instela yazarlarının itirafları

katia katia
mutsuzken hiçbir iş yapasım gelmiyor. mutluyken de çalışıp mutsuz olmak istemiyorum.
o sebeple genelde her işimi erteliyorum yumurta kapıya dayanana kadar. sonra da mutsuz bir şekilde o işi yapıp, bitti diye mutlu oluyorum.
4
iş bitiren frank iş bitiren frank
itiraf ediyorum birazdan seri şekilde itiraf edeceğim.

1. istanbul içinde özellikle e5 te yol boşken bile sol şeritte 60-80 arası sabit hızla seyreden bir araç gördüğümde genellikle bu hızların çok daha üstünde seyir etmemden kaynaklı selektörle birkaç kez yol istiyorum, 20-30 saniye sonra halen yol vermemiş olursa sağından dikiz aynasını ve sağ tamponunu silme geçip önünde ani bir şekilde frene basıp hızımı onun seyir hızından 10 km daha aşağıya düşürüp sağ şeride geçene kadar o şekilde devam ediyorum.

2. finansbank yönetiminin kafasını anlayamıyorum. geçmişte ticari müşterileriydim. bireysel hesabıma ortaklarımdan yüklü miktarda para transferi oluyordu tabi kendi hesaplarımdan da aynı şekilde. üstünden neredeyse 6-7 ay geçtikten sonra enpara da dahil olmak üzere hesaplarıma mobil işlem blokesi getirilmiş. tüm banka, atm ve poslardan işlem yapmaya izin verip mobil şubeyi kısıtlamak niye?

3. çok fena şekilde sürat tutkum var. ölmesek iyi.

4. bugüne kadar ki tüm hobilerim pahalıydı. seri şekilde slalom yapar gibi makas atmakta buna dahil. (makas atmanın cezası bin lira) ağız tadıyla bi makas bile attırmıyorlar mk ülkesinde..

5. motosiklet kullanmayı çok sevip bir o kadar da tırsıyorum kolum bacağım kopar diye. tam olarak 4 yıldır motosiklet tutkum var ve kendi kendimi sen motosiklet alırsan 1 haftada ölürsün olum diye frenliyorum. nereye kadar böyle gidecek bilmiyorum.
1
rose whisper rose whisper
süslü sözlük yüzünden ruh sağlığım bozuluyor :(

her gün bir sürü ilişki sorusu okuyorum kalleş erkek ve kadınların yaptıklarını görüyorum. cinlerim tepeme çıkıyor ve erkeklere güvenim eksilere iniyor.

eşşoğlu eşşek, yavşak, kafası asfalta sürülesi bi erkek ve kadın grubu var. bugün bir kadının gözyaşlarına sebep olmuş bunlardan bir çifti, elime geçse adam tutar dövdürürüm ama nerde.

bu eşşoğlu eşşek erkek ve kadın tayfasının karakterik özelliklerinin ilki; evli olmalarına rağmen, halihazırda bir ilişkileri olmasına rağmen ya da olmasa bile iş yeri ortamında karşı cinsten biri ya da birileriyle böyle bi cıvık haller, el şakaları, gereksiz vücut teması, gizli flörtözlükler, sigara kankalığı (sigara bahane) falan yani anlayacağınız partnerleri olmasına rağmen böyle bi yavşak hareketler, flörtözlüğüne son vermemeler ama partner, sevgili, eş bundan işkillenince de yok canım aa sen bana güvenmiyor musun ayağı yapmalar.

sizin aq ben e mi. oçler.

böyle yavşak insanlara tahammülüm hiç yok. ben ki müzmin bekar, buna rağmen erkeklerle gereksiz şakalara girmem ama bu oçler partnerlerini siklemeden işyerinde bir sürü ceviz kırıyorlar. bazı erkekler evde süt dökmüş kedi ama dışarıda kırdığı cevizlerin haddi hesabı yok.

evli olduğu bilinip tüm şirketin gözünün önünde iş arkadaşıyla sevgili olan pezevenk ve şıllıklar da varmış bu arada. bir tane babayiğit de evde oturan o gariban eşe haber vermiyor. dünyanın çivisi çıkmış.

umarım ölürsünüz.
absürt adam absürt adam
sanırım evlenmeyeceğim. ama anneme söyleyemiyorum. çünkü içinde birikmiş bir torun sevgisi var. üstüne üstlük benim için o kadar çok şeyden vazgeçti ki ona bu istediklerini vermezsem de nasıl bir evlat olurum bilmiyorum. sanırım evleneceğim.

evlilik bireyselliğin bu kadar arttığı bir ortamda o kadar zahmetli geliyor ki




sevginin sınırları yıkmasının bir göstergesi olarak kız arkadaşlarımdan öyle saçma şeyler dinledim ki normal zamanda "ben bunu niye dinliyorum" diyeceğim şeylerdi ve bunları ağzı açık şekilde dinliyordum. şimdi düşününce ancak farkediyorum. üzerine daha da düşününce "acaba ben neler saçmaladım da o dinledi" fikri aklıma geliyor. gerçekten de iletişim bireyselliğin bu kadar arttığı bir toplumda bir zahmet halini alıyor ve bir ömür boyu ağzım açık dinleyeceğim birisini bulamayacağımdan korkuyorum.


bu da tema müziği:

sadecegunlukseyleryazicam sadecegunlukseyleryazicam
son birkaç gündür telefonun fener ışığı açıkken uyuyorum.

telefonun feneri bana ışıldak ışığını hatırlatıyor. 2000'liler bilmez, çocukken elektrik kesintileri şimdiye kıyasla çok daha sık yaşanırdı. hele ki biz ücra bir semtte oturuyorduk ve elektrik gitti mi kolay kolay gelmezdi. elektriğin gitmesi, ışıldağın açılması ve tüm ailenin bir odaya sığışması demekti. tüm elektrikli aletlerin kapandığı, kitap okumanın ya da yazı yazmanın zorlaştığı ortamda yapılabilecek tek şey birbirimizle sohbet etmek, bir şeyler anlatmak falan olurdu. elektrik kesikken birbirimizle normalde geçirmediğimiz kaliteli zamanı geçirirdik.

işte telefonun feneri de birkaç gündür bana o zamanları hatırlatıyor. annem babamla birlikte yaşadığım, fazla sorumluluğumun olmadığı, hala ilkokul öğrencisi olduğum huzurlu günlere, çocukluğuma döndürüyor. hatta elimle gölge hayvanlar yapmaya bile başladım.*