instela yazarlarının itirafları

lacey lacey
ilkokul ikiye giderken "seninle uğraşacak vaktim yok dilekçe yazmayı kendin öğren ben imza atayım sadece" diyerek beni beyaz a4 ile tanıştıran babamdı. o gün bugündür nefret ettim beyaz kağıtlardan. hep ürkütürdü beni.
kağıt lan kağıt. beyaz kağıt. ürkütücü.
ve havanın nasıl olduğunu bile bilmediğim bir salı günü elimde yine onlardan birini tutuyorum. saatlerdir içiyorum. aman doktorum duymasın. sonra totomu ısırır. çok da sikimdeydi. sikimde miydi?
yoruldum sözlük. aklımın iplerini saldım.
bir gece sabaha karşı o kadar çok ağladım ki içimdeki hıçkırıklarla şiirlere meze, soğuk yataklara malzeme oldum.
acı çektikçe güçlendim. hiç istemedim çekmeyi. sonra hep bir yol buldum. güçlenerek ilerledim. ölümle güçlenmek arasında hep bir seçim yaptım. gel gör ki güçlü olmak bir tercih değilmiş. zorunlulukmuş. ve en güçlü olduğum zamanda yok oluyorum. bunun için miydi her şey?
siktirin gidin ordan bu yüzden mi çektim ben her şeyi? hani dünyayı daha güzel bir yer yapacaktı sevgi? beni yıkamazsınız dediklerimi, sağlığımı, esaretimi yendiğimde bu hayata cenneti getirecektim hani?
siktirin ordan. canım acıyor. çok bağırdım, çığlık attım, soğuk koridorlarda bıraktım ciğerlerimi. bunun için miydi?
nereye gideceğini bilmeyen adımlar.
yalancı gülüşler.
soğuk ateşler.
kanayan ruhlar.
ne işe yarayacak bu saatten artık?
alkol bütün güzelliklerin anası. bazen çok korkuyorum sarhoş olmaktan onu arayıp her şeyi dökülürüm ve yine yıkılırım diye. sonra aklıma sarhoş olduğum halde aramadığım geceler geliyor. kendimle gurur duyuyorum öyle zamanlarda ahahahha. o da kendisiyle gurur duydu mu acaba bana "insanlara şans ver, onları benle aldatmış sayılmazsın" cümlesini sıradan birisine söyler gibi söylediğinde?
ne kadar basitmişim. ne kadar yokmuşum. ya da varmıymışım?
yine barbeküye mi atarım 276 sayfayı?gerçi bir daha nah yakalarım o sayıyı.
siktirin gidin. çok güzel bir öğretmeni, sonsuz bir sevgiliyi, affedici bir kalbi, dünyayı sevgi kurtaracak diyen bir salağı, kocaman bir insanı bu dünyadan siliyorsunuz. boklu götlerinize kına yakın.
yayında ve yapımda olan herkese az teşekkürler.
neyse sözlük. sarhoş olmadan son kez belirtmek istiyorum ki bütün kötülüklerin anası beyaz kağıt. bütün kötülüklerin sebebi minik elli kedi. kağıtların bile geri dönüşümü var. bir işe yarayacaklar. o öyle değil. onun otuzlu, kırklı, sikli yaşları var. ben ne bok yedim diyeceği zamanları olacak. yine zilim çaldığında "ay told yu biç" diyemeyecek olmak. meh. 4 romanlık malzeme çıkarırım bana yaptıklarından. hep dedim ki helal hoş olsun, değerdi. canın sağ olsun affettim falan.
olmasın ya. bu sefer hiçbir şey olmasın. hakkım yanımda gelsin. ahım göğe çıksın. yaşım yanına kalmasın. küçükken babaannem bana eğer birisi sana hakkını helal etmezse arafta karşılaşırsınız, kimsenin hakkını yeme demişti.
arafta görüşürüz diyeceğim, ona da inandığımız yok amk.
kapatma düğmeme bas sözlük. hava soğudu. ben delirdim.
kedilerin de bir bok bildiği yok zaten.
nietzsche ölmedi kalbimizde yaşıyor nietzsche ölmedi kalbimizde yaşıyor
selam sözlük sana yazmayalı bir yıldan fazla oldu.

bir yıl sonra da ilk yazacağım entry keşke game of thrones finalinin hakkında ''böyle de olmaz ki kardeşim'' mahiyetinde uzunca bir entry olsaydı haha. ama buraya geldim. kendimi yaşlı hissediyorum sözlük daha yirmili yaşlarımın başında olmama rağmen yorgun bıtkın üzgün hissediyorum üzerimde geçmeyen huzursuzluk duygusu var. lan coğrafya kaderdir maderdir diyolardı da inanmıyoduk aha da tuttu yakamızdan coğrafya, kısılıp kaldık.
gençliğimin ilk baharını devlet tarafından oluşturulan dandik sorulardan oluşan ilgi ve yeteneği nerdeyse yok sayan bir sınav için gece gündüz demeden çalışarak geçirdim. ikinci yarısı ise ekonomik krizden dolayı bok yoluna gidiyor gibi. benim verdiğim emeğin 10/1ini bile vermemiş yabancı ülkeden akranlarım bi yandan partileyip bi yandan patır patır iş bulup bir yandan da ülke ülke gezip ''muhasır medeniyet seviyesi''nde yaşarken biz iki elimizle başımızı avuçlayıp acaba iş bulabilir miyim'i düşünüyoruz. bilmiyom sözlük. inşallah hayır olur ne diyim.
panther panther
bazı izler silip atılmıyor.

öyle bir yerleşmiş ki sol yanıma, araya başka sevgiler girdiği halde onun olduğu yere kimse ulaşamadı. kimse onu oradan atamadı. gitti sandım, bitti sandım. taht artık boş sandım ama değilmiş. en dibe düştüğüm anlarda hâlâ aklımdan geçen ilk şey onunla paylaşmak, sohbet etmek oluyor. tuhaf bir kısır döngü bu, onda başlayıp onda bitiyor.

aşk olmaktan çıktı hislerim. bu bambaşka bir şey. bu eksiklik, bu yarımlık, bu diğer parçana ulaşma çabası.
kubarova77 kubarova77
gecenin en özlem dolu saatleri yine bunlar. duyguların düşünceleri alt ettiği, kapandı sanılan yaraların kanadığı saatler.. algıda seçicilik kötü şey. oysa ben ne severdim algı psikolojisi dersini. gestalt'ın bütün yasalarını ezbere bilirdim.
hayatta tesadüflere inanan romantiklerdenim sanırım. ona dair en ufak bir anıyı tetikleyecek şeyler bile hoşuma gidiyor son zamanlarda. silinmesini hiç istemediğim bir anı gibi tekrar tekrar kaydediyorum her şeyini. sesini, tınısını, düşüncelerini..
ne diyordum algıda seçicilik.. belki de onu hatırlamak istediğim için onu hatırlatan her şeyi bu lanet beyin inatla gösteriyor gibi. geçmişte yaşamayı da seviyorum orası ayrı. hani diyorlar ya "en mutlu olduğum zamanmış, bilmiyordum" diye. işte aynısı bu. sanırım ona dair tanımlayabildiğim tek şey bu. ne bir duygu ne de bir düşünce.
dokunma ki benim için en önemli duyudur. her bir hücreyi hissetmek, tenin ürpermesi, sarılmak.. bana iyi hissettiriyor. ilk kez dokunmadan da hissetmeyi öğrendim, sayesinde. uzakları yakın eden kelimeleriyle..
minnettarım. dünyada milyarda bir ihtimal bile olsa karşılaştığım için. belki paralel bir evrende hala yakınsındır, kim bilir?