kalp

10 /
prynzm prynzm
attığı sürece hayatta kalabildiğimiz herkesin yumruğu büyüklüğünde olan hayati organ.
kalbimiz ömür boyu 1.5 milyon kan pompalar ve gün içinde 100 binden fazla çarpar ayrıca gün içerisinde bir tırı 32 km götürebilecek kadar enerji üretir.
kalp ritminiz dinlediğiniz müziğin ritmine göre değişir, bu da sizin ruh halinizi etkiler. üzgünken dinlenilen hareketli bir müzik kalp ritminizi hızlandırarak sizi daha enerjik kılar.
kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi belirtisi farklı olur. erkeklerde sol kolda uyuşma ve göğüs ağrısı şeklinde olurken kadınlarda genellikle göğüs ağrısı yerine bulantı ve omuz ağrısı şeklinde belirti gösterir.


sembolik çizilen kalp şekli, 2 gerçek kalbin yan yana konulmasıyla oluşur. karşılıklı sevgi anlamında betimlenir.

armagnac armagnac
kalbin bir hakikati var, sadece zahir, sol yanımızdaki yürekten ibaret değil.
bu sol yanımızdaki yürek, cisim varlığının kalbi, vücudun her zerresine nüfuz ediyor; her zerresine her an taze rızık taşıyor, her zerresinden hasıl olan ağırlığı da alıp onu hafifletiyor, ama bu cismimizin kalbi.
gerçekte, ölümsüz varlığımızın kalbi bu değil.

beş tane temel makam sayılmış, letâiften, kalbin ötesine ait (olan);
kalp de onun zahiri -cismin kalbi değil- yani asıl varlığımızın -kalbinin-
en zahir tarafı;
birbirimizin derdiyle dertlenmek, hüznü ile hüzünlenmek, en hafif, en az
tezahürü budur.
bir başkasına dair gam taşımıyorsan sende kalp yok demektir.
gamın kendinden ibaretse sende zerre kadar kalp varlığından ibare yok demektir.
-mânâda yani-.
ama kendini aşmış, hatta kendini unutmuş da hep diğergâm olmuşsan o zaman kalbin var senin.
(...)

kalbin hakikati tam tahakkuk etse; cümle kesâfet alemini o kalbin
içerisine koysalar köşesinde bir yer tutmuş sayılmaz.

şimdi kaldı kalbin hakikati, marifeti.
bir kimse kalp ehli midir, gerçekten yürekli bir adam mıdır?
-manada, hakikatte yani-;
*bu, sol yanında kalp dolaşımını sağlayan bir kalbinin olması değil,
diğergam olmasıyla başlar;
kaç kişinin derdini taşıyor, kaç kişinin ahvalini önemsiyor,
kaç kişiyi kendi kadar kıymetli sayıyor,
bu alemden ne kadar bir payı kendinden sayıyor,
nesil bağın olmayan kaç kişiyi kendinden sayıyorsun? *
geber marla singer geber marla singer
sabah vakti 3'lerde kahve ve sigaralarla büyülüyorum onu şimdi. dengesizce atıp çarptıkça, içimde gezinen hortlaklarla ve yıkılmış sokaklarla çarpışıyorum. çürümüş dev makinalar duruyor ıslak ve yağmurlu çayırlarımda. sanayi devriminden bu yana çalışmamış makinalar. dişlileri paslı, ama hala yağlı.

kalbim hakkında diğerlerinin başka tanısı vardı ama!

doktorlarım anksiyete diyor bugünlerde yine. "küfretme, hayvan!" diye karşılık veriyorum. şaka yapıyorum. dünya üzerinde hiçbir şey yoktur ki, her şeyden kuşku duyan, hiçbir şeye güvenemeyen; ölüm ve yaşama coşkusunu aynı anda tadan bir duygu topu kadar kendini hayatta hissettiriyor olsun. tek sorun, bir şey yapmayı istememek sıkıntısında. döndüğün her yolda, "bu filmi daha önce görmüştüm" içlenişinde.

içimden, her arzunun en korkutucu ve en masum birlikleri geçerken, sıkıntı, benim bu birliklerle henüz ne yapacağıma karar veremiyor olmamda.

3 boyutlu bir dünyada 4 ve 5 boyutlu düşünsel, ruhsal ve bedensel açılımlar isteyen kişiler için, bu yüzyılda ve fizik yasalarında bir huzur yok! sınırlı bir varoluş biçiminde atılacak her adım kutlu ama nafile. yolda olmak varmaktan üstündür, ama bir süre sonra yolda olmaktan kıçım şişti otura otura ve siktir dedim en sonunda.

arkadaşlarımı korkuturdu kalbimdeki çarpıntılar. güneşli ve sadece yaşanılıp gidilen günlerde, durduk yere araya girip de, hiç konuşulmayanları konuşalım, hiç yapılmayanı yapalım, bizi bitirecek son noktaya kadar! dediğimde ve ahlakı, hukuku ve çekingeleri bir kenara bırakıp gerçeklerden konuşalım dediğimde ürktüler. kalbim de utanmıştı söylediklerimden, ama saklanmadı. zamanının gelmesini beklerken asırlık tozlarla kaplandı.

sabah vakti 4'lerde çiziklerine bakıyorum kalbimin. yırtılmış ve kandırılmış. üzerinde siyasi sınırlar var: fümelenmiş öfke krallığı. bütçe yetersizliğinden muzdarip keşke karayolları. siestacı kaçvesaklan adaları. bira festivalleriyle meşhur tatmin olamama çayırları. haritası henüz tam çıkarılamamış yağmur ve cingar ormanları. ve hepsinin daha derininde, merkeze yakın bir yerde alevler içinde yanan quern toprakları. ve bütün bu topraklar içlerinde bağımsız olsa da, birleşmiş sevgi devletleri'ne bağlı. bir tanesinde çıkan isyan her yeri vuruyor. beynimse umursamıyor kalbimde çıkan isyanları. bir an olsun. ne kadar kepazelik çıkarsa, ben ne kadar dağılırsam, o da bundan o denli sado mazoşist zevk alıyor.

kalp, yöneticisi binayı terk ettiğinden ötürü kendi üstüne devrilirken, beynim, "some men just want to watch the world burn!" mottolu bayraklarla meclis binasının sığınağında oturup viski ve puro tüttürüyordu.
dansedenucube dansedenucube
vücudun orta sol kısmında iç içe organların ortasında kendine makam ve mevki kazanmış, bazı kimilerde masum, bazı kimselerde gaddar ve bazılarında ise taştan olmasıyla ünlü, kan pompalıyan, iş güç sahibi, yalnızlığa gelemeyen gizemi hala tamamen çözülmemiş, aşkla bir ilgisi olduğunu düşündüğüm ve bazı insanlarda olmadığına karşı bir izlenime kapıldım, 4 odacık 2 kapıdan oluşan, hemen hemen bir yumruk boyutunda makbul olan, nazik bir vücut organıdır.
poseidonyx poseidonyx
aşkın, sevginin hangi sebeple orada hissedildiğini bilinmediği yerdir kalp. aşk orayı seçmiştir kendine. ne de olsa duygular bilir nereye gideceğini,en çok nereye yakışacağını ve nerede yeri belli olacağını.
kızılhenry kızılhenry
kalp her ne kadar fiziksel bir organ ismi olsa da, insanların aralarında bahsettikleri bir kalp anlamı daha vardır. tabi ki bu fiziksel değil ancak zihinsel bir organ diyebiliriz. yani bedende değil de ruhta olan bir şey. kaynağına göre iki tür his olduğunu söyleyebiliriz; ilki fiziksel kaynaklı ikincisi ise zihinsel kaynaklı. fiziksel olanlar temelde ikiye ayrılır. bunlar acı ve haz, bunları beden aracılığıyla hissediyoruz diyelim. zihinsel olanları ise insanlar duygular olarak ifade ediyorlar gibi görünüyor. zihinsel olan bu kalbin görevi hissetmektir. bazılarının kalpsiz olduğunu söylerler çünkü onlar hissedemezler. ve bunlar genellikle kadınlardır.
ekmeğe krem sürüp intihar eden adam ekmeğe krem sürüp intihar eden adam
"kalp" sözcüğü "insanın ortası, özü" demektir. bundan dolayı "yürek"e de "kalp" denmiştir. araplar "yürek"i, düşünce ve tefekkürün merkezi olarak bildikleri için zamanla "akıl"a da "kalp" demeye başlamışlardır. "akıl"ın "kalp" olarak isimlendirilmesi aslında edebi sanatlardan "mahalliyet mecazı mürseli" yoluyla olmasına rağmen, "akıl" ve "kalp" kelimeleri giderek eş anlamlı isimler olarak görülmüş ve böylece doğru bir temele dayanıp dayanmadığına bakılmaksızın bu kullanım "kalp" ve "akıl" sözcüklerinin geçtiği diğer dillerde de uygulama alanı bulmuştur. bu sebepledir ki, kur'an'da kalp sözcüğü kan pompalayan organ olarak değil, aklın, düşüncenin, tüm zihinsel fonksiyonların merkezi olan "beyin" anlamında kullanılmıştır.
10 /