itü sözlük magazin servisi

1 /
dydm dydm
bir de şık ve rüküşler bölümü yapılsın da tam olsun.

-sözlüğün rüküşü
x sana bu pantalon gitmiş mi hiç bu zirvede bu pantalon pes doğrusu. traş da olmamışsın zaten. seni severiz ama arkadaşlık başka bu başka. bu da sana ders olsun diyor kendine bir an önce çeki düzen vermeni umuyoruz. bundan sonra bir daha zirveye gelirken giydiklerine dikkat edersin. ((ayyy çok iiireeenç))
azwepsa azwepsa
"sözlük yazarlarımızdan falacayı bilmemnereden filancayla beraber çıkarken yakaladık. falanca sözlükten kız kaldırmaya mı girmiş? az sonra..." gibi
wondrous wondrous
çalışmalarını ilgiyle izliyorum. ama seri halde 3 sözlük bayanına maksimum ilgi ve alaka gösteren sözlük erkekleri, iki sözlük yazarı arasında geçen yarı çıplak fotoğraf transferi, fake nicklerle sazan avına çıkan (ve iyi de yapan) sözlük selebritileri, cinsel ihtiyaçlarını tatmin amacıyla güzelim zirvesel ortamları mahvedenler gibi konularda hiç haber yapmaması ilgimi çekti.
azwepsa azwepsa
close2death'i marmaris'te yakaladık. az sonra!!

**çok sonra**

close2death'i marmaris sahillerinde kaçamak yaparken yakaladık. bahriyeli üniformasıyla geziniyor. derken o da ne? arkasında bir kız beliriyor.
azwepsa: sayın close2death buyanınızdaki bayan kim?
c2d: arkadaşım.
a: nasıl bir arkadaşınız? samimiyetinizin derecesi nedir?
c2d: eğleniyoruz.
a: arkadaşınız nereli?
c2d: ingiliz.
a: aranızda aşk var mı?
c2d: biz sadece arkadşız beraber öğle yemeği yemeğe gidiyoruz sadece.
a: evlenmeyi düşünüyor musunuz?
c2d: efendim.
a: ingiliz sevgilinizi gotik hatunla aldattığınız doğru mu?
c2d: ha?! ne?? ne diyon?
a: yeni kasedinizin reklamı için beraber görünüyormuşsunuz diyolar. doğru mu acaba?
c2d: ne kasedi ya?
a: sayın c2d, klibinizi britney spears'ın son klibinden kopyalamışsınız iddialarına ne diyeceksiniz?
c2d ne kibar şeysin sen öyle...
a: ne sandın yarraım.
wolfshade wolfshade
“kulakları sağır edecek derecede odada yankılanan müzikle uyandı yine uykusundan eva. küfredecek kadar dermanı bulamıyordu dilinde, akşamdan kalma haliyle. kafasını toparladı başını kaldırdı ve etrafını süzdü. ev arkadaşı jen’in klasik sabah dinletilerinden biriydi yine bu. “ne buluyorsun bu müzikte anlamıyorum” diye söylendi. jen yine aşkı varg vikernes’in hayaliyle burzum ezgileri eşliğinde headbang yapıyor, yeni aldığı çok işlevli dildosuyla şekilden şekle giriyordu. “üff manyaksın” diye söylendi eva. kendi çapındaki ayini biten jen “hadi kızım bugün büyük gün unuttun mu, bırak şu miskinliği de bir an önce kalk” dedi. eva'nın gözleri parladı, kafayı esas şimdi toparlamıştı.

eva kendi halinde bir lise öğrencisiyken jen ile tanışmış hayatı değişmişti. babası cefakar bir balıkçı*, annesi ise evlere gündeliğe giden bir hanımdı. hayattan aldığı zevk çok seyrek katılabildiği arkadaş toplantılarından ibaretti. jen’le tanışmaları, aynı eve çıkmaları birbirlerinden tamamen zıt olan karakterleri nedeniyle ona şaka gibi geliyor, ama onu kendi deyimiyle “sebepsiz yere” çok seviyor, yanlış şeyler yapmasını elinden geldiğince engellemeye çalışıyordu.

jen ise çocukluğundan beri içindeki fırlama ruhuyla kural tanımayan, asi ve kimilerinin deyimiyle “satanist kevaşe” kıvamında bir kızdı. annesi o çok küçükken ölmüş, babası da işlediği bir cinayetten hapse girmişti. abisi ise avare bir ayakkabı boyacısıydı; ancak şimdi o da bir tecavüz vakası nedeniyle hapisteydi. bu ailevi dağılım göz önüne alındığında böyle karakterde biri olmasına çok şaşılmamalıydı belki de jen’in.

ikili dünya’nın bir diğer ucunda yaz tatili yapma planı kurmuş, bunu da şans eseri gördükleri bir reklamdaki övgüler nedeniyle ile türkiye üzerine odaklamışlardı. adını ilk defa duydukları izmir’de başlarından neler geçeceğini, tam olarak neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı; ancak jen’in maceracı ruhu eva’yı bu konuda da gazlamayı başarmıştı.

yolculuk günü olduğundan geceden hazırladıkları bavullarını alıp havalimanına doğru yola koyuldular. vardıklarında uçak kalkmak üzereydi. aceleyle yetişip uçağa bindiler, önceden ayırttıkları yerlere yerleştiler. “yanlış yer mi acaba” dedi eva. “üf saçmalama artık ama” diye çıkıştı jen. uçak kulakları yırtan bir gürültüyle izmir’e iniyordu o sırada. tatil yolculuğu bitmiş, bilinmeyen bir ülkenin tadına bakma vakti gelmişti…”
wolfshade wolfshade
"her zamanki ana baba günlerinden birini yaşıyordu plaj. brezilyalı beach volleycilere nazire yaparcasına uçuşan, artislik peşindeki smaçör gençler, kaldırmayı ya da kaldırılmayı bekleyen çılgın, motorize kızlar ortama hakimdi. üç beş aile de yok değildi tabi. kimisi anneannesini kuma gömerken, kimisi pipisi meydanda oğluyla kumdan kaleler inşasına girişmişti. feci halde azınlıktaydılar elbette.

şemsiye altlarındaki şezlonglarına konuşlanan jen scully ve eva clayton inceden süzüyorlardı etraflarında olup bitenleri. soğuk norveç havasının ardından maruz kaldıkları bu sıcak iklim bazı bölgesel buzullarını eritmeye başlamıştı bile. jen etrafındaki erkeklere kaş göz yapmaya başlayınca eva tarafından dürtüldü klasik olarak. “lanet olsun eva, bakire geldin bakire mi gideceksin, sana tadını çıkar dedim!” diye çıkıştı jen. gülümsedi eva, “bu sefer ben de senin tarafındanım” dercesine kafasını salladı. içindeki çılgın kızı açığa çıkarmanın vaktinin geldiğini hissediyordu. serin bedenlerini ılık sulara bırakıp denizde şakalaşmaya başladılar. yabancı oldukları her hallerinden belli olduğundan çevrelerindekilerin de meraklı bakışlarını üzerlerinde toplamışlardı, bu da hoşlarına gidiyordu.

etraftaki erkeklere manidar bakışlar atmalarına rağmen bir girişimde bulunmuyorlardı elbette. denizden çıktılar, şezlonglarına yerleşmiş kurulanıyorlardı ki yanlarına bir simitçi yanaştı. resul balay fenotipindeki bu zincir kolyeli, yanık tenli adamın amacı simit satmaktan çok “ekmek çıkarmak” gibiydi. “we dinner tonight?” diyen bu adama kalacaklarına hiç ihtimal vermeyen ikili “hadi allah versin” türü bir yaklaşımla genç simitçiyi sepetlediler, ne yalan söyleyeyim haklarıydı.

bu esnada cool medya mensupları kemal ve osman plajda seyirtiyor, yaptıkları işi dünyayı kurtarırmışçasına bir havayla omuzlarında taşıyorlardı.

derken beklenmeyen olaylar gelişmeye başladı. bu ciddi, bu cool ikiliden osman kamerayı jen’in üstüne doğru sürdü, “işte hedef bu” diye haykırarak. o esnada cebindeki ultra viyole savar güneş kremini, ve tişörtünü çıkaran kemal sırtını yağlamak için eva’nın üzerine atıldı. kızlar şaşkın ve bir o kadar da korkmuştu…

etraf karardı, uzak köşedeki kumdan kalelerden biri yıkıldı, yaşlı bir anneanne “bu romatizma beni bitirdi” diye sızlandı, kalesi yıkılan çocuk ağlamaya, smaç vurayım derken çanağı kıran bir delikanlı acı ile inlemeye başladı. ama bu konumuz değildi. konumuz et pazarıydı, çirkinleşen medya, kadraja girmeye çalışan magandaydı.*

"halk bunu istiyordu, patronlar halkın bunu istediğinden emindi. halk ana haberde çıplak iskandinav teni görmek istiyordu ve istediğini alacaktı.." "
neverlander neverlander
alkolik2000 taksim gecelerinde alkollü bir şekilde kameralarımıza yakalandı. "abi ne içtin?" sorusuna müteakip kameramana saldıran alkolik2000 geceyi karakolda geçirdi. hepsi ve daha fazlası az sonra..

(altyazı=<marquee>ünlü yazar bambuk pamuk işine mi giriyor?</marquee>)
hector hector
"seviştiğim kadını uçururum"

bar çıkışı kameralara yüzünü saklayan ekşi sözlük t-shirtlü bir güzelle yakalanan wondrous, "kadınınızı mutlu eder misiniz?" sorusuna "birlikte olduğum kadını uçururum" şeklinde cevap verdi. aşırı alkollü olduğu gözlenen wondrous daha fazla detaya inmedi ama biz uyandık mevzuya.
1 /