instela yazarlarının itirafları

jeremymatheson jeremymatheson
yaşlandığımı hissediyorum. bu güzel bir şey değil. büyüdüğünü; yıllar geçtikçe daha da olgunlaştığını görmek değil benimkisi; yaşlanmaya başladığını hissetmek. ve bu çok tuhaf.

dün arkadaşımla birlikte teoman konserine gittim. çevremizdeki herkes yaşça 18-22 arası falandı; yaşça bize göre küçüktü. biz aralarında sanki yaşlı gibiydik. onları konserde o saçma sapan ama saf hareketleriyle görünce o yaşlardaki halim o kadar yabancı geldi ki. 5 sene önce de aynı yıl içinde 6 kez teoman'ı dinlemeye gitmiştim. o zamanlar gitmeden önce birkaç bira içmemek olmazdı. hafif çakırkeyif olmadan konsere girmez; boğazımız patlayana kadar şarkılara eşlik etmeden konseri bitirip dönmezdik. bu kez öyle olmadı. öncesinde içmedim bile. o an canım istemedi. konser boyunca spotify karışık çal modunda, sevdiği şarkıcının sevdiği şarkılarına denk gelmek için sürekli karşısına çıkan o sevmediği şarkıyı değiştiren, değiştirmek isteyen tiptim. bakınız memnuniyetsizlik.

son zamanlarda üniversite dönemimi çok fazla hatırlar oldum. deli gibi film izleyip kitap okuduğum; gezip dolaştığım o güzel günler. o zamanlar konsere gitmek, bir sergi gezmek çok büyük mutluluktu benim için. şimdiyse konser kaçta biter, eve kaçta dönerim, sabah kaçta kalkarsam işe yetişirim diye düşünüyorum. ben ki inception'ı baştan sonra 14 kez izlemiş adamım; şimdi izliyim desem o 148 dakikayı sığdırabilecek zaman bulmakta bile zorlanırım. acı.

zaten hep fazla düşünen, yaşına göre olgun davranan birisiydim. yaşça daha küçükken çok da fazla sorun teşkil etmiyordu bu durum. ama artık bu yapımı sevmiyorum. eskisi gibi çılgınlıklar yapmayı gözüm yemiyor. belli kuralların ve sınırların dışına çıkamıyorum. malum, çalışma hayatı. bildiğiniz üzere doldurulması gereken haftalık kotalar. artan sorumluluklar. hepsi hayatını bir şekilde düzenliyor zaten. metrekaren belli. 24 saat. büyük kısmı eşyalarla dolmuş taşmış; sen bel ağrısı yaşadığın için o küçük alana rahat bir yatak sığdırma derdindesin.

hayatım boyunca hep duygusal birisi oldum. kararlarımı alırken mantıktan çok duygular daha ön plandaydı benim için. aslında bu şekilde almış olduğum hiçbir karardan pişman da değilim. ama artık mantık ağır basıyor. kendime yabancılaştığımı hissediyorum. bu ben değilim sanki? ya da başından beri olması gereken ben hep bu muydu? yıllar geçtikçe bugün doğru olduğuna inandığım şeyler hakkında ne düşüneceğim? belki de nefret edeceğim. sigaradan nefret ediyorum. bilmiyorum.

ama bildiğim tek bir şey varsa; o da eski halimi çok özlüyorum. bazen de değil. çoğunlukla.
her ismi almislar her ismi almislar
çok güzel kısmet açıyorum. son 3 sevgilim ayrıldıktan sonra maksimum 2 sene içerisinde evlendi, bir tanesi uzun vadede izmir'e yerleşme planımdan bahsettiğimde -ne işin var orada? diye burun kıvırmıştı şimdi izmir'de iş kurdu. en sevdiğim kız ismini çocuğuna koyan mı dersin nispet mi yapıyorsunuz allahsızlar!
blackslimbright blackslimbright
abi burnumu karıştırmayı çok seviyorum. gece böyle yatakta burnun böyle kuru bir sümük seti tarafindan tikanmisken sondaj yapıp onu çıkarınca temiz havayı çekmek süper. sonra o sumugu yatağın duvar tarafına ve aşağılara doğru yapistiriyorum.
her ismi almislar her ismi almislar
soğuk ve yağışlı bir yılbaşı gecesi tombalanın dibine vurmuşken, kolanın su gibi aktığı saatlerde telefonum çaldı yetişemedim hemen geri döndüm tabi. yaklaşık 30 saniyelik kısa bir diyaloğun ardından yanlış numara olduğu anlaşıldı ve görüşme sonlandı.

5 dakika "sesin çok güzel" mesajının ardından beni hangi şerefsiz işletiyor diye düşünmeye başladım. bir yandan da gizemli kızla mesajlaşmaya ve haftada 1-2 kez telefonla görüşmeye devam ederken bir yandan da dershaneden ve yakın çevreden kimin işlettiğini düşünmeye devam ediyordum.

adı burcu, gözlüklü ve karateci. ek olarak efor dershanesine gidiyor. kızın hakkında bildiklerim bunlar.

bir süre sonra burcu ile görüşmeye karar verdik. dershanenin öğle arasında ortak noktada buluşmak üzere sözleştik. görüşmeden bir gün önce tek başımıza sıkılırız yanımızda arkadaşımız da olsun önerim kabul edildi.

görüşme günü yanıma arkadaşımı alıp buluşacağımız yerin tam karşısındaki pastanede 15 dakika önceden pusuya yattık. kendi içimizde sözleştiğimiz üzere kızlar güzel değilse gidecektik. derken yolun aşağısından ellerinde efor klasörleriyle 2 kız geliyordu. gözlüklü ve karateci burcu'yu gördükten sonra ters yöne doğru gitmeye başladık. ararsa diye telefonun da sesini kıstım sonra dershaneye geri döndük. telefonda 10+ cevapsız arama ve sonrasında dinimizce oldukça günah olan bela okumalı mesajları temizleyip burcu defterini kapattım.

olaydan 3-4 ay sonra başka bir arkadaşım lise diplomasını almak üzere mezun olduğu liseye gidecekti bana gelir misin diye sordu. koşulsuz kabul ettim ve lisenin önüne geldik. okula girdi ben de beklemeye başladım. kısa süre sonra yanıma yaklaşırken -tülay naber? dedi. +iyidir senden naber? liseden arkadaşıyla konuşmaya başladılar.

-napıyorsun
+dershaneye gidiyorum
-hangisine?
+efor'a

çocuk konuyu bildiği için biz ikimiz gülüştük, tülay neden güldüğümüzü sordu. ben anlatmaya başladım. +çok çirklerdi ama öyle böyle değil. -o kızlardan biri bendim. dedikten sonra -burcu çok ısrar etmişti, kıramadım. diye ekledi. evet ben de aslında görüşmeyecektim, böyle şeyleri sevmiyorum ama kırmak istemedim diye toparlamaya çalıştım, olmadı.

özür diledim, ayrıldık.

bu da böyle bir anımdır.
charles hank charles hank
sanırım son zamanlar da tanrı bile benden ümidini kesti
dip bir betlik
kulaklarım da alpay
ne sike yarıyorum
insanlar gerçeklerin acıttıgını bildiği için ondan kaçarlar
benim gibilerse gerçeklere kucak açar
hayallerde yaşayıp mutlu olmak bize göre değil
bizim kaçışlarımız içimizedir.