kangren

easy company easy company
hastalık değildir. herhangi bir nedenden dolayı yetersiz kanlanan veya bekterilerin infekte ettiği bir dokunun yavaş yavaş ölümü ve çürümesi durumudur.
birçok hastalık sonucu görülebilir. ilerlemiş vakaları durdurmanın tek yolu gangrenli dokuyu vücuttan ayırmaktır.
(bkz: nekroz)
er2rule er2rule
adında ironi barındıran bir hastalık...
aynen günümüzde kullandığımız veya ufak tefek başkalaşım/harf değişimleri yaşamış sözcüklerimiz gibi bu kelimemizde de bir değişim söz konusudur...
uygulamalı açıklıyorum:kan giren, kan giren, kan giren...
uzun bir süre boyunca ve hızlı/olabildiğince hızlı hatta ceza kadar hızlı söylerseniz siz de göreceksiniz ki kelimemiz kangren halini alıyor...
böylece kendi içinde ironiklik de barındırıyor çünkü bölgeye kan girmekte değil tam aksine girmemektedir...
kan girmez denseydi de ne güzel bir söyleyiş ne de ironi barındıracağından bu kelime kan giren * tercih edilmiştir...
komiknickbulamadim komiknickbulamadim
benim için eski sevgili demek bu. vücuduna zarar veren, acı vermekten başka bir şeye yaramayan ve tüm vucudunu sarıp bir zamanlar seni sen yapan bir organın yokolması.

kesip atmak doğru çözümü ancak kimsenin bir anda gözden çıkaramadığı, acısıyla da olsa vazgeçemeyeceği bir şey olduğu. kangreni kesip attıktan sonra, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. yepyeni bir sen olacaksın ama hep bir eksik olacak hayatında.
mustehzi13 mustehzi13
saian'ın başıbozuk albümündeki en sağlam parça sözleri de şu şekildedir.
uslandın şehirdeki girdaptan boğuldun velhasıl
söyle sana pencerenden etine saplanan güneşten başka ne lazım?
bakma bana ben fırtına biçmek için rüzgar ekerim
hiç düşündün mü, bir manası var elbet çayla gelen iki küp şekerin?

tamam yaşamak pek iç açıcı değil şu zaman burkuldun.
ama kabûl et sen de farkettin yağmurun nasıl büyüdüğünü yutkundun!
isterdim bir yağmurdan artakalan koku şu şarkıya sığsın
şimdi sana sigaramdan yüz bularak soruyorum, nasılsın?

ben fena değilim sadece biraz laçka!
elimden gelen yok hastane kapısında eline şiirler tutuşturmaktan başka
bir de geceleri uyku tutmuyor, sabahı zor ediyorum
ulan bu öfke denen illet var ya; dişlerimi sıkıyorum!

bazısı beyhude diklenir şu dünyaya hah! ne diyeyim?
kızıyorsun evet biliyorum ama işte ben onlardan biriyim.
olsun be, tutun yıkılma sakın hep ayakta kal, diren!
ben mesela oturup sana böyle bir mektup yazdım ismi kangren.
lamangako33 lamangako33
saian'ın başıbozuk albümünün en iyi şarkısı. anlamadığım bazı yerleri vardı, şarkının hikayesini paylaştıktan sonra oraları da anladım. iki buçuk dakikaya neler sığdırmış adam..

-spoiler-
mersin’de olağan bir yaz içre olağan sıcaklar yaşıyorduk. aylardır süregelen işsizliğin yaşattığı sıkıntı ve gerilim üzerime tünemişti, kalkacak gibi de görünmüyordu. bunların üzerine sevdiğim kadının -ona isim gülmesinin güzeli‘ni verdim- annesi kanser tedavisi görüyor, sızımız katmerleniyordu. gülmesinin güzeli biliyordu ya da hayır!; hastaneye her defasında (bana baka) ölümü karşılamaya gidiyordu. içinde kocaman bir dehliz vardı ve umut burada kaybolurdu.

ben o kadınla hiç tanışamadım. hastane odalarına beni almazlardı, sakıncası vardı. zaten kimse o durumda birisiyle tanışmak istemez, haklı. en fazla hastane kapısından aydan’ı 5-10 dakika görüp, oradan geri dönmüşlüğüm vardı. ne zaman aydan’ın yanına o kötü zamanlarında gidiyor olsam kendi kendime içimden ismet özel’in ”(…) sana durulanmış kelimeler getireceğim… çünkü seni dik tutacak bilirim…” dizelerini yineleyip durdum. onun yanında o kelimeleri hiç bulamadım. hoş, zaten böyle zamanlarda iyi konuşmasını bilmem. ben zaten iyi konuşmasını bilmem, ama sıkı düşünürüm (bir gün hastane kapısında eline şiir tutuşturmuştum!). kısacası hayat pek iç açıcı değildi. ‘nasılsın?’ demek ağır geliyor, çoğu gece uyku tutmuyor, uyuyabilmek için dişlerimi sıkarak ıslık çalıyordum. ya da rüyamda. gerçeğe eklenmeliler.

dehliz büyük. okumaktan başka uğraş edinemedim (o sıralar turgenyev‘in bazarov‘una -varolan değerlerin mutlak reddi kesin cezbedicidir hey!- kafayı taktımdı). bir taraftan da bu boşluğu lehime çevirmek, ve küçük de olsa bir albüm kaydetmek istiyordum (acıdan ve öfkeden beslenmek gibisi yoktur!). çok uzun süre, kayıt yapacak stüdyo bulamadım. bu kangren‘i yazmama engel olmadı. sanırım bir hafta içinde yazıp tamamladım. ayşegül (babası ölü amcamdır, kasım 13’te bulduk ölümü) bahsi geçen zamanın tanığı ve içindeydi. şarkıma dahil olmasını istedim, oldu.

2012 ağustos’unun, (sanırım) son gününde kaybettik. artık şarkı çok defa çalındı, çok sigara yandı, çok kişi dinledi. bugün 18 ocak 2013. dün gece yine, omzuma ve göğsüme, gözyaşlarını döktü döktü döktü.

saian.
-spoiler-


feralatom feralatom
hikayesini dinledikten sonra çok daha anlamlı gelen , saian reisin , annesi kanserle mücadele eden sevgilisi için yazdıgı onun deyimiyle mektup bana göre şaheser olan parça.
lirikalite rap için her zaman önemli. sikmişim beatini , samplenı.