ilişki

1 /
man on the moon man on the moon
iki olgu arasında kurulan bağıntıya verilen ad.insan-insan ilişkisi,insan-hayvan ilişkisi,tırnak makası-tırnak ilişkisi şeklinde çoğaltılabilir.
fempusay fempusay
olgulardan daha çok nesneler ile özneler; özneler ile özneler veya nesneler ile nesneler arasındaki bağlantıya, etkileşime verilen isimdir. insan öğrenmesinin temelinde bütünüyle bu düz veya çapraz ilişkiler yatar. (bkz: bilginin yaratılması)
anosias anosias
ingilizce affair kelimesinin karşılığı olarak da kullanıldığı görülür. flörtten bir üst seviye olan, kimilerinin çıkmak* olarak adlandırdığı döneme verilen addır. derler ki ilşikiyi yürütmek, birey olmaktan çok daha zordur. bu dönem içinde her şeyi iki kişilik düşünmeli, başka bir insana olan sorumluluklarını da göz önüne almalıdır insan. iki taraftan birinin sevgisinde bir azalma oldu mu veya herhangi biri ortada aslında hiçbir sevgi olmadığı fark ettiğinde bitmesi gerekir. sevgiliyi aldatmak da bir ilişkinin bitmesi için yeterli nedenlerdir biridir.
düşünce sokağı kızı düşünce sokağı kızı
bunun aşk amaçlı modelinde anlaşılması gereken önemli bir nokta vardır. bir ilişkide ayrılık bir kere göze alınabiliyorsa, o ilişki asla düzelmez. fakat genelde kızlar bunu bir türlü anlayamazlar. ilişkiyi kurtarmak için çırpınır dururlar, o ayrı..
fular fular
"işin içinde bir başkası varsa (bir başkasından kasıt senden başka bir insan daha - kız erkek farketmez-), olay bir ilişki, bir paylaşım boyutundaysa, "ben" den "biz" e doğru bir adım bile atılmışsa işte o andan itibaren egolar bir kenara konmadığı sürece o "şey" den bir bok beklemeyeceksin." bir türk düşünürü.
tatalu tatalu
eğer başta tutkuyla, büyük bir heves ve merakla başlamamışsa, bir daha asla toparlanamayan, ancak alışkanlığa bağlı olarak devam eden.

--

birkaç aydır çıkıyorduk. güzel, eğitimli ve tatlı bir kızdı. onu gerçekten seviyordum. bir önceki biberli ilişkimin bütün yaralarını sarmıştı, ona hayrandım.

bana göre her şey normal seyrinde giderken, son zamanlarda çok fazla görüşmediğimizi ve beni sık aramadığını farkettim. az araşıyorduk, sanki belli belirsiz bir trip vardı da nedeni bana söylenmemişti. üzerinde durmadım, işime gücüme baktım.

aradan çok zaman geçmedi, onu görememekten, beni aramamasından hiç etkilenmediğimi farkettim. bitecekti şüphesiz, beni terk edecekti. üzülüyordum, nerede hata yaptığımı bulmaya çalışıyodum ki, nihayet, gecenin bir yarısı, kalbini bana açtı.

" beni hiç sevmediğini biliyorum" dedi. hayır, seviyordum.
" bende hep o'nu aradın. onun bakışını, onun sıcaklığını. ben, koyunun olmadığı yerdeki kuzuyum. seni aramadım. üzerine düşmedim, ilgisiz bıraktım. zamanla, o'na duyduğun tutkunun aynısını bana da duyacağını düşündüm böylece. ama yapmadın. normalde o'na ulaşamadığında, o'nu göremediğinde düştüğün hale düşmedin."
ağzımdan sadece "seni seviyordum.. böyle ucuz taktiklere ne gerek vardı?" cümlesi döküldü. o'ndan konuşmayı sevmiyordum, özellikle şu an sevdiğim kadınla.
" çünkü, bu taktiklerden önce de bana aşık değildin. başından beri. " dedi. "ben kadınım. ezbere öpüşlerin, sarılmaların ayrımını yapabilirim. kalbindeki yangın değilim; huzurlu deniz manzaranım... sonsuza kadar, ara ara sıkılarak seyredebileceğin."

o kadar soğuk konuşuyordu ki, ayılmaya başlamıştım.

beni terketmek üzere olan bu kızı seviyordum. ama doğruydu, o'nun gibi değil. sabahlara kadar ağlamalar, o'nun içindi. uğruna alkolün dibine vurduğum, o'ydu. görmek için yollar teptiğim. artık o'nu sevmiyordum, açık yüreklilikle söyleyebilirim, silinmişti. hatta beni terketmek üzere olan bu kızı gerçekten seviyordum. ama sanırım, hayatımı altüst edecek kadar değil..

"tekrar aşık olacaksın, o'na olduğun gibi" diye sürdürdü sözlerini. "ama ben değilim. en başta, beni ne şekilde sevdiğini biliyordum. yaralarını iyileştirdikten, kalbinin parçalarını topladıktan sonra, bana da büyük bir aşkla bağlanacağını düşünmüştüm. bunun için çabaladım da."

sessizlik oldu. vurucu bir son aradığını biliyordum.

"toparlarım sandım..ama toparlayamadım." dedi.

onu seviyordum. "eyvallah" deyip yoluma bakacak kadar çok.

--

yani, toparlamaya çalışmayalım. enerjimiz bize lazım.
gonewiththesin gonewiththesin
çok dertliyim be sevgili arılar. kaybetmişiz biz birşeyleri hayat yolunda. başkaları tarafından duygularımız o kadar nasırlaştırılmış ki, hissetmemiz gerekenlere bile o nasırlı ellerle yaklaşıyor oluyoruz. anlayamıyoruz karşının yumuşaklığını. küçüklüğümüzde, dünyanın en saf duygusu diye nitelendirebilecek saf aşkımız, kimi ilkokul kimi ortaokul, işte ilk aşkımızda sarfettiğimiz o çaba, o gerçeklik nerede; şimdiki yaşadığımız sahte mutluluklar nerede? herkes birbirine atıyor hatayı. kimse kendine bu ilişki kavramının geldiği noktada kendine objektiflik aynasında bakmıyor.
ama sanırım günümüzün "moda"sının, yani tüketmenin de etkisini çok görüyoruz bu zamani ilişkilerde. geçmişte yenilen bir kazık, ondan sonrakileri geçmişi unutturacak bir tüketim maddesi gibi yapıyor. karşıdakinin ismi, şekli değişse de sıfatı hep aynı kalıyor. insanları da anlık, günlük isteklerimiz gibi tüketmeye başlıyoruz artık. bir sirkülasyon var ortalıkta, insanlar birbirlerinin hayatlarından gelip geçiyorlar. birini tükettikten sonra diğerlerinin tadını merak edip devam ediyorlar hayatlarına. ortalıkta gerçek duyguları yaşamaktansa hep bir taktik savaşı var. ego tatmini bu taktik savaşının başında. duygularla olan savaşını yıllar önce kazanmış, şimdi duyguların "diyarı"nda egemenliğinde çarkını döndürüyor.
lanet olsun...
hala bir "ümidi" olanlara, hala bir şeyleri saf olarak içinde saklayabilmişlere olan oluyor bu acımasız insan tüketim, ego çarkında çok acı eziliyorlar be sevgili arılar... duyguları göstermenin, duyguları "taktik"lerle dolaylı gösterip it dalaşına döndürmekten daha güzel olduğunu düşünenler eziliyor. kendince "sevgi"sini içtenliğiyle yaşayanların canı acıyor. "ben normal değilim", "ben seni üzerim" gibi pis şımarıklık kokan laflar o safların da üstüne siniyor. onları da duygusuz tüketici yapma yoluna zorla itiyor...

giri kavramına uysun diye de bir tanım yapayım:
günümüzde ilişki, uzun zaman önce insanların bir insanda kaybettikleri duygularını karşısındakinin ismi farketmeden, sadece sıfatıyla gördüklerine karşı bir rutin olarak, ruhsuzca dönüp dolaştıkları bir kısırdöngü...
bakarizbiara bakarizbiara
nedir yani nedir?? oyun değildir bir kere.

yok efendim kadınlar şöyledir böyledir bik bik… erkekler de şudur budur.

manyak mısınız lan? insanız insan. milyonlarca çeşit farklı yaratık. duygularımız var bizim. sevebiliyoruz filan. bazılarımız en azından. umutlarını, yaşama sevinçlerini kaybetmemiş olanlarımız sevebiliyoruz. çıkıyor birisi karşımıza. öyle pat diye aşık olmuyoruz her zaman. tanıştıktan aylar sonra belki, bir şey yapıyor. bir hareketi, sıcaklığı, samimiyeti, ilgisi… herhangi bir şey. bir bakıyorsun aklın ona kaymaya başlamış. ondan da görüyorsun bir şeyler, ya da görmüyorsun çok da fark etmez. ama bir şekilde yakınsınız, aylardır tanıyorsun onu. şahsen şimdiye kadarki tüm ilişkilerim bu şekilde başladı. ilk görüşte aşk diye bir şey yok.

konuyu fazla dağıtmadan buraya nereden geldiğimi açıklayayım. ersin karabulut’un bu haftaki öyküsünü okudum. aşk’ı, ilişki’yi çok güzel anlatmış. onun üzerine zaten aldım kalemi elime.

ilişki dediğin nedir allah aşkına? fedakarlıktır, güvendir. önce aşık olacaksın ama. zaten sorun da burada başlıyor. sen ilişkiyi bir oyun, türlü stratejilerle yürüttüğün, kadınlara “biz”, erkeklere “onlar” gözüyle baktığın bir birliktelik şeklinde görüyorsan, yeterince aşık olamamışsındır. doğru düzgün sevmediğin etmediğin bir adamla ne işin var güzelim? onun için fedakarlık yapmadıktan sonra, “aman canım o yapsın, ben ağırdan satayım” düşüncesini kafandan atamadıktan sonra, ne işin var o adamla söyler misin bana? sen ona sevgini gösterince o da sana gösterecektir zaten. çok kafa patlattım ama çözemedim psikolojinizi. sonra da yaşınız ilerler (büyürsünüz demiyorum bak burası önemli) vay efendim ben doğru adamı arıyorum triplerine girersiniz. sen önce insana insan gibi davranmayı öğren, ondan sonra zaten çıkar karşına adam mı arıyorsun ne arıyorsan. tabi bu dediğim erkekler için de geçerli. duygusuz sevişmeler peşinde koştuktan sonra “lan ben ne yapıyorum?” dediğinizde iş işten geçmiş oluyor.

ben bir adamı bu kadar sevdikten sonra, onun için her şeyi göze alıp bu kadar fedakarlık yaptıktan sonra, bir de size bakıyorum. anlamaya çalışıyorum ciddi ciddi. “hayat böyle bir şey galiba, ben yanlış anladım herhalde” diye düşünüyorum saf saf.

ne yapıyorsunuz allah aşkına yaa? bu konu üzerine konuştuğum en doğru düzgün insanlar bile bana oyunu kuralına göre oynamaktan bahsediyorlar. neyin kuralı arkadaşım, ben böyleyim, sen öylesin, öteki farklı. neyi genelliyorsun?

erkekler “seni seviyorum” diyen kızdan kaçarlarmış. kendileri kızların peşlerinden koşmak isterlermiş. ben sevdiğim adama bunu söyleyemeyeceksem neden yaşıyorum ki? neden duygularım var benim?

ben aşık oluyorum. bunun ne demek olduğunu da biliyorum. ömrüm boyunca yalnız kalmaya mahkum da olabilirim, fakat şunu biliyorum ki hiçbir zaman yukarıda bahsettiğim gibi birisi olmayacağım.
maple maple
ağaç kesmek gibi emek verilmesine gerek yoktur. varsa vardır.

- ben bu ilişkiye emek verdim ekekeke.

asla yok böyle bir şey.
oehh oehh
insanı yormaması gerekir.

iki insanın bir araya gelip birbirlerinin hayatını zorlaştırması değildir asla. bilakis, birlikteyken her şey daha güzel daha rahatlatıcı olmalı.

isviçreli bilimadamları çalışmalarını sürdürüyorlar. böyle bir ilişki türü bulabileceklerine inanmak istiyorum ben de.
1 /