ilk aşk acısı

donungözüküyor benjamin donungözüküyor benjamin
çok zor bi dönemdir kişi için. insanın aklında kalan yegane şeylerden biridir bu olay üzerinden kaç sevgili geçerse geçsin. herşeyin ilkini yaşamışsındır onla ilk elini tutuşu,ilk sana bakışı, ilk seviyorum deyişler ve bittiğinde en zor atlatılan dönemlerin başında gelirler.
retrospect retrospect
anasını sattığımın facebook'unun tekrardan yaşattığı şey. fi tarihinden kalma bi resmi görmekle tekrardan azabilen bir ıstırap...

bir gün de faydanı göreyim facebook. sıçtın ağzıma.
gamlı baykuş gamlı baykuş
suratıma yediğim dirsek acısıdır.
ilkokul 1.sınıftayım. sıra arkadaşım yasin'e aşırı derecede aşığım. hani sınıfın peltek konuşan, gözlüklü, sempatik, çalışkan öğrencisi olur ya; işte bizim sınıfta da o çocuk yasin ve ben deliler gibi yasin'e aşığım. tabi bu durum yasin'in pipisinde bile değil, çünkü annem benim saçlarımı besleme gibi kestirmişti o zamanlar; tam bir erkek fatma'yım, zaten yaramazım da. yasin beni napsın?

neyse uzatmıyorum. bi gün bilerek yasin'in silgisini yere düşürdüm derste. amacım yasin onu almak için sıranın altına girdiğinde onu öpmek. yasin eğildi, ben de hemen girdim sıranın altına. o ara silgi biraz geriye düştüğü için yasin kolunu geriye doğru çekince öpücük almak yerine, suratıma dirseği yedim. dudağım patladı ama olsundu; aşk için çekilen acı daha o yaşta bile kutsaldı.
klonlanırken dna sına çay dökülmüş maymun klonlanırken dna sına çay dökülmüş maymun
kanırtandır.

bu ikiye ayrılabilir.
bazı insanlar aşk ile hoşlanmayı birbirine karıştırıyor. aşk her an yaşanacak bir şey değildir. mesela benim iki tane anım var bununla ilgili. ilk hoşlanma acısı, ya da platonik acısı. ve ilk aşk acısı ki ikinci olmasın.

ilk hoşlanmanın sonucu hüsranla sonuçlanmıştı. orta 2. sınıftaydım. ilk defa farketmiştim onu ve ilk defa kalbim kuş kanadı misali çırpınıyordu içimde onu görünce. ilk başlarda bunun ne olduğunun bile farkında değildim ama farklı bir şeydi bu kesindi. o da benimle uğraşıyordu hep. hoşlanıyordu bana göre, kesindi. sonrası acı lan. en yakın arkadaşım için yanıp tutuşuyormuş meğersem. ilk defa ağladım ben biri için.

gel zaman git zaman üniversiteye başladım. bu arada geçen süreçte birkaç kişi geldi geçti ama iz bırakmadılar hiç. adeta bir arkadaşa bakıp çıkmak için gelmişlerdi hayatıma sanki. ne ben bağlandım ne de onlar.

gelelim ilk aşk acısına. 1. sınıfta tanıdım onu. lan bu benim gibi birinden hayatta etkilenmez dediğim anda, benden daha çok etkilenmiş biriydi. ilk görüşte oha dersin ya hani, oha lan bu benim aradığım şey! heh işte öyle. iki yılım geçti onla iyi kötü. aşkın en güzel halini onunla tattım. izi kaldı bende. terkedildim, kalbim yırtıldı orta yerinden.

şimdi bana hangisi geçiyor diye sorarsan eğer; ikisi de geçip gidiyor arkadaşım. şu an ilk platoniğim nerede bilmiyorum ama ilk aşkımın ciddi bir ilişkisi var. bugün beraber çekilmiş bir fotoğraflarına rastladım. acıttı mı? komik ama hayır. lan dedim kendi kendime . ben bunun için ne ağladım bir aralar diye.

neyi öğrendim biliyor musunuz? aşk büyüktür. ama sevgi tanıdıkça büyür, yani aşktan daha büyüktür.
geçin aşkı hoşlanmayı falan, seviyorsan bir güç vardır.
en azından bence öyle en azından bence öyle
insana yepyeni bir bakış açısı kazandıran his olmakla birlikte, benim annemle aramda ayrı bir bağ oluşturmuştur.

15 yaşında yokum, oyun aracılığıyla biriyle konuşmaya başladım. ama öncesi bildiğin boşluk yani. zaten o yaşta ne olacak, birinden hoşlansam yüzüne bakamazdım ortamda uyur gibi kapanır, sesini dinler, hayal kurardım. hani yolda görsem tanımam o derece. ortamlarda adı yabani diye anılan çocuktum. hem soğuk, hem utangaç, asosyal biriydim. bu flört işleri nasıl olur diye de bir etraftan duyduklarımı biliyorum. onlar da bilindik ilk mesajı ondan bekle, kendini ağırdan sat klişeleri. bahsi geçen kişiyle de ilk tartışma, neden sevgi sözcükleri yazmıyorsun üzerine. hani söylemek değil yazmaya utanıyorum harflere elim gitmiyor, aynaya bakıyorum kıpkırmızı olmuşum. çocuk da benden dört yaş büyük, küçük görmesin diye uyum sağlamaya çalışıyorum canım çıkıyor.

annemle de ilişkimiz fiziksel yönden baya kısıtlıdır sarılma, öpme çok nadir bizde uzun zamandır. kendi annesi de ona uzakmış ondan olsa gerek. bir kere saçımı taradığını hatırlamam der annem.
ama tam tersi iletişim yönümüz de çok güçlüydü hep. ben arkadaşlarımın toplamına o kadar sır vermezdim. kendime de diyordum zaten yaşıtın dediğin seninle aynı düşünür neden ondan fikir alasın. annem ömürlük akıl hocam yani.
neyse dedim ya flört işlerinden anlamıyorum. bu çocuk için de hep annemden fikir aldım. tabii işin içine aşk girince başkasının lafını dinleyecek kulak kalmıyor, mecbur yaşayıp göreceksin.

bir iki ay geçti bu çocuk niyeti belli etmeye başladı. ay bu sapık diyorum bırakıyorum, ertesi gün belki cidden ihtiyaçtır diye zorla empati yapıp geri dönüyorum. böyle sonu kolay kolay gelmeyen bir döngüye girdik. bir ara bu triplere girdi ve çok net hatırlıyorum " sorunu söylemezsen nasıl çözebiliriz?" gibi bir cümle kurdum. cevabı da, kaç yaşına geldim bakirim ihtiyaçlarım var tarzı şeyler. hani bu cümleleri kuranlardan hangisi 15 hangisi 19 yaşında epey bir karışmış gibi. bu arada annem de sürekli bu çocuk seni sevmiyor bırak artık diye uyarıyor ama istesem de kurtulamıyorum. çocuk beni bir şeylere ikna etmek için ağzıma sıçıyor. mecazen değil cidden sıçıyor. metroda, otobüste sürttürdüğü kızları, tam verecekken vazgeçenleri anlatıyor, basit diye bahsettiğim arkadaşlarıma talip oluyor, yeri geliyor sen madem vermeyeceksin karıya gidebilir miyim aşkım diye mesaj atıyor. bunu tam sınav günümde atıyor ve okula geç kalıyorum. daha devam ederim mideniz kaldırmaz ve ben bunlara rağmen soğuyamıyorum. artık buna aşk da diyemeyeceğim saplantılı, ruh hastası bir çocukmuşum herhalde. neyse artık son konuşmada da sürekli geri döndüğüm için sağlam bir laf yiyorum, kendime gelip buluşma planından da vazgeçiyorum ama tekrar mesaj atacağından, bu sefer onun döneceğinden çok eminim. çünkü bahsettiklerimi söyleyen kişi bir yandan da ben seni nasıl bırakayım, senin için her şeyi yaparım, şöyle seviyorum, böyle seviyorum gibi şeyler de söylüyor. benim inanmak istediklerim de bunlar. diğerlerini hep görmezden geliyorum.

son konuşmanın üzerinden birkaç ay geçiyor. annemle konuşurken onun adı geçiyor. gülerek umursamaz bir havayla konuşuyorum ama annem nedense birden sinirlenip hakaret etmeye başlıyor. baya ağır şeyler söylüyor ve ben şaşkın, kızgın bir halde nedenini soruyorum. gelen cevap "o kadar zaman sonra hala adını duyunca yüzün kızarıyor, gözlerin parlıyor. inşallah senin kızın da böyle birine aşık olur, her gün üzüldüğünü hissedersin ama elinden bir şey gelmez. o zaman beni anlarsın." çaktırmadan odama geçip gizli gizli ağlıyorum. ama bu sefer onun için değil, gerçekten sevildiğinizde nasıl hissetmeniz gerektiğini anladığım için. o konuşma hayatımın en büyük farkındalığını yarattı ve o da beni seviyordu, bir insan bu kadar seviyormuş gibi yapmaz düşüncemden kurtuldum. bundan sonrası da epey kolay oldu zaten.

yani çok da güzel seviyormuş gibi yaparlar. aman nasıl hemen unuttu da, ben ne hata yaptım diye kendinizi sorgulayıp durmayın. birinin sizi sevdiğini hislerini anlatışından değil size hissettirdiklerinden anlarsınız. annem hep düşüncelerine katılmasa da onlara saygı gösterecek, seni kırmaktan korkacak biri olsun der. kendisinin de doğum günü bugün. okumayacak ama iyi ki var.
nuh unsalyangozu nuh unsalyangozu
sanirim anasinifinda bizim tayfayla oyun oynuyoruz masanin altinda. cocugun teki bana seni seviyorum diyip sacimdaki tokayi cikarip cebine atmisti, bu benden gunluk 1 toka aliyordu iste lan bakiyorum merve nin tokalariyla benim yurutulen tokalar ayni neler donuyormus dersiniz. merve yi koseye cektim bu tokalar ne ayak kardes dedim meger beni seven cocuk tokalarimi merveye verip seni seviyorum diyormus. bak bak serefsize bak sen. ilk kez ask acisi cekmistim merve ye dedim ki bu cocugu ikimiz de sevmeyelim. sonra bir bakmisiz ki baska kizlar da varmis ana okulunda onlara yurudu iste.
kıprıslı minik sarışın kıprıslı minik sarışın
8 yıl olmuş.
lisenin ilk günü,karşı sınıfın kapısında gördüm.
ne telefon,ne internet kullanırdık. sınıf kapısında konuşabilirsek ne mutlu, o da olmazsa okul çıkışı servise binene kadar 5 dk.
utançtan bakamazdım yeşil gözlerine, keşke baksaymışım.

şimdi evli, iki çocuğu var, bi kız bi oğlan.
aşık değilim ona ama, asla unutmam, unutamam..
hep içimde kalıcak,o duyguları o heyecanı bir daha tadamam, onunla hissettim onları,öylede kalıcak.
kelfodul kelfodul
o yaşandı ve bitti.
ondan sonra hiçbirşeyi onun yerine koyamayacaksınız.
ondan sonra yaşanılacak hiçbirşey onun kadar güzel olamayacaktır.
uzun yıllar geçtiğinde bile hatırladığınız da kalbinizi kanatmaya devam edecektir.
zaman zaman acaba şimdi ne yapıyor diye hala merak edebileceksiniz.
aradan 33 yıl geçse bile semtine yolunuz düştüğünde evinin önünden
geçebilecek cesareti hala kendinizde görebileceksiniz.
deliozan deliozan
ağrıdır.
mutlu aşk yoktur
insan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
mutlu aşk yoktur
hayatı bu silahsız askerlere benzer
bir başka kader için giyinip kuşanan
ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
onlar ki akşamları aylak kararsız insan
söyle bunları hayatım ve bunca gözyaşı yeter
mutlu aşk yoktur
güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
içimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
ve hemen can verdiler iri gözlerin için
mutlu aşk yoktur
vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
en küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
mutlu aşk yoktur
bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
mutlu aşk yoktur ama
böyledir ikimizin aşkı da
louis aragon ( türkçesi :gertrude durusoy, ahmet necdet )
deardelilah deardelilah
bir türlü geçmeyendir, hayatınızdan gitmeyendir, her yeni ilişkide aradığınızdır, en enteresanı da geçip gittiğine emin olmanızdır, yıllardır görmeyip nerde ne yaptığını umursamasanız da her yeni ilişki başlangıcında onun size hissettirdiklerinden izler arayıp bulamadığınız takdirde eksik hissetme sebebinizdir.