instela yazarlarının sevdiği şiirler

2 /
zokarca zokarca
kapı aralık,
aralık kapı,
yeşil kapı aralık;
aralık yeşil kapı
yeşil kapının ardında ne var
bok var

merakla ilgili bir şiir çok etkilenmiştim
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
savursun rüzgar saçlarımı,
sokak lambasının dibindeyim.
sorular
soru işaretleri.
gidecek bir yer düşündüm,
olmadı.
kendime düştüm yine.
neden sonuç ilişkisini bıraktım
ayak bastığın kaldırıma.
yoksun
bir duman, bir yudum
kendimdeyim hala.
oysa ki alışmıştım tenine
şimdi ise…
boşver, bende hala şimdi ise’deyim.
yaşattığın her anı yaşıyorum tek başıma.
hak ettiğim buymuş demek ki diyorum
başlıyorum ilk adımlarımı atmaya,
halim yok aslında
emeklemekten sıkıldım.
düşer mi yağmurum avuçlarına,
hepsi yalan,
hepsi palavra.
koşar adım kendime geliyorum
kendimdeyim.
bir duman, bir yudum.
savursun rüzgar saçlarımı
sokak lambasının dibindeyim
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil

nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.

belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü

biraz nietzsche biraz kant kafan karışmış belki

parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?

pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!

kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.

iyi kitaplar okudum bir boka yaramadı.
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
canımda damıttım
seni ey zulüm,
sancısını
inceden
kum gibi taşıdığım...
kasığımda
amerikan kemendi
bağıra bağıra
geceler boyu
kaskatı kesilip
kan işediğim...
uzmandı
cellatlar
ve hin oğlu hin
akım kabloları
kıskaçlarıyla
bilenmiş azıları
buyruğunda
gangister
emperyalizmin...
gene de yıkamadılar
sökemediler
ve bozguna uğradılar
he canım
karşısında
çırılçıplak yüreğin.

ahmed arif.
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
biri seni bulacak
önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan
biraz ürkeceksin!
ne kadar dirensen de nafile.
insansın sonuçta, seveceksin.
eski acılara bakıp da küsme sevdalara
gâvura kızıp da oruç bozulmaz!
sök at kafandan acaba’ları!
bir kemik ayni yerden iki defa kirilmaz.

can yücel.
esrik filozof esrik filozof
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
gülüşerek başlıyoruz söze
bir şey var aramızda
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda
senin gözlerinde ışıldıyor
benim dilimin ucunda

(bkz: nahit ulvi akgün)
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi.
ve varlığın ile buluşamadı
sorun yok, sadece bekle.
güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir,
çiçekler açacaktır,
rüzgâr esecektir
ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur.
olması gereken kendiliğinden olur.

izlemene devam et, şahitlik güzeldir
hem olayın dışındasındır hem de içinde...
o bir dengedir,
o anlamlıdır,
şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş.
güzellik olanların içinden filizlenecektir;
zorlamaya gerek yoktur.
olması gereken kendiliğinden olur.

hayat üç buçukla dört arasındadır
ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.

neyzen teyfik. bir acayip adam.
ambiguous myth ambiguous myth
bir an sevinç duyarken, korkuyorum sonra hemen,
haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi;
bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken,
sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi?
bazen, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle,
doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra,
senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte,
ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya.
işte böyle, her gün hem açlıktan ölüyor, hem tıkanıyorum;
ya oburca her şeyi yiyorum, ya da hiçbir şeye dokunamuyorum.

üstad'ın * 75. sonesidir kendisi.
brainiac brainiac
bu yüzden, ruhlarımız tek olduğu için,
ben gidecek olsam bile, asla kopmazlar
birbirlerinden, hava inceliğinde
dövülmüş altın gibi, uzayıp giderler sadece.

bir değil, iki olsalar da tıpkı
iki sağlam ayağı gibidirler bir pergelin;
senin ruhun, pergelin sabit ayağı,
hiç kımıldamaz, öbürü oynamazsa yerinden.

merkezde dursa da senin ruhun,
öbürü uzaklara gittiği zaman,
eğilir kulak kabartır ardından
ve öbürü döndüğünde dikleşir yeniden.

john donne
küçük kadın küçük kadın
boşver be yaşı başı
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü... bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir
kış günü, öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir od aya, ister kıra
bayıra vur da git.
dert etme ellerini, onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine.
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

can yücel
emirko emirko
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
düşmanımdır ikisi..
sana gelince...
yazıyorsun..
okuyorum..
kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
ne yazık!..
ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
biri sensin,
biri o,
biri ötekisi...
kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
sana gelince...
ne ben sezarım,
ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz,
düşman bile değiliz..

nazım hikmet
2 /