jerome david salinger

1 /
varolmayan şövalye varolmayan şövalye
jerome david salinger, 1919, new york - manhattan doğumlu. kosher peyniri imalatçısı yahudi bir baba ile irlandalı bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiş, askeri akademiden sonra colombia üniversitesi'nde yazı derslerine devam edip ii. dünya savaşı'na da katılmış. yazarlığa bu yıllarda başladığını görüyoruz. ancak, 1941 - 48 arasında çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan kısa öykülerinin kitaplaştırılmasına izin vermiyor. yani, iyi bir araştırmacı değilseniz, 1940'lardaki salinger'i okumanız olanaksız. salinger isminin kitapevi vitrinlerinden yansıması 1951'de basılan "the catcher in the rye" kitabına dayanıyor( bu roman, türkiye’de 1967'deki adnan benk imzalı çevirisine atfen "gönülçelen" olarak tanınır ve uğradığı uzun süreli yasaklar tarihimizin büyük ayıplar sayfasında müstesna bir köşeye oturmuştur). ardından, 1953'te "dokuz öykü" kitabı yayımlanmış. 1950'den sonra salinger'in ünlü "glass ailesi"yle de tanışmış okuyucular. ilk iki öyküyü 1961'de "fanny ve zooey," diğer iki öyküyü ise 1963'te "yükseltin tavan kirişini ustalar ve seymour" kitaplarında topladığını görüyoruz.

"çavdar tarlasında çocuklar"ın kısa zamanda kazandığı başarının hemen ardından yeni bir roman daha yazan salinger, diğer birçok eseri gibi onu da yayımlamamış. en az 15 - 16 roman veya uzun öyküsü olduğu, bunları ya başka bir isimle kitaplaştırdığı ya da yaktığı rivayet olunur. kitap kapaklarına resmini bastırmayan ve kitaplarından hiç söz etmeyen salinger, bir konuşmasında "yazmayı seviyorum ama sadece kendim için" demişti. 1949'da mark robson tarafından "my foolish heart" adıyla sinemaya uyarlanan "çavdar tarlasında çocuklar"ın, elia kazan tarafından broadway'de sahnelenmesi bizzat salinger tarafından engellenmişti.
http://www.pandora.com.tr/sahaf/eski.asp?pid=71
dedi ki normal dedi ki normal
suskunluğunu kırk yıldır bozmamış yazar. yazar sadece, alışveriş yaparken kendisinin resmini çekmeye çalışan foto muhabirinin objektifine doğru elini uzatırken görüntülenebilmiştir.
hepten aykırı hepten aykırı
seymour gibi bir karakteri yaratmış ve bu karakteri bana çocuğumun ismini seymour koymayı düşündürtecek kadar sevdiren yazar.
(bkz: seymour glass)

edit: siz eksileri yardırmadan önce söyleyeyim. çocuğumun ismini elbette seymour koymayacağım. sadece kafamdan geçti.
ovid ovid
çavdar tarlasında çocuklar* adlı kitabın yazarıdır kendisi.kitabın türkçe çevirisi de çok başarılıdır.iki saatte yalayıp yutabilirsiniz
blue danube blue danube
salinger.. salinger, başka bir şey!

çavdar tarlasında çocuklar, en çok bilinen kitabı olmakla beraber tek romanıdır ve herkese hitap edebilir, zira -mesela- franny ve zooey'de anlattığı şey tam bir "hiç"tir, aslında "hiçbir şeyden bahsetmenin her şeyliği'dir tam olarak. dokuz öykü'de öykücülüğünün en iyisini yapmış, dehasının tavanına kafasını vurmuştur, öykülerin sonu çarpıcıdır, dokuz öyküyü okumak değil dokuz, on sekiz günü bile bulabilir. yükseltin tavan kirişini ustalar ve seymour, gece yatarken hayal kurmak gibidir.

salinger'ı herkes sevemez; zira bu adam, size herkes'i anlatmaz. yarattığı tüm karakterlerde, franny glass'ta, holden caulfield'da, seymour glass'da mesela, daima kaybeden bir naiflik vardır. ve salinger üslubunda öyle bir mükemmellik..

size fazla anlatmak istemiyorum, sırası ile, çavdar tarlasında çocuklar , dokuz öykü, franny ve zooey ardından da yükseltin tavan kirişini ustalar ve seymour.. bunların hiçbirisi olmasa bile, sadece keşfetmek için, çavdar tarlasında çocuklar.. içten ricamdır.
sonador sonador
ailesiyle birlikte rüyama girdi. kalabalıklardı. salinger, seymour'du çünkü. franny'yi gördüm, tam tutuluyordum ki salinger birkaç fotoğraf uzattı bana. "kimseye gösterme," dedi.

uyanınca telefona anlatmışım rüyayı, kaydetmişim, saniyesinde de tekrar uyumuşum. hiç de hatırlamıyorum böyle bir olayı. uyanır uyanmaz kaydetmesem hayatta hatırlayamazdım.

pek seveni-bileni falan olmuyor öyle, "salinger" deyince "o ne lan?" diye tepki veriyorlar ya, süper bir şey o. bana kalsın diyorsun. bilmeyin! sevmeyin!

zaten bilmek de sevmeyi getirmiyor çoğu için. farklı şeyler lâzım.
ben ruhi bey nasılım ben ruhi bey nasılım
1920 sonrası amerikan gençliğinin, çok kültürlü bir coğrafyadaki ergenlik sancılarını daha iyi anlatan bir yazara rastlamadım salinger'dan başka. üslubundaki mizah bir anda sizi derin bir kedere düşürüyor sonra tutup tekrar dünyaya döndürüyor. elbette herkes bilmez salinger'ı, kendisi de böyle demiş zaten çavdar tarlasında çocuklar'da, holden caulfield'un ağzından;
sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.

ayrıca şunu dipnot düşmekte fayda var; ronald reegan'ı vuran john hinckley jr'ın, j f kennedy'nin suikastçisi lee harvey oswald'ın ve john lennon'u öldüren mark chapman'ın ortak noktasıdır the catcher in the rye.
john hinckley'in kütüphanesinde bir sürü baskısı, suikast günü oswald'ın üstünde bir nüshası bulunmuştur. ve lennon'u öldürmek için sabah o sokaktaki banka oturup lennon gelene kadar kitap okuyan mark chapman'ın elinde yine bu kitap vardı.
bunun sebebi de sanırım çavdar tarlasında çocuklar'ı dikkatle okuyan herkesin dikkatini çeker; ergen bunalımları, dikkat çekme isteği, hiçliğe yöneliş, özbenlikten uzaklaşıp idol olma eğilimi...
alternatif maliyet alternatif maliyet
neden bu kadar iyi, iyi ve iyi yazdığını olasılıkla kendi adına seymour glass cevaplıyor:

"bundan sonra yazı yazmaya her oturduğunda, henüz yazar olmadan çok önce bir okur olduğunu hatırlayabilsen. bu olguyu kafanda tespit et, sonra hareketsiz otur ve kendi kendine, bir okur olarak, buddy glass eğer kalbiyle seçebilse bütün dünyada hangi yazıyı en çok okumak isterdi diye sor. bir sonraki adım korkunç, ama öyle basit ki yazarken ben bile zorla inanıyorum. utanmazca oturursun ve kendin yazarsın. bunun altını bile çizmeyeceğim. altı çizilmeyecek kadar önemli." - yükseltin tavan kirişini ustalar ve seymour: bir giriş'ten.

utanmazca yazıyorum ben de işte: bu kaçık, bu dünya-edebiyatının-başına-gelmiş-en-güzel-şeylerden-biri olan anlatıcı, okumaktan bıkmayacağım yazarlar listesinde ve her şeye bakış açısındaki tuhaflığa, kurduğu uzun cümlelerin akışına, yarattığı insanların gerçekliğine ve bana dickens'ı hatırlatan ve fakat ondan - kendi yaşam tarzına son derece uygun olarak belki de - çok daha gizli kapaklı tuttuğu muhteşem mizah anlayışına hayran kaldığım adam.
honeypie honeypie
hayatını kaybettiğini öğrenince sanki gerçekten tanıdığım birini kaybetmişim gibi hissetmeme sebep olan yazardır.ülkemizde bulunan tüm kitaplarını zamanında bir solukta okumuştum.özellikle the catcher in the rye defalarca okunacak bir kitaptır kanımca.
hepten aykırı hepten aykırı
arkadaşımın 13 yaşında bir kuzeni var. beni çok sever. çok değil bir kaç gün önce onun doğum günüydü. çok geç haber verildiği hediye alamadım. kitaplığımdan çavdar tarlasında çocukları çıkardım. götürdüm ona verdim. dedim ki:

13 yaşında hiç birşey anlamayacaksın.
17 yaşında yanlış anlayacaksın.
23 yaşında anladım sanacaksın.
27 yaşında sen de bir çocuğa hediye edeceksin.

kaderin cilvesine bakın ki, bugün iki saat önce evime dönerken yolda, kendimi holden'ın 27 yaşındaki hali gibi hissettim bilmiyorum neden. eve girdim. bilgisayarı açtım. akaydo'dan mesaj. abi salinger ölmüş.

salinger benim için ne demektir?
yıllardır msn nick'i olarak kullandığım seymourdur o.
bloc party'nin this modern love şarkısını en sevdiğim yerindedir. "you bought me a book" derken o kitabın hep çavdar tarlasında çocuklar olduğunu düşlemişimdir.
dokuz öykü'dür. onuncusunu bir kızdan bahseder. ben yazayım diye bana bırakmıştır.
askerde yattığım yerde okuduğum, mektupları arasında sakladığım kitabın yazarıdır. şafak 105 iken koskoca adamı eşşek gibi anıra anıra ağlatan esme için sevgi ve sefaletlenin yazarıdır.
salinger, yazdığım onlarca öykünün ilhamıdır.

salinger okumamış bir insanın düş ve düşçü bulma kurumuna hemen başvurması gerekir.

çok klişe olacak ama salinger ölmedi. harflerde yaşıyor. senelerdir yattığım yerden elimi uzattığımda yetişebileceğim kitaplarının arasında bir yerlerde.

ağlamak istiyorum. fakat gösteriş olur diye ağlayamıyorum.
mar adentro mar adentro
ilk ve tek romanınız catcher in the rye 1951 yılında yayınlandı. kitabınızın sesi, holden caulfield , tüm dünyadai çocukları kurtarmak istiyordu.
seymour glass ve eşi balayına gitmişlerdi. seymour, üzerinde bornozu plajda güneşleniyordu. küçük bir kızla sohbet ediyor, oynuyordu. sonra odasına çıktı, silahını çekmeceden alıp intihar etti. okuyucuları şoke eden bu hikaye büyük başarılar vadeden bir hayatın ansızın yok olmasını, yüksek duyarlılığa sahip zihinlerin dengeyi tutmakta ne kadar zorlandıklarını anlatıyordu.

siz kimdiniz bay salinger?
söylentiye göre yayımlanmamış onlarca hikaye ve romanınız kimselere sokmadığınız evinizde karanlık bir kasada saklı. ve söylentiye göre sürekli yazıyorsunuz.

oysa 1975'ten beri röportaj vermiyorsunuz. paylaşmak değil yaratmak mı?

orduya katılmadan önce yazdığınız naif savaş hikayelerinden soğudunuz.
yanık et kokusunu asla unutamayacağınızı söylediniz kızınıza ve bir daha savaştan bahsetmediniz. arkadaşlarınızı siperlere kurban verdiniz, ateşin içinden geçip zen budizmiyle yaralarınızı sarmaya çalıştınız.

hep kaçtınız bay salinger, oysa ki, üniversitelerde sizinle ilgili tezler yazıldı.

herkes sizden bahsediyordu. gizemli, dahi, eksantrik. gençliğin öfkesini en iyi anlatan kitabı yazan yazar.

hayat hikayenizle ilgili tüm detayları yok etmek için çok çalıştınız. özel yaşamınızı o kadar korudunuz ki, karınız be çocuklarınız yalnızlık ve iletişmsizlik hisleriyle yaşadılar.

hep genç kızları sevdiniz. ama birlikte buz pateni yaptığınız o küçük kızı özlediniz. kar yağarken yaşadığınız masumiyeti.
ama yeniden çocuk olmamal çok zor değil mi?

hep terketmek için hazır beklediniz. hep vazgeçtiniz.

ve terkettiniz...
holden caulfield, seymour glass, teddy ve bay salinger hepiniz gerçek dünyadan uzaksınız.
1 /