dedim. alıcan mı dedi. indirirseniz bakıcam dedim. tekrar alıcan mı dedi. bir an beynimi süzgeçten geçirdim. hatalı bir ifade mi kullandım diye. sonra bir şey demeden çıktım oradan. aradan 3 ay ya geçti ya geçmedi. adam kapatıp gitmiş.

işte iflas böyle oluyor.
menekşe kokusu menekşe kokusu
patronun, şirket kasasını kendi cüzdanı gibi kullanması

özkaynaklardan fazla borçlanma - günü gelip bankalar/alacaklar kapıya dayandığında şirkete haciz gelmesine, işlerin bozulmasına ve zincirleme iflasa sürükler.

plansız büyüme, özellikle krediye dayalı büyüme hamleleri - merdiveni üçer üçer çift ayak zıplayarak çıkmaya benzer. ayağınız bi kayarsa tepe taklak aşağı düşersiniz.

kâr/ciro oranının %10 dan az olması - enflasyon karşısında büyüme düşük kalmış olur ve aksine küçülmüşsünüzdür. enflasyonun bir dönem daha çarpması durumunda artık zarar yazarsınız.

ilk aklıma gelenler bunlar.
kralfeanor kralfeanor
inşaat sektörü için çok kısa ve net; düşük kar marjıyla çok fazla iş almak. böyle bir zincerleme olmuştu bir ara bizim oralarda pek çok kişi batmıştı babam dahil. 2004-2005 sonrası herkes ben iş alayım derken pvc sektörü gitti önce sonra müteahhit sayısı azaldı cebinde parası olanlar kaldı sadece piyasada ve seri üretim yapanlar.
topalkırkayak topalkırkayak
bu işte çok para var diye bilmediğin, anlamadığın işe girmek. bilmediğin işten para kazanamazsın güzel kardeşim. para işi bilene, iş yapmasını bilene vardır ve her işte vardır.

ikincisi de kolay yoldan köşeyi dönmeye çalışmak, cin olmadan adam çarpmak.