john berger

1 /
guest8644 guest8644
ways of seeing (görme biçimleri ve a painter of our timeszamanımızın bir ressamı) çok ünlü iki eser olmasının yanı sıra, bilhassa çizim ve fotoğraf hatta en genel anlamda sanat namına birşeyler üretmeye uğraşan kimselerce mutlaka okunması gereken iki kitaptır.bunun yanında g de yine berger e ait oldukça meşhur bi eserdir.tüm bu dünyaca ünlü ve son derece öenmli eserleri sahibi olan john berger ise,dönem dönem sağlam bir marksist bakış açısından yazması nedeniyle dikkat çekmiş,1926'da londra da doğmuş,sanat eleştirmeni, şair, ressam, politik filozof, roman, öykü ve senaryo yazarı bir kişidir.
comatose comatose
en popüler kitabı ways of seeing bbc deki programlardan toplama ropörtajlardan oluşur, konuları örnekleriyle anlatması çok güzel bişeydir. sıkar ama biraz, vizkositesi pek azdır.
guest8644 guest8644
leylak ve bayrak gibi bir şahaseri bizlere kazandırmış insandır. yücedir. biraz üzerine eğilinip, 2 ve üzerinde eseri okunduğu anda favori yazarınız oluverir. biraz kırık bir tiptir, tüm ukalalılığının ve çok şey bilişinin altında yatan o tezat sıradanlığı sezdiğiniz anda hayran kalıverirsiniz berger'e. bu kadar çok şey olabildiği ve bir sürü ünvana -üstelik her bir ünvanını da sonuna kadar hak edecek kudrettedir kendisi- sahip olmasına rağmen, eserlerini okurken hissedersiniz: berger, sizin üzerinizde değil, yanı başınızda durmaktadır. tepenize geçip bildiklerini size haykırmamakta, yanınıza oturmuş ve usulca kulağınıza fısıldamaktadır. insan ruhuna dokunmayı başarmış nadir yazarlardandır ve bu sayede okuyucunun da yüreğine ulaşmayı bilir. zaman öldürmek ya da entel imajı uyandırmak için değil de... kendisini/ruhunu tamamlayabilmek için okuyanlardansanız şayet, berger asla es geçmemeniz gereken bir virajdır.
ohannesburger menu ohannesburger menu
ben yaşlı bir kadınım ama seni istiyen - ister nefretle olsun ister güzel duygularla olsun - bir erkeğin bakışları altından geçmenin ne demek olduğunu hala hatırlarım. canavarları, peygamberleri ve ne o öbürü olan başka herkesi doğururuz. nasıralı isayı doğruruz, hiradiası da.

"her türlü iyilik ve kötülük bizim bacaklarımızın arasından çıkar ve gençliğimizde her iyilik ve kötülük gene oradan girmeyi hayal eder."


john berger - "leylak ve bayrak" adlı kitabından
parallax parallax
roman yanı da eleştiri yönü kadar kuvvetlidir. to the wedding isimli romanında berduşluğun kitabını yazar, hikayenin sonunu oryantal sayılabilecek bir tazda bitirmesine rağmen klasik ingiliz edebiyatının ağırlığı basar, ne de olsa yazarı ingiliz sanat eleştirmeni john berger'dir. sanatın büyük eleştiri lordlarından olmanın verdiği ağırlığı hep üzerinde taşır ancak öğretmen gibi değil de özellikle görme biçimleri'ndeki elitist sanat vurguları ile dikkate alınması gerektiğini insanın içinde hissettirir.
eleanor eleanor
"kimlik sorulunca
tren saatlerine bakmak
ya da para ödemek için
cüzdanımı açınca
yüzün çıkıyor karşıma

çiçek tozları
dağlardan yaşlı
aravis daha genç
dağlar kadar dayanaklı

çiçek tohumları
hep saçılacak
ama aravis yaşlanacak
tepelerle yaşıt olacak

kalbin cüzdanında
bir çiçek o kuvvet
bizleri yaşatan
dağları yıpratan

ve yüzlerimiz,kalbim,fotoğraflar kadar kısa ömürlü "
tembel tembel
"senin adana
daha mı geç iner gece?
senden ilerde yürümem
yılan sokmasın diye mi
sandaletli ayaklarını?

denge asla kurulamaz.
bunun için susar yıldızlar
açmazlar ağızlarını.

nasıl geçer bir mevsim
nasıl
neyle ölçülür
yokluğunun takviminde?

nasıl ölçmeli
altüst ışığımın
akış hızını
olanlarda
ve olacağın
dağında?

denge asla kurulamaz.

neyse ki gözlerimiz geceleri
yansılar birbirini
ve geçer tüm baş dönmeleri."
eleanor eleanor
"bugün insanların içinde yaşadığı yalnızlığı kim önceden bilebilirdi? her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. ama imgelerin bu sahteliği bir hata değil. eğer kar peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir elde etmek mutlak öncelik haline gelirse, o zaman gerçekten varolanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir."
sometimes sometimes
muhtemelen detaylı günlük tutan ya da yaşadığı her anı bir şekilde içine bir yere kazıyan sanat tarihçi, edebiyatçı, vs vs. benim en sevdiğim deneme kitabı şiirin saati.
queenie queenie
'' serseri dillerimizle bizler
ıslah olmaz şivelerimiz
''süt''diyen farklı sözcüklerimizle
trenlerden inip
peronlarda kucaklaşan bizler
bizler ve vagonlarımız
yokluklarında sesleri
yatak odasında resim çerçevesi
yatak odasında resim çerçevesi bizler
herşeyi
ve hiçbir şeyi paylaşamayan bizler -
bu hiçliği ikiye bölüp
tek şişeden yudum yudum
içen bizler,
guguk kuşlarından
saymasını öğrenmiş bizler,
hangi paraya çevirdiler
bak şimdi şarkılarımızı?
ayrı yataklarımızda
ne anlarız şiirden?

armağan vermekte uzmanız biz
hem paketlenmiş armağanlar
hem de öylece bırakılıvermiş.
yola çıkmadan önce sırt, ayak ve gözlerimizi saklar
aldıklarımızı bavul raflarına yerleştiririz.

geride bırakılan
ayna ve camlarda kalan gözlerimiz,
yatak ucundaki halıda
ayak izlerimizdir,
duvar sıvasında kalan sırtlarımız,
eşiklerinde salınan kapılardır.
kapı ardımızdan kapanır
ve döner tren tekerlekleri.

biz almakta da uzmanız.
bir tırnağın biçimini
yıldönümlerini
uyuyan bir çocuğun sessizliğini
pişirdiğin kerevizin lezzetini
ve ''süt'' dediğin sözcüğü de alırız.
ayrı yataklarımızda
ne anlarız şiirden?

uzayan raylar, yol ağızları
ve istasyonlar gür sesleriyle
okur dururlar bizlere.
aştığımız yollardan uzun
değildir hiçbir şiirin dizesi.
at canbazları gibi ağza bakıp
uzaklık ölçmeyi,
ağrıyan dişlere göre yaş belirlemeyi biliriz.

eşek ve at sırtında, yaya
uçakla ve kamyonla
taşırız herşeyi kalplerimizde,
hastaları, tabutları, suyu,
yağı, hidrojeni, yolları,
açan leylakları
toplu mezarlara atılan toprağı
herşeyi.

kötü dış haberlerimizle
''süt'' diyan farklı sözcüklerimizle bizler
ayrı yataklarımızda
ne anlarız şiirden?

ebeler kadar iyi biliriz
nasıl büyür kadınların karnı,
bilginler kadar biz de biliriz
ne titretir bir dili.

yükümüz.
ayrılmış şeyleri bir araya getirmektir
tir tir titreten bir dili.
binlerce yıl öteden, köy sokaklarından
tundra ve ormanlardan
veda edişlerle ve köprülerle
taşımalıyız herşeyi
çocuklarımızın şehrine doğru.

şiir taşırız içimizde
sığır taşıyan
tüm sığır vagonları gibi dünyadaki.
az sonra hatta indirip
suluyacaklar hepsiini. ''
ekşiayran ekşiayran
köylü ve işçi sınıfı tarafından bakabilen belki de etkileyici tek sanat eleştirmeni.oxford'da kürsü açmak yerine çiftlik hayatı sürmeyi tercih etmiştir ayrıca.
queenie queenie
'' bu yazılar yaşayanlar okusunlar diye yazılmıyor. anımsayanlara, ölüleri bir daha anımdsatmak gerekmez ki! mezartaşı yazıları bir tür kimliktir ve kimlikler bir üçüncü kişi için yazılır. mezartaşları yeni ölüler adına yazılmış tavsiye mektuplarıdır. buradan göçenlerin bir daha adlandırmaya gerek duymayacakları umuduyla yazılır.
mezarlıkta sen ve ben, dar boğazların üstünden denize, deniz üstündeki göğe, uzaklara, eğreltiotu kaplı dağlara baktık. sahil doğum yapmaya hazır bir dehliz gibi kıvrılıyor, atlantik' e uzanıyordu. işte bu doğum yerine göçmen ölüler gelir. konuşacak kadar yakın dururlar birbirlerine. yaşayanlar onların dilini bilmezler. ölüler bizim öykülerimizi okumazlar. ''
onurene onurene
"bizden çalınan sözcükleri geri almalıyız, yoksa bize tek bir sözcük kalacak: utanç." sözlerinin sahibi büyük insan.
1 /