jacob s ladder

1 /
kubelik kubelik
tevrat' ın ilk kitabı genesis' de tasvir edilmiş cennete giden merdiven. yakup peygamberin gördüğünü sandığı bu merdiven, hristiyanlara göre isa' yi temsil etmektedir. genesis 28'de şöyle geçer:

"jacob left beersheba and set out for haran. when he reached a certain place, he stopped for the night because the sun had set. taking one of the stones there, he put it under his head and lay down to sleep. he had a dream in which he saw a stairway/ladder resting on the earth, with its top reaching to heaven, and the angels of god were ascending and descending on it."
kubelik kubelik
2003 çıkışlı bir chumbawamba şarkısı, tabi ki savaş karşıtı. sözleri şu şekildedir:

jacob's ladder
like rusty old nails
at the bottom of the sea
telling no tales
for the good of the admiralty
you jump when you're told to
through the open door
and the king of norway
he's the man you all died for
on this jacob's ladder
the only way up is down
three days in the water
watching all the secrets drown
jacob's ladder
and they sent him to the wars to be slain, to be slain
and they sent him to the wars to be slain

a thousand lifetimes
left standing at the docks
in the bar down in whitehall
they're sure the boat won't rock
in a file marked 'secret'
in a drawer kept closed
nobody wonders
because nobody knows
about this jacob's ladder
the only way up is down
three days in the water
watching all the secrets drown
jacob's ladder
and they sent him to the wars to be slain, to be slain
and they sent him to the wars to be slain

on this jacob's ladder
the only way up is down
three days in the water
watching all the secrets drown

jacob's ladder

o bulldog leader, sooner or later we'll dig up the body and try your cadaver
redrumurder redrumurder
tim robbins sevmek için bir başka neden daha.
klasik savaş karşıtlığından ziyade hükümete ve orduya da giydiren filmdir. gene tim robbins başrolünü oynadığı bir başka muhalif film için;

(bkz: bob roberts)
(ki bu filmin senaryosunu ve yönetmenliğini de kendisi yaptı. aslanım!)
karate schnitzel karate schnitzel
geçen gün tekrar dvd sini izleyip, bir kez daha hayran olduğum film. alt metnindeki yoğunluk insanı şaşırtıyor. dikkat kesilip ve yorum yapabilecek insanlarla izlendiğinde tadından yenmez bir tecrübe jacob's ladder. gerçekten dönemine göre gelecekten gelmiş bir film. son yıllarda böyle zihin zorlayan filmler izleyememek ise üzüyor insanı.
elpinoras elpinoras
tekrarlarını sıklıkla izlediğimiz filmdir. tekrarları ya da "benzerleri" demek daha doğru elbette, orijinalini sevemiyor insan. çünkü bu filmden sonra bundan daha iyileri çekilince, ister istemez burun da kıvırıyor.
ancak eleştirel kimi yaklaşımları, dikkate şayandır.
oehh oehh
bir çok kez izlenilmesi gereken film. daha iyi anlayabilmek için elbette. başta sıkıcı bir film gibi görünse de git gide ilginçleşiyor bir de. onçün vazgeçmeyin, izleyin.
eni eni
parçaların, son sahneden sonra oturduğu film. oturtabilirsen tabii. sahneler arası geçişler, o fotoğraflar ve arabanın ensedeymişçesine olan sahne şahaneydi.
zamanın külleri zamanın külleri
adrian lyne'in halisünatif etkili savaş karşıtı film; arafta kalmış, histeri ve gerçeğin giderek bulanıklaştığı yolda, tim robbins'in savaş sarmalında yaşadığı-yaşattığı ruh zedelenmesi filmi.

kalp atışların çift haneli rakamlardan tek haneli rakamlara inmesi, sonumuz musalla taşı nassıosa, esheduenlailaheillallah.

--------şimdi sıpoylır zamanıdır--------

jacob singer(tim robbins) belirsizlikler, kargaşa ve paralel hayat arasında mahsur kalmış bir karakter. bir laboratuvar kobayı olarak kullanıldığını ancak ölüm esnasında anlar. ameraka'nın vietnam'da askerler üzerinde denediği, ordu ağzıyla yumuşak askerleri birer ölüm makinesine çevirdiği ilaçtan muzdariptir jacob singer, lakin bilincinde değildir. iç dünyası dumura uğramış, kanlı sahneler ansızın bir karabasan gibi bilincini ele geçirmektedir. 'gerçek'le bağı sarsılmıştır, nedenini, niçinini çözemediği bir kuyunun dibindedir ruhu. bir gıcırtı, bir kuşun kanat çırpması, bir taksi şoförünün anahtarlığından çıkan ses ruhunda dalgalanmalara, buhranlara yol açmaktadır. böyle sürüp giden bir karabasan ve alternatif yaşamlar arasında singer düğümü ancak filmin finalinde anlayacaktır; ölürken, hayatı 'bir film şeridi' gibi gözlerinin önünden geçerken kendisiyle barışacak ve ölüme teslim olacaktır.
pier pier
izlerken ilk başlarının çok sıkıcı gelmesiyle kapatmayı istediğim ,lakin biraz daha sabredip devamını izledikten sonra , birden bire kendimi filmin içinde bulup , ikinci bir sıçrayışta bittiğini farkettiğim filmdir.

o kadar etkileyici ve bir o kadarda ince ince verilen , ve amerikaya , giydiren filmdir, lakin zamanında reddetmiştir tabi.

filmi izlerken , filmin sonuna doğru kimyasal uyuşturucuyu duyuncaya kadar , beyninizin her iki tarafınında çalıştığını hissedeceksiniz , kahramanımız jacap singer'in gördüğü rüyalar , git gel'leri , halisünasyonları , en ufak bir hareketin , sesin , titreşimin bünyede ki dehşet ötesi etkilerini izlerken , hangisi rüya hangisi gerçek düşünürken , beyninizin yorulduğunu gerçekten hissedeceksiniz.

filmde ise bana göre 1930'lu yıllarda isveçli bilim adamının bulduğu , lsd'nin etkilerini , askeriye de ve savaşlarda kullanıldığında oluşan durumları ve daha da önemlisi o yıllarda yeni bulunan kimysal'ın nerelerde denendiğinin ve etkilerinin sadece bir parçasını anlatmaktadır.

kahramanımız jacop singer'in vietnam savaşında , yiyeceklerine katılan kimyasal'ın hayatını nasıl harap ettiğini ve bitirdiğini anlatıyor,

aslında anlatmıyor , kimyasalları aldıktan sonra , bütün arkadaşlarımın bir ölüm makinesine dönüşeceği beklenirken ,tam tersi etki göstererek birbirlerine insanlık dışı saldırıyorlar , son anları , gözünün önünden film şeridi gibi geçerken , son anda durumu fark ettikten sonra mutlu ve mesut bir şekilde öldüğünü ve bu anlarını filmi içinde görüyoruz.

27 gram lsd'nin 300.000 insanı uyuşturduğunu da unutmamak lazım . ayrıca 2 gramının 12 saat boyunca aralıksız kafa yaşattığını , bilinç altınıza girerek , bünyenizde , iç yaşantınız da olmadığı kadar sallantılara neden olduğunu , bazı insanlarda kalıcı etki göstererek deliliğe bile yol açtığını , bazılarında ise hayatı boyunca nedenini anlamadığı iç çekişmelere yol açtığını unutmamak lazım .

film o kadar güzel anlatmış ki , göstere göstere amerikan'ın gözünğn içine sokmuş ama filmin sonunda da dediği gibi pentagon reddetmiştir , böyle bir olayı.

lsd denen kimyasal'ı tanımak için ise izleminizi şiddetle tavsiye derim ;


digital militia digital militia
izlerken gerçekten anlamda boynumu ve sırtımı ağrıtan, baştan aşağı ağır dinî referanslarla dolu, tim robbins'in aktığı film.

korku filminde tırsan bir pussy olarak bu filmde kolumdan voltaren vurmak zorunda kaldım, hatta yalan olmasın ama bazı sahneleri travma bile yarattı diyebilirim bende.

bildiğim kadarıyla en meşhur sahnesi ameliyat sahnesi olmakta, ama beni en çok curvy gençliğiyle harikalar yaratan elizabeth pena ablamız tırstırdı "anybody in there? anybody home?" derken.

ilk olarak stay'i izledikten sonra internette üzerine araştırma yaparken görmüştüm jacob s ladder'ı da, gerçekten bambaşkaymış.


1 /