istanbul ağrısı

1 /
dr conners dr conners
üstadın kendi sesinden dinlendiği vakit, istanbul'u gönlünün çok başka yerlerine savuran attila ilhan şiiridir.

kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen
eğer yine istanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor

kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine istanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyle bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki haydarpaşa'dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan
sen eğer yine istanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin attilâ ilhan'ı
zehirleyebilirim

sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler

uykusuz dalgalanıyor

ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki istanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabalarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin

eğer sen yine istanbul'san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine istanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnızkalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiç bir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine istanbul'san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan

unuttun mu
sana taptık
neyapmali neetmeli neyapmali neetmeli
bir kere girdi mi insanın içerisine, şiir yazdıran, şarkı besteleten ağrıdır. öyle istanbul'u seviyorum demekle anlatılacak birşey değildir. birgün o ağrıyı hissederseniz "gözbebeklerinizde gezegenler gibi dönen" yalnızlığınızdan yalnızca o şehire gitmekle kurtulursunuz. "hangi tepesinden baksanız" o şehri herşeyiyle sevdiğinize hükmedersiniz. "ruhunuz eritilip kalıp da dondurulsa" bu kadar elle tutulur olabileceğini düşünürsünüz. yağmurlu sabahlarında annenizin sözlerini hatırlarsınız, biraz keder biraz özlemle. sonra istanbul deyip sevdiğinizi hatırlarsınız; siz her ne kadar sevdiğiniz olmadan istanbul'un bile güzel olmadığını düşünseniz de o şehir bir taşına bin acem mülkünün feda olacağı, sinesinde her türlü güzelliği de kötülüğü de barındıran şehirdir. birgün terkedip gitseniz bile umrunda olmayacak, kaprisli bir sevgili gibidir. siz yanıp tutuşup yine ona dönersiniz, o birşey değişmemiş gibi aynı edayla hayata devam eder. bu ağrınızı arttırır mı azaltır mı... orası bilinmez.
togisama togisama
bağıra çağıra okumak için gün saydığımdır.

2009 eylülünde birader kvnç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yakacağız
kaynak kişi kaynak kişi
ümit yaşar'ın da şöyle tanımladığı mevzuudur:

"evin içinde bir oda, odada istanbul
odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
kadın çantasını açtı, çantada istanbul
çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
çekmeğe başladı, oltada istanbul
bu ne biçim su, bu nasıl şehir
şişede istanbul, masada istanbul
yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
nereye gidersen git, orada istanbul."

tabii iki şiiri kıyaslamak istemem. kaldı ki, attila ilhan'ın şiirinin özel bir anlamı vardır benim için. diğer taraftan da bir de bu vardır. ve yeri geldiğinde çok da güzel gider.
vacy vacy
son zamanlarda sıkça yaşadığım ağrıdır. lanet olası trafiğine, beton yığınına, sahte kalabalığına rağmen, nasıl da bağlıyor bu şehir insanı kendine. tüm olumsuzluklara rağmen o boğazı görünce, insan tüm dertlerini unutuveriyor kısa bir süre de olsa. özledim lan seni istanbul.
ice age coming ice age coming
"istanbul için yazılmış çok şiir vardır elbet, ama bu, ünlü şehrin başka bir espri ile başka bir düzeyde ele alınışıdır, yazıldığı yılları hatırlıyorum, mırç'la ve öteki bazı arkadaşlarla paris yolculuğunu örgütlemeye çalıştığımız sıralardı, şehrin sokaklarında başıboş dolaşıyor, bazı bazı sahil kahvelerinde sabahlıyorduk, paramız yoktu ama engin bir gözüpekliğimiz, büyük hayallerimiz vardı, sanıyorduk ki içimizdeki heyacanla kendimizi bir kere yurtdışına attık mı, bütün özgürlükler ve bütün başarılar bizim olacaktır. olmadı elbette, olmadı ya, bunu nereden bilebilirdik. istanbul şehir büyüsü ile efsunlamıştı bizi, şiirde bu hissedilir, istanbul'u bu yanından algılamak sonradan türk şiirinde tekrarlanan bir süreç olmuştur."

attila ilhan
meraklısı için notlar /ben sana mecburum
bisiklet ve kedi bisiklet ve kedi
lise çağındaki üç kafadar arkadaştan birisi diğerlerine diyor ki "abi sabahlamadık istanbul'da hiç. sikicem ha. boş verin abi aileyi. sabahlayalım mı lan? var mısınız?"

sonra oy birliğiyle taksim'de gece başlıyor. millet barlarda takılırken biz sokağı seçiyoruz. o sıralar ibb, gezi parkındaki bankları kitap şeklinde yapmıştı. çok iyi hatırlıyorum. (hatırladığım için yazıyorum zaten.) attila ilhan'ın da bir bankı vardı. sonra aklıma bu şiir geldi ve gece vakti haykırdık çaycının ve çaycının etrafındaki insanların tuhaf bakışları altında: "sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık / sana taptık ulan / unuttun mu / sana taptık"

istanbul'a duyulan sevgi ve nefreti insanın içinde karıştırıp ortaya çıkaran böyle güçlü bir şiirdir bu.

popoların altında ezilen şiirler/edebiyat/milliyet blog istanbul belediyesi tarafından bazı parklara, metro ve tramvay istasyonlarına ünlü şairlerimizin şiirlerinin yer aldığı kitap biçimli banklar ilk y... milliyet
patria o muerte patria o muerte
attila ilhan'ın istanbul ağrısı şiiri, ilhan'ın istanbul için yazdığı tüm şiirlerin özeti gibidir. bu konuda çok kapsamlı bir makale var. attila ilhan'ın istanbul ağrısı şiirini de içeren ben sana mecburum kitabında istanbul şiirlerinin analizi. tavsiye ederim. attilâ ilhan'ın "ben sana mecburum" kitabında istanbul attilâ ilhan'ın şiirleri içerisinde istanbul temalı veya istanbul'a değindiği çok sayıda şiiri vardır. bu şiirleri tahlil etmek için şairin hayatın... sanat duvarı
darth minor darth minor
zaman ağırır, yıldızlar peş peşe düşer bu şiirin dinlendiği ya da okunduğu yerde. utanmadan, sıkılmadan sevda sözlerini yalpalanıp, dudaklarımızdan haliç'in kıyısına düşer. yolcular soluklanırken loş ışıklarında kentin, bu şiir dile gelir.
randolph carter randolph carter
insanın tüylerini diken diken eden, kafasının içindeki sesleri dinliyormuş gibi hissettiren bir attila ilhan şiiri.

sen
eğer yine istanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim

istanbul hakikaten böyle bir şehir. yine emrine amadeyiz. üstadın mezarını da yıllardır ziyaret etmiyorum, döndüğümde bir gideyim.
1 /