insan neden sanat yapar

monadiana monadiana
sait faik "haritada bir nokta" hikayesinde şöyle anlatmış: "söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. oturdum. adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım."
kanaat onderi kanaat onderi
insan sanat yapmaz, üretim yapar. yaptığı şeye sanat lobilerince sanat adı verilir veya verilmez. dünyanın en estetik ya da güzel görünen eserini de üretseniz, sanat lobisi bu eseri sanat ilan etmedikçe 'çok güzel bir ürün' olmaktan öteye gidemiyor. hâlbu ki bu lobilerin mensubu ya da sanatçı antetiyle onaylandığı kişilerin ürettiği en boktan şeyler bile sanat eseri kabul ediliyor. örneğin bedri baykam ın spermli peçeteyi tuvale yapıştırması, ya da kırık bir gözlüğün/ muz kabuğunun alelade bir biçimde sanat galerisindeki masaya konması gibi.

dolayısıyla 'sanat' göreceli ve muğlak bir kavramdır. ne olduğu neyin sanat olduğu, geeçek kriterlerinin neyi ihtiva ettiği tam olarak belli değildir. mesela füssli bir aforizmasında sanat ve zanaat arasındaki farkı şöyle dile getirmişti hatırladığım kadarıyla "akşam olduğunda atölyesinin kapısını kilitleyip evine giden kişinin ürettiği sanat değil zanaattir. bu kişi de sanatçı değil zanaakârdır". bu da bir bakış açısı.
polia polia
sanat sanat için mi, sanat insan için mi yoksa sanat toplum için mi?
derin çelişki...


bence insan sanatı kendi için yapar.
tekil kişilik tekil kişilik
sanat, herkesin yapabileceği bir şey olmadığına göre,
sanat, sanatı üretebilenlerin yaptığı bir şeydir.
üretme isteği ve estetik duygular içgüdülerin eseridir.
bu benim görüşüm herkese göre değişir.
ama bence insan içgüdülerini dinler ve sanatla buluşur.