instela yazarlarının itirafları

clitor eastwood clitor eastwood
uzun zamandır görmemiştim kendisini;
sabah aradı, beni görmek istediğini söyledi,
bir zamanlar iyi arkadaştık, keyifli hatıralara binaen icazet ettim.
şehri güzelce gören bir falez kenarında buluştuk.
beni görür görmez ağlamaya başladı,
dediklerimin çıktığını, o zamanlar bana inanmadığı için kendisini çok suçlu hissettiğini söyledi. tüm bunları söylerken başı omzumda, uzaklara bakar halde, bir eli dizimdeydi.
hoş hatun olmasına rağmen pipimin zerresi etkilenmedi bu firârî yaklaşımından.
aksine kızdım, uzunca süre konuşmadan dinledim.
"bu mu yani? bunca zaman sonra bu saçmalıkları söylemek için mi arayıp beni uykumdan falan alıkoydun?" dedim.
çok şaşırmış halde "ne yani, hiç mi önemi yok senin için, özür dilemek istedim" dedi.
"açıkçası hiç sikimde değil, üzerinden ne kadar zaman geçtiğini bile hatırlamıyorum" dedim.
daha ağlamaya başladı.
"sanmıştım ki.." diye başladı lafa, devam ettirdim sözünü kesip:
"sanmıştın ki buraya gelirsin, ağlar zırlar omzumda kuluçkaya yatarsın, elini dizime koyarsın, ben de 'ağlama ya, gel bana gidelim' falan derim, kalkar gideriz, eski günleri yad edip kahvaltı falan ederiz, sonra neler ederiz?
"ya yok, ne demek, ben şey" derken,
"sen ney, hep bu sikik tavırlar içindeydin, o günlerde ne kadar sikimde değilse, şimdi de değil." dedim.
"bu kadar gaddarlaşıp, merhametsiz olabileceğini bilmiyordum, ne oldu sana?" dedi.
"bu gibi durumlarda başka ne tür davranışımı gördün ki, yalap şalap ağlayınca kimi sardığıma şahit oldun da, şimdi bana ne oldu olduk?" dedim.
daha ağlamaya başladı.
"neyse" dedim, "ben gideyim. bir daha bir süvari alayı peşinden kovalamadıkça ya da evin barkın kalmayana kadar aramazsan sevinirim. geçmişte kalıp birden ortaya çıkan kişileri sevmem" diye de ekledim.

şok olmuş halde bana bakarken, yanında ayrıldım.
bu sikik egoyu, dalyarak zırıltıları anlamıyorum.
ağlayacaksan, psikoloğa git kardeşim, ben sosyal hizmet görevlisi miyim?
kurbağadan falan farkları yok yani.
hak etmeyene, iltimas göstermeyen karasularım var.
bu yüzden çok kişi kaybettim, pişman değilim.
bir ordu kadarını daha kaybedebilirim. benim için bir değerleri veya farkları yok.
taşaklı olmayan, uzak geçiversin.

bunları neden yazdım?
vaktim vardı.
bu tür bir durumda kalacak olan varsa, örnek olsun deyu da yazmış olabilirim.
tam sebebi, her şeyin ve her şeyde olduğu gibi, elbette ki müphemdir.
marseille marseille
biz kaybedenleriz. bizim şans yüzümüze gülmez. bize şans arkamızdan güler. hep nereye gittiğimizi sorarlar; neden kaçtığımızı kimse bilmez.

bizi ya sevmezler, ya sevmezden gelirler...


alın size itiraf.
ne bu tantana ne bu tantana
ailesiyle pek de sıkı bağları olan biri değilim. hatta yıllarım onlara kafa tutmakla geçti, yeni yeni aramız düzeldi.

az evvel babam aradı. çok güçsüzdü sesi. ölüm döşeğindeymiş babaannem, apar topar memlekete gidiyorlarmış. babam çok düşkündür babaanneme, bundan sebep ismini de bana vermiştir. küçükken bir süre o bana bakmış diye her iyi huyumu babaanneme benzetir. hep azarlar beni, ben sana annemin adını kurdum sen layığını veremiyorsun diye.

aklım başımdayken pek görmüşlüğüm yok babaannemi. arayıp sormazdım da. ölüyormuş. pek bir şey hissedemiyorum. ama babamın güçsüzlüğü içimi eziyor. yapabileceğim hiçbir şey yoktu, kendi hayatımı kurmasam gözlerini kırpmadan istikbalimle oynayabilecek insanlardı. ama bir yandan buz gibi, bir yandan güçsüz, bir yandan tuhaf bir suçluluk hissediyorum. ne hissetmeliyim bilemiyorum.
jeremymatheson jeremymatheson
yaşlandığımı hissediyorum. bu güzel bir şey değil. büyüdüğünü; yıllar geçtikçe daha da olgunlaştığını görmek değil benimkisi; yaşlanmaya başladığını hissetmek. ve bu çok tuhaf.

dün arkadaşımla birlikte teoman konserine gittim. çevremizdeki herkes yaşça 18-22 arası falandı; yaşça bize göre küçüktü. biz aralarında sanki yaşlı gibiydik. onları konserde o saçma sapan ama saf hareketleriyle görünce o yaşlardaki halim o kadar yabancı geldi ki. 5 sene önce de aynı yıl içinde 6 kez teoman'ı dinlemeye gitmiştim. o zamanlar gitmeden önce birkaç bira içmemek olmazdı. hafif çakırkeyif olmadan konsere girmez; boğazımız patlayana kadar şarkılara eşlik etmeden konseri bitirip dönmezdik. bu kez öyle olmadı. öncesinde içmedim bile. o an canım istemedi. konser boyunca spotify karışık çal modunda, sevdiği şarkıcının sevdiği şarkılarına denk gelmek için sürekli karşısına çıkan o sevmediği şarkıyı değiştiren, değiştirmek isteyen tiptim. bakınız memnuniyetsizlik.

son zamanlarda üniversite dönemimi çok fazla hatırlar oldum. deli gibi film izleyip kitap okuduğum; gezip dolaştığım o güzel günler. o zamanlar konsere gitmek, bir sergi gezmek çok büyük mutluluktu benim için. şimdiyse konser kaçta biter, eve kaçta dönerim, sabah kaçta kalkarsam işe yetişirim diye düşünüyorum. ben ki inception'ı baştan sonra 14 kez izlemiş adamım; şimdi izliyim desem o 148 dakikayı sığdırabilecek zaman bulmakta bile zorlanırım. acı.

zaten hep fazla düşünen, yaşına göre olgun davranan birisiydim. yaşça daha küçükken çok da fazla sorun teşkil etmiyordu bu durum. ama artık bu yapımı sevmiyorum. eskisi gibi çılgınlıklar yapmayı gözüm yemiyor. belli kuralların ve sınırların dışına çıkamıyorum. malum, çalışma hayatı. bildiğiniz üzere doldurulması gereken haftalık kotalar. artan sorumluluklar. hepsi hayatını bir şekilde düzenliyor zaten. metrekaren belli. 24 saat. büyük kısmı eşyalarla dolmuş taşmış; sen bel ağrısı yaşadığın için o küçük alana rahat bir yatak sığdırma derdindesin.

hayatım boyunca hep duygusal birisi oldum. kararlarımı alırken mantıktan çok duygular daha ön plandaydı benim için. aslında bu şekilde almış olduğum hiçbir karardan pişman da değilim. ama artık mantık ağır basıyor. kendime yabancılaştığımı hissediyorum. bu ben değilim sanki? ya da başından beri olması gereken ben hep bu muydu? yıllar geçtikçe bugün doğru olduğuna inandığım şeyler hakkında ne düşüneceğim? belki de nefret edeceğim. sigaradan nefret ediyorum. bilmiyorum.

ama bildiğim tek bir şey varsa; o da eski halimi çok özlüyorum. bazen de değil. çoğunlukla.
her ismi almislar her ismi almislar
çok güzel kısmet açıyorum. son 3 sevgilim ayrıldıktan sonra maksimum 2 sene içerisinde evlendi, bir tanesi uzun vadede izmir'e yerleşme planımdan bahsettiğimde -ne işin var orada? diye burun kıvırmıştı şimdi izmir'de iş kurdu. en sevdiğim kız ismini çocuğuna koyan mı dersin nispet mi yapıyorsunuz allahsızlar!
blackslimbright blackslimbright
abi burnumu karıştırmayı çok seviyorum. gece böyle yatakta burnun böyle kuru bir sümük seti tarafindan tikanmisken sondaj yapıp onu çıkarınca temiz havayı çekmek süper. sonra o sumugu yatağın duvar tarafına ve aşağılara doğru yapistiriyorum.