ıssız adam

1 /
depresif depresif
yönetmenliğini ve senaristliğini çağan ırmak ın yaptığı, 2008 yapımı sinema filmi. başrollerde cemal hünal, melis birkan, yıldız kültür, goncagül sunar var.

30 lu yaşlarında, hayatını günübirlik yaşayan, kendi restoranının sahibi bir aşçı olan alper in, bir gün beyoğlu nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişen hayatını ve özet olarak aşkı anlatıyor diyebiliriz filmin konusu için.

ukteci: life for rent
kadın giyinmiş zaman kadın giyinmiş zaman
çağan ırmak'ın yine toplumun bam teline oynayacağını hissettiren, fransız soslu romantizme bulandırılmış, kod yoğun, eski plak cızırtılarıyla süslü filmi.

gelin, bu filmi fragmanından yola çıkarak tahmin etmeye çalışalım. öncelikle kahramana bakalım:

bandanalı şu ithal erkek sizce de olabildiğince çekici değil mi? kesinlikle öyle. 200.000 kadın garanti diyorum.

neyse, başlıyoruz. öncelikle bu erkeğin imajını beslememiz gerekiyor. bu kadar seksî bir kahramanı asla ve asla boş bırakmayacakları için, onun hemen yanına, aşifte olmayan ama erkeğinin orospusu olabilecek tıynette güzel bir kız yerleştirelim. ikisini de über kültürlü yapalım ve gelin bir kitapçıda tanıştıralım. kır pidecisinde tanışmaları olmaz. adının, filmin bütününe bir gönderme yapacağı bir kitabı alırken tanışmaları zorunlu. sözleşmede yazıyor. aksi takdirde güvenilir sosyolojik kodlarımız sekteye uğrar. mazallah, anlaşılmaz oluruz, kalıbımızı kırarız, gişemiz düşer.

madem kodlarla ilerliyoruz, o zaman devam edelim. erkek-kadın ilişkisindeki kodlarımız nelerdir? ah pardon, düzeltiyorum: über-entel, kültürlü, beyaz(!) erkek-kadın ilişkisindeki kodlarımız nelerdir? 1) erkek mutlak suretle yemeğini kendi yapar, bulaşığını kendi yıkar. 2) erkek, mutlak suretle kadının peşinden koşar ama bunu, rafine bir magandalıkla değil, terbiye edilmiş bir seçkinlikle gerçekleştirir. güler yüzlüdür ama inatçıdır. 3) erkek, mutlak suretle bir femme fatale'in ağına düşer. kadınlar öyle şey yapmaz zaten ama büyük bir ihtimalle bu talihsiz kaçamak da, erkeğimizin çok sarhoş olduğu ve kendini bilmediği gecenin sonunda meydana gelmiştir. pişman olması kaçınılmaz ve gayri kabili rücudur. 4) erkek asla ve kat'a kadına dayak atmaz. kadın atarsa, bu onun inceliğinden ve kırılganlığındadır. kadının attığı dayaktan zaten bir şey olmaz, küçücük bir tokattır. atsa ne olur atmasa ne olur. toplum bir şey demez. nasıl olsa ikinci sınıftır.

güzel. kadın ve erkek arasındaki nirengi noktalarını aştıktan sonra, gelelim aile sabitine. önceden çözdüğü denklemlerine baktığımızda, sayın çağan ırmak'ın, bu filminde bir anneye yer vermesi gerekiyordu. netekim öyle de yapmış. başında tülbentli, toplumdaki herkesin onaylacağı anne, oğluna nasihatlar veriyor ve büyük bir ihtimalle hep iyi

. oğlu annesine, kırsal koyverme ritüeliyle değil de, şehirli şâir mertebesiyle bağlı olmalı. ah canım. bandanalı seksî erkekim.

kadın erkek ilişkisini oturttuk. ilişkinin kara kedisi, havalı havalı yürüyen bir kaltağımız da hazır

. başka ne gerekiyor? aa evet, bir çatışma. tamam, kadına tokat attırarak bunu da hallettik. sevişmeleri gerekiyor. onu da birkaç öpüşme sahnesiyle hallederiz. olmadı kadın, erkeğin çenesini öper ya da kulak memesine burnunu sürter. bu enteller nasıl olsa böyle sevişir. bu da tamam. ne kaldı ne kaldı, ah evet, sözcük oyunu yapmamız lazım. biraz da farklı görünmemiz gerekiyor. ne yapsak ne yapsak? aaa tabii ya, tanrı değil miyiz biz, kızın adını ada yaparız, filmin adı da ıssız ada'm olur biter. gerçekten en güzel bir şey bu.

işte bu, film hazır. umarım kodlarınıza halel gelmez. afiyet olsun.
poşetçay poşetçay
oyuncu cemal hünal'ın nasıl oynamış dedirten ve yanına melis birkan'ın harika desteği ile izlenmesi gereken güzel bir film. yönetmen çağan ırmak bu filmiyle sanki, bir film çekmektense aşkı yaşamaya çalışan ve bunun içinde kaybolmamak için savaşan iki genci doğal bir ortamda belgesel nitelikte anlattığı, kendi içinde kopuşlar yaşayan alper'in, hayatına girmek istediği ama aynı zamanda kendi hayatında yer almayacak olan ada'yla yaşamaya çalıştığı, duyguyu dile getirmiş olduğu bir yaşamdır. özellikle izlenmesi gereken final sahnesi şahsen beni benden almıştır. hele müzikleri eski plaklardan seçmeler yaparcasına çalan nil burak'lar, hümeyra'lar filmin akışına hoş bir lezzet katmıştır. izlenmelidir, ağlanmalıdır, yanında oturan sevgili varsa daha sıkı sarılmalıdır.
buz dağının görünmeyen yüzü buz dağının görünmeyen yüzü
bir erkeği kendiyle yüzleştirecek, hayatına daha doğrusu yatağına giren anlamsız kadınların hayatlarını renklendirmediğini aksine ıssızlaştırdığını anlatacak, özgürlük özgürlük diye ölürken gerçek bir hayatı nasıl kaçırdığını ve hiç yakalayamayacağını gösterecek çağan ırmak size. (ayrıca filmdeki müzikler, diyaloglar, oyunculuk ve filmin sonundaki gözlerin başka, dilin başka, içlerin başka konuşması harikaydı. çağan ırmak yine herkesin yüreğine dokundu.)

ıssız adamlar adaları da ıssızlaştırıyor. yaşananlar, çirkinlikler, terkedilişler arttıkça kapılar daha sıkı kapanıyor, içeri girmek, birini içeri almak zorlaşıyor ve her birimiz birer ıssız ada(m) oluyoruz... buzda donmak üzereyken uyku tatlı geliyor uyuyoruz ölüm uykusu olduğunu bilmeden ya da bilerek... alper çok zor be anne, çok zor diyordu filmde, annesi de şaşırarak nesi zor be oğlum?

nesi zor?


(bkz: bana yalan söylediler)
virgül virgül
çağan ırmak'ın film çekmeye ve insanları ağlatmaya devam edeceğinin yeni bir kanıtı, küçük bir örneğidir.

aşk teması işlemek zor olmasa gerek, ama zor olan şey sulandırılmamış aşk filmi çekmektir diye düşünüyorum. zira bu konuda yapılabilecek her şey yapılmış, her söz söylenmiş gibi görünüyor. bu film ise kendini kalıbın dışına bir şekilde çıkarıyor, çünkü hiçbir abartı yok içinde, zorlama diyaloglar olmaması dikkatimi çekti mesela. (tabi ki lirik bir yanı var, sinema filmi sonuçta, belgesel değil) aşk denen şeyin kimyası iyi analiz edilmiş filmde. merak, heyecan, şehvet, korku, huzur, mutluluk, şaşkınlık ve bol miktarda kararsızlık var içinde, işin ilginç tarafı hiçbirinin tadı birbirine karışmıyor, ayrı ayrı görüyor ve seçebiliyorsunuz bunları.

farkedeceksiniz ki doğru tellere dokunulmuş, izleyen her insan vaktiyle kırılmış ya da kurulduğuyla kalmış hayallerini bir ucundan bağlayacaktır, önemli köşe başları tutulmuş ki kaçamıyorsunuz filmden.

sonuç? gidin görün filmi, ne kadar eleştirilse de türk sineması iyidir, sulu zırtlak komedileri ayrı tutmalı tabi.
brauerei brauerei
böyle sokuyor film. şimdi ben buraya aynı durumdayım herşey benziyor yazsam nolur?burada tanınmadığım halde bile,fazla içe girmiş olmaz mıyım?fazla içime!adamın aşktan önce yaşadığı durum orta durum.yani 2.inci. ama bunun 1.evresi var.yani üniversite zamanlarında falan:en son orta son veya lisenin ilk zamanlarında yaşadığınız ilk tutkulu aşk vardır.yani ne bok olduğunun bir bölümünü anlamışsınızdır..üniversite ilk yılları.hiç bi bok yolunda gitmiyordur.tüm erkekler gerizekalıdır.hadi tamam böyle demeyelim.ilişkiniz olan adam/kadın gerizekalıdır.siz o ilişki/ler boyunca birşey anlatmaya çalışırken,o okadar gerizekalı bir soru sorar veya hareket yapar ki;hepsi böyledir.halbuki o zamanlardan bilmiyosunuzdur bu hep böyle olacak.neyse işte ben o ikisinin arasındayım.şimdi ben ne diyeyim.daha tüketmedim birşeyleri.ya tüketemezsem diye korkuyorum.ya hiçbirşey yaşayamazsam.ya bir embesil olarak ölürsem?işte bu yüzden bu film benim için tanıdığım yakın gelecek oluyo.aileyle aynı şehirde olduğunuz halde ayrı eve çıkan bi ins olarak ki böyle yapan dünya kadar adam var.haa bende aynı o hale düşeceğim.ama öyle bir aşk bulacak mıyım bilmiyorum.daha doğrusu başıma ne gelecek ne bok yaşayacağım bilmiyorum.şimdiki gibi olsun hep.kulağa ne kadar adi geliyor değil mi?ne var o aşkta?bişey yok.soyup çırılçıplak bırakan; ''o''aşkın ne kadar güzel bi aşk olduğu değil.biraz kendinizi şartlandırırsınız,herşey de düzgünse o ''o''aşk olur zaten.iki ağlarsınız vs.o aşkı öyle gösteren ''şans''.belki o durumdayken hiç gelmeyecek.belki hiç bir zaman gelmeyecek.zaten böyle bir durumu hayal ettiğimiz zaman hayal ederken akla ilk gelen yer kitapçıdır.ben no'lacağım.güzel film.daha da sardırdım.kafayı yiyeceğim.güzel film...
dream with the fishes dream with the fishes
çağan ırmak'ın önünde bir defa daha saygıyla eğilmeme neden olan bir film.onun mükemmel senaristliğini ortaya çıkaran çok naif,çok saf ve çok dokunan bir film.çıktığımda hala ağlıyordum,bugün hala ayla dikmen'den anlamazdın'ı dinlememe neden olan,eski şarkıların kıymetini hatırlatan bir film.klasik bir yeşilçam melodramı bu kadar güzel mi işlenir.oyunculuklar mükemmel,senaryo mükemmel,şarkılar mükemmel..kısacası çağan ırmak'ın dizine yattık,o bize bir hikaye anlattı ve biz de büyüdük..
asymmetry asymmetry
izlemezsem gerçekten orta yerimden çatlatacak film.
yazmayın, çizmeyin a dostlar. merak ediyorum işte. girileri okuyamıyorumda spoiler içerecek tüm tadı kaçacak diye.
anti nick anti nick
saatler geçti izleyeli...alper'in, masmavi gözlere bakarak yalan söylemesi hala aklımda, ve ada'nın herşeyi biliyor olması. o uzun final sahnesi...45likler, hümeyra, nil burak, anlamazdın, une belle histoire...sevdiklerinizi arayıp bir nasılsın diye sormak için bir sebep. sadece sesini duymak için. onların var olduğunu, aslında hep yanınızda olduğunu ve kalabalıklar, telaşlar içinde farkına varamadığınızın farkına varmanız için bir sebep. aslında ne kadar yalnız olduğunuzu anlamanız için bir sebep, bir tokat. geçmişte yaptıklarınızla yüzleştiren ayna aslında. hayatı alper gibi ne kadar hızlı tükettiğinizi anlatan sizin romanınız. adanızı bulduğunuzda herşeyi bırakıp ona sarılma isteği uyandıran bir 45lik tadında...

çağan ırmak ağlatmayı, duygulandırmayı çok iyi biliyor...
1 /