ismail hakkı bey

hanspeterberigel hanspeterberigel
namı-diğer bestaminin kemancısı. levent kırcanın aman mesaj vereyim, toplumun çivisini yerine ekleştireyim moduna girmesinden önceki dönemine denk gelen tiplemelerinden biridir. totoş şarkıcı bestaminin kemancısı rolüne sahip olup, şişko, dombili, kel bir şahsiyettir. mevzusu, karnı acıktığı vakit haldır haldır yiyecek bişeler arayıp genellikle bulduğu bi tencere dolusu yemeği sonuna kadar tüketerekten, o esnada bunu gören bestaminin "ay kız çatlican walla" sayhalarıyla gülme krizine tutularaktan bir süre daha şen şakrak gülmesi, sonunda kahkahaları iyice gayretlenince üzerinde bulunduğu oturaktan uzuuuun uzuuuun ve derin kahkahalarıyla beraber devrilmesiyle sonuçlanmasıydı.
rasmus rasmus
eskilerden olacak o kadar'daki bir tipleme.. bestami'nin kemancısı..
şişko ve keldir.. sürekli bir şeyler yer.. evlerden ırak bir gülüşü vardır..
bir keresinde gülme krizine girip ölmüştü de baya korkunçtu... ciddiyim. hala o korkunç tipini hatırlar, tırsarım..
pennywise'dır resmen..
inceparmaklıküçükbirelgelipdüzeltecekherşeyi inceparmaklıküçükbirelgelipdüzeltecekherşeyi
neredeyse bir yüz yıldır dillere destan olan eserleri bestelemiş mûsiki insanıdır.

ismail hakkı bey 1865 yılında istanbul'un balat semtinde doğdu.

babası "idare-i husûsiye" memurlarından hanende reşid efendi'dir. ilk okulu okuduktan sonra onu ailesi mercan'da bir örücünün yanına çırak olarak verdi.

mahallesinde ve işyerine yakın câmilerde okuduğu ezanlarla sesinin güzelliği dikkatleri çekiyordu. bir çok mûsıkîşinasımızın hayatında olduğu gibi, bu güzel sesi duyan yüksek dereceli bir saray görevlisi , ki bu kimsenin bir saray müezzini olduğu söylenir, mızıka-i humayûn'a alınmasına aracı oldu.

o zamanlar henüz enderûn kapatılmadığı için, geleneksel öğretim ölçüleri içinde suyolcu lâtif ağa'dan mûsıkî öğrenerek birçok fasıl geçti. bir taraftan da mızıka-i humayûn hocalarından batı mûsıkîsi ve batı notası öğreniyordu.

o zamanki enderûn mûsıkîşinaslarının hemen hemen hepsi hamparsum notası bildiğinden bu notayı da öğrendi. yorulmak bilmez bir çalışma ve öğrenme gayreti içinde sanatını geliştirerek kısa sürede "sersazende"liğe terfi ettirildi. daha sonra "kolağası" rütbesi ile müezzinbaşı oldu.

1908'de meşrutiyet'in ilânından sonra, önce "mûsıkî-i osmanî" topluluğunu daha sonra aynı ismi taşıyan "mekteb"i kurdu. her iki şekliyle de hem düzenli bir sistem içinde öğrenci yetiştirdi, hem de mûsıkî sever istanbul'lulara iyi icra örnekleri sundu. darülelhan adı altında açılan, sonra istanbul belediye konservatuvarı adını alan öğretim kurumunda "tertip ve tasnif heyeti" üyeliği ve "fasıl şefliği" yaptı. çok güçlü nota bilgisi olduğu için ayrıca "solfej muallimliği" görevini de üstlenmişti.

mûsıkî hayatına atıldıktan sonra durup dinlenmeden çalışarak hayli eseri notaya aldı; daha sonra sözünü edeceğimiz yayınları yaptı. sayısız sanatkârın yetişmesinde etken olmuştur. bütün bunlar göz önüne alınacak olursa, nasıl zaman buldu da bu kadar besteyi yapabildi diye hayrete düşülebilir. ruşen ferid kam, ders verirken hem konuştuğunu, hem de bir yandan beste yaptığını ve çok kolay eser bestelediğini söylerdi.

"soyadı kanunu"ndan sonra "aksoy" adını alan ismail hakkı bey konservatuvar'dan bebek'teki evine tramvayla dönerken 30. aralık 1927 'de öldü; ertesi gün eğrikapı mezarlığına defnedildi. bir kez evlenmiş, beş çocuğu dünyaya gelmiştir. ölümünden sonra nota kolleksiyonu, nota defterleri, kitap ve evrakı radyo idaresince satın alınmıştır. bütün bunlar trt müzik dairesi arşivinde bulunmaktadır. elde bulunan eserleri bir ömür içine sığmayacak niteliktedir. ismail hakkı bey'in mûsıkîmize hizmetlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

hoca olarak enderûn'da sersazendelikten başlayarak, darülelhan ve istanbul konservatuvarı'nda, mûsıkî-i osmanî'de, özel derslerinde, diğer mûsıkî okulları ve cemiyetlerinde durup dinlenmeden çalıştı. öyle ki, o dönemlerden yetişmiş sanatkârlar arasında ismail hakkı bey'den ders almayan yok gibidir. bu bakımdan "muallim" sıfatını almıştır.

onun zamanında istanbul'da halka açık yerlerde mûsıkî dinlenebilecek birkaç "kıraathâne" vardı ve bunlar da piyasa sanatkârlarının elindeydi.

buralarda yıllardan beri toplamı yedi-sekizi geçmeyen belli makamlar arasında dolaşılır, bu makamlardan eserler çalınır, söylenirdi. bunu yakından gören ismail hakkı bey, sınırları genişletmek için başka makamları ve bu makamların fasıllarını tanıtmağa karar verdi. önce şehnaz ve bûselik makamlarından başlayarak sırası ile hisar, nişaburek, mahûr, yegâh, acem kürdî, ferahfeza, neveser, evcârâ, tarz-ı nevin gibi makamları tanıttı. bu makamlardan bilinen eserleri topluyor, saz ve söz eserlerinden eksik olanlarını besteleyerek tamamlıyordu. bunlara göre nisbeten daha az kullanılan muhayyer sünbüle, pençgâh, kürdî, gerdaniye, rahatülervah, zâvil, nikriz, acem gibi makamlardan da örnekler vermeyi ihmal etmiyordu. bu arada hiç icra edilmeyen, önemsiz gibi gözüken makamları da tanıtmaya çalışıyordu.

eskiden mûsıkîşinaslar eserleri "diz döverek" kulaktan öğrendikleri için notaya önem verilmez, eserler ezbere çalınır, söylenir ve notaya bakılarak icra edilmesi hoş karşılanmazdı. hiç şüphesiz nota herşey demek değildi;ancak değeri de inkâr edilemezdi. nitekim bu alışkanlık ve notaya önem vermeme durumu nedeni ile pek çok mûsıkî eseri, saklı olduğu hafızalarla birlikte unutulup gitmiştir. ismail hakkı bey bu geleneği de yıktı. çok titiz ve notanın önemini bilen bir sanatkâr olarak, her nerede mûsıkî icra edilecekse, notalar ve sehpalar önceden oraya gönderilir, sahneye yerleştirilir, sanatkârlar bundan sonra yerini alırdı.

yine o dönemlerde "incesaz" takımlarında çalan ve söyleyenlerin sayısı pek fazla olmazdı. bu alışkanlığın da dışına çıkarak otuz-kırk kişilik saz ve ses topluluğu ile konser vermenin ilk örneğini de ismail hakkı bey verdi. sanatkârlar aynı tip elbise giyer, ses sanatkârları ayakta durur, dinleyiciler üzerinde iyi bir etki bırakırdı. program düzenleme ile ilgili kuralları bir yönetmeliğe bağladı. ancak , bu tür konserlerde şimdiki gibi bir yöntem uygulanmaz, ses ve saz sanatkârlarını yarım daire şeklinde dizer, heyetin tam ortasına elinde def'i olduğu halde kendisi oturur, toplu programlardaki geleneksel icra şeklini uygular ve her iki tarafı kontrol altında tutardı. münir mazhar kamsoy'un verdiği bilgilere göre , ziya bey darülelhan'da bugünkü gibi fasıl yönettiği halde, ismail hakkı bey'in bu şekilde fasıl yönetmesine izin verilmişti.

ismail hakkı bey gerçekten de "muallim" di. bildiğini kendisine saklayan sanatkârlardan değildi. bazı sanatkârların elinden bir eseri alabilmek bir sorun olduğu halde, o bildiğini öğretmekten ve yaymaktan zevk duyardı. bunun içindir ki, bildiğini her isteyene öğreterek bu kadar öğrenci yetiştirdi, eline geçen her eseri bu sanatla uğtaşanların istifadesine sunmağa çalıştı.

çok eser yayınlaması bu düşünceden kaynaklanır. çok verimli bir bestekâr olan ismail hakkı bey her formda bin'e yakın eser vermiştir. bu rakamı ikibin'e çıkartan kaynaklar da vardır. bunların içinde sayısı otuz'u bulan marş, operet ve dini eserleri de dahildir. bestelediği operetlerde alışılmışlığın dışına çıkarak orkestra yerine "incesaz" takımı kullanarak kısa sürede şeklin yaygınlaşmasına neden olmuş, suphi ezgi bile bunu örnek alarak "lâle devri" operetini bestelemiştir. türk mûsıkîsi'nin dışına çıkarak yahudilerin vermiş olduğu ibranîce güfteler üzerine, sinagog ve havra'larda okunması için dinî eserler bestelemiştir.

ismail hakkı bey'in bilinen eserleri:

1-nazarî eserleri:solfej veya nota dersleri, usûlat, solfej, makamat ve ilaveli nota dersleri, mahzen-i esrar-ı mûsıkî yahut teganniyat-ı osmanî.

2-mûsıkî eserleri:6 operet, 15 peşrev, 21 saz semaisi, 5 kâr, 1 kâr-ı nâtık, 1 methal, 10 dinî eser, 8 oyun havası, 17 zeybek, 2 longa, 30 beste, 26 ağır semai ve aksak semai, 3 sengin semai, 36 yürük semai, 320 şarkı.

mûsıkîmize büyük hizmeti geçmiş bu değerli insanı saygıyla ve rahmetle anıyorum.