isyan ve melankoli

bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
19. yüzyıl hareketi olan romantizmin, yeniden doğuşunun, günümüz post-modern kapitalist toplum düzenine karşı bir başkaldırış misyonu atfedilerek yeniden tasarlandığı lövy eseri.

reel olarak mevcuttaki moderniteye karşı bir alternatif mümkün mü?

sorusu üzerinden detaylı bir anlatım yapmış yazarımız. ve insanı (daha çok sistemsel) ikilikler arasında bırakan mantığı eleştirerek bundan kaçışın yollarını aramaktadır. isyanın ve melankolinin yolunda romantizmi, sanayi devriminin yarattığı modern uygarlığa ve kapitalist düzenin tektipleştirmesine çok yönlü bir muhalefet olarak ortaya çıkmıştır. ve bu büyük baş kaldırışın perspektifinde, nitelikli bireyleşme ve yeni bir toplum biçimi arayışı vardır.

tüketimci teknoloji çağında insanın en büyük kaybı hayalleri oldu. belki bunu sektörel sınırlar dahilinde tasarlamaktadır ancak sınırlar dahilinde üretilen hayal bile teknolojik argümanlar barındırmakta, toplum yapısını yansıttığı gibi insan ruhundan da bir o kadar uzak kaldı. realizmdeki gerçekçi romantizmin dahi yok olmaya başladığı bir evredeyiz artık. ve insan asla bu değildir.

melankolinin düşsel zerafeti vardır. bunu özellikle virginia woolf okuduğumuzda çok net göreceğiz. melankolinin en önemli üreticisidir bana göre woolf. marksist yazar löwy, melankoliye sırtını dayayarak isyanın felsefesini işlemektedir bu eserinde.

romantizm tandanslı bu çıkışı ileri kapitalist dönem ve modern köleliğe karşı bir çözüm yolu sunmaktadır.

öznel bir değerlendirme yapacak olursam, kitabın eksik tarafları da yok değil. tarihsel materyalizmin doğası gereği yaptığı mevcudu teşhis ve çözüm yolları aramak, insan için bir çözüm yolu değildir. keza günümüz dünya düzeninde yeni bir yol arayışlarını sürekli karl marks ve engels üzerinden yürütmeleri bu çözümsüzlüğü perçinlemekte. peki neden?
çünkü güç istenci olgusunu müsvedde bir kağıt misali buruşturup bir kenara atmaktaydı tarihsel materyalizm.

iktidarın doğası insan benliğinin özünün bir yansımasıdır. iktidarı elinde bulunduran güç bunu sağlayabilmek için her odağa birer basamak gibi basarak yükselmektedir. keza bu durumun afili halini post-modern kapitalist düzende görürken reel sosyalizm içinde de gördük, yaşadık. bu noktada yüzümüzü italya'ya çevirip antonio gramsci'yi saygıyla yad etmek gerekmekte diye düşünüyorum.

dolayısıyla salt marksist bir değerlendirmeyle yazılmış olması ve nietzsche'ci düşüncenin eklemlenerek aranan yeni yolda yeni bir altyapının geliştirilmemiş olması kitabın eksikliğiydi bana göre. romantizmden, yükselmek için yıkımdan, kendini aşmaktan bahsedip nietzsche'ci düşünceye atıfta bulunmamak olmamış pek.