istanbul anadolu adalet sarayı

ropte ropte
şu sıralar tam bir keşmekeş içinde olan adliye. taşınma telaşından millet kafayı yedi yiyecek.

çağlayan'dan sonra bana çok basık geldi. insanı boğan bir atmosfer var. belki şu an yaşanan karmaşadan kaynaklıdır bilemiyorum. çağlayan'da girer girmez kocaman bir boşluk ve iç açan renkler var. oysa burası adamı resmen boğuyor.

en önemli husus ise merdiven yok. yürüyen merdiven yapmışlar allah rızası için birkaç tane. onlar da henüz çalışmıyor. onlarca asansörle katlar arası iniş çıkış gerçekleşiyor. nasıl bu kadar az merdiven var anlamak mümkün değil. ilk etapta bana pek kullanışlı gelmedi. ama her şeye rağmen ilçe adliyelerin bir araya toplanmasının büyük avantaj olduğu da kaçınılmaz.

hele bir resmen yerleşsinler de görelim bakalım dünyanın en büyük adliyesinin numarası neymiş.
bu sefer kesin bu sefer kesin
kocaman bir gecekondu. kapana kısılmış fare gibi hissediyor insan içine girince kendini. çağlayan adliyesinin gözümde tüteceğine inanamazdım ama bu adilye ile karşılaştırıldığında olan bu. yazık. girişte bahçeye konulmuş bulunan banklar renk katsın istenmiş heralde soğuk binaya ama daha beter bir görüntü oluşmuş. içindeki yürüyen merdivenleri kilolu bir vatandaş kullanamaz mesela o denli dar yapılmış. yürüsün o da zayıflar hem diyenler merdivenin yerini tarif ederlerse memnun oluruz zira merdivenler o denli az yapılmış ki bulmakta zorlanıyorsunuz. metro ile ulaşabilmenin kolaylığı dışında bir tek olumlu şey göremedim. mahkeme salonlarındaki adalet mülkün temelidir yazısının üstünde duran atatürk büstünden hiç bahsetmiyorum bile o denli alakasız, atatürk'e benzemeye o denli uzak ki bana bile daha çok benziyor.
bu sefer kesin bu sefer kesin
istanbul'da olması beklenen büyük depremde yıkılması dışında kurtulma şansımızın olmadığı, öyle sanat eserlerine yakıştırılan gibi değil tam anlamıyla gerçek bir ucube.
bu sefer kesin bu sefer kesin
mimarının, mühendisinin kullaklarının bol bol çınlamasına sebep olan yapı. daha yaşını doldurmadı ama dökülüyor. hani trt 1 ve atv'nin dizileri var ya seksenler, doksanlar diye işte yetmişler diye daha geçmişe gitmeye karar verirse bir yapımcı hiç değişiklik yapma gereği duymadan çekim yapabieceği mekanlardan biridir istanbul anadolu adalet sarayı.
aylakm adam aylakm adam
çağlayandan bir saat çekmesiyle,uykusuz bir gecenin ardından altın tepside sunulan uyku hapıdır adeta.bide adliyeye gelindiğinde şoförün direksiyonu hafiften sağa sola kırmasıyla ahaliyi uyandırması vardır ki tadından yenmez.
bu sefer kesin bu sefer kesin
saray deme çarpılırsın tarzında inşaa edilmiş bir adliye. 5 dk olmadı, az önce mahkemeler veznesine para yatırmak için veznelerin olduğu bölüme girerken kolum duvarın köşesine sürtündü ama hani benim canım falan acımadı öyle geçerken kolum sadece dokundu yani duvara. ve duvarın alt kısmını kaplayan kare kare taşlardan 4 tanesi düştü! baya böyle döküldü. allahım sen biz kulların içindeyken bu binayı koru, biz çıkınca bi zahmet yok et.
seti seti
her ne kadar dizaynı berbat olsa da alıştığım adliyedir.

dosyalarımın yüzde sekseni burada benim. haftada birkaç gün muhakkak işim düşüyor buraya. gide gele alıştım her köşesine. elimle koymuş gibi buluyorum aradığımı.

yalnız baro odaları ve merdivenler biraz daha fazla olsaydı daha iyiydi. mağdurum bu konuda.
cahan cahan
"saray" kelimesi adaletin kutsiliğinin vurgulanması açısından turnayı gözünden vurmaktır, bir kelime oyunu olarak. zira adalet, saraylara layıktır.

sansasyonel gibi görünen boş tespitlerden korusun allah.

konuya gelirsek;

adaletin işlemediği, görsel orgazm endeksli bizim gibi ülkelerde iş yapar.

ihalesini alan firmanın da iyi bir servet cukkaladığı da aşikardır tabi.
bu sefer kesin bu sefer kesin
hemen karşısında bulunan ismini bilmediğim ve dahi umursamadığım, içinde ikea da bulunan alışveriş merkezi ile daha katlanılır hale gelmiş rezil bina.
ben ki nefret ederim alışveriş merkezlerinden ama işte beklemek gerektiğinde, adliye içinde beklemektense arafta beklemeyi tercih ederim diyeceğim kadar rezil olunca bina, öpüp de başıma koyuyorum.