kanser

14 /
sigaramın melankolik dumanı sigaramın melankolik dumanı
temelinde stres yatan hastalık.
ve ben de stressiz yaşama yaşam demediğim için önümdeki on sene içinde büyük ihtimalle yakalanacağım hastalık. hissediyorum ben 40lı yaşları tamamlayamayacak ve stres temelli kanser yüzünden öleceğim.
merinos merinos
yavaş yavaş ve sinsi sinsi ölüme sürükleyen illet.

bilirsin, hissedersin. 30 senedir tanımışsındır çünkü artık vücudunu, bir şeylerin yolunda gitmediğini sezersin. sıkıntılarını doktor'a anlatıp en başında direkt sorarsın hatta - kanser olabilir mi? diye. doktorun gülüp, bu yaşta bu tür olamaz, senin hastalığın şu dedikten sonra ilaçlarla eve yollar. kısa süre sonra tekrar gidersin şikayetler geçmediği için. uzmanın şüphelendiği yönde tetkikler yapılır, yeni ilaçlarla dönersin eve. gel zaman git zaman tekrardan kötüleşirsin. üstelik sürekli yorgun ve halsizsindir, ama bunu yeni işine, çok çalışmaya bağlarsın.

bunca uğraşa rağmen hala iyileşme olmayınca başka bir uzmana gidersin. endoskopi yapar, bağırsaklarda iltihap olduğundan şüphelenip. sen endoskopi sonrası kendine gelmeye çalışırken - bir kaç tane polip görüp aldım. lakin bir tanesi fazla büyümüş, sanırım karsinom'a dönüşmüş der. polip ne karsinom ne bilmeden, anlamadan bakarsın suratına; açıklama ister, anladığım dilden konuşun diye rica edersin. o da anlatır: polip iyi huylu tümör, büyüyünce kötü huylu karsinom olabilir. parçaları incelemeye gönderdim, iyi mi kötü mü huylu öğrenmek için. sonuçlar gelene kadar karaciğer ve akciğerlerine de baktıralım, şayet kötü huylu ise, oralara atmış olma riski var.

tek başına gittiğin doktordan çıkarsın, hissiz, sarhoş gibi. ayakların tutmaz, çökersin olduğun yere duyduklarını hazmetmeye çabalarken. öyle bir şey olamaz diye kendini ikna edip mr, tomografi gibi istenen tüm tetkikleri hemen yaptırırsın yine bir başına. sonuçları alır almaz ara diye defalarca arayıp bunalttığın doktor umut dolu bir anında arar sonra aniden.
kötü huylu. hem akciğer hem de karaciğere atmış. son evre.

sonrası koca bir boşluk, anlamsız bir tutulma. önce ailene ve arkadaşlarına söylememeyi düşünürsün, üzülmesinler diyerek. ama çok geçmeden anlarsın, artık bir başına bu yükü kaldıramayacağını, yaşamayı bu kadar severken ölmekten çok korktuğunu. doğru kelimeleri bulup anlatmayı denerken, başına gelen bu yanlışı anlatmak için doğru kelimeler olmadığını farkedersin. onlar yıkıldıkça sen teselli edip umut vermeye başlarsın, yeneceğim bunu dersin polyanna'ya taş çıkartırcasına.

onkologlar genç yaşından umutlanıp başlar kemoterapiye. ve sen hayatta kalabilmek için girersin cehenneme. günden güne erirsin ama sarılırsın hayata. çünkü bu değildir, bu olmamalıdır sonun. onca hayalin gerçekleşmeyi beklerken ölmek istemezsin.
siyah nokta siyah nokta
ismi bile çirkin hastalık.

bazen öldürmez, süründürür. bazen süründürmez, öldürür. her şekilde, şüphesi bile hayatınızı yeniden şekillendirmenize, bakış açınızın değişmesine sebep olabilir. ne olursa olsun, güçlü olmak ve bu çirkin hastalıkla ilgili baştan sona her şeyi, her süreci güçlü karşılamak gerekir.

herkesten uzak olsun.
seyym seyym
giderken ardında alimler bırakır.
bu illetle tanıştığımda, çılgınca araştırmalar yaparken rastlamistim bu cümleye. yazacak çok şeyim var ama hala cesaretim yok. şimdilik bu cümleyi bırakıyorum buraya. kanserle, özellikle de pankreas kanseriyle tanışırsaniz (umarım asla ihtiyacınız olmaz ama olursa) diye yazıyorum buraya. malesef bu hastalığın yarattığı alimlerden biriyim. destek, yardım, herhangi bir şey gerekirse diye yazıyorum.
buralardayim.
ruhu gezenti ruhu gezenti
çok sinsi bir hastalık.

babamın bir arkadaşının karısı şu an bu lanet şeyle boğuşuyor. aslina bakarsak bogusuyordu, fakat doktor bir iki ay önce artik kayıp evresine girdiklerini söyleyene kadar. zaten beş sene önce teşhis kondugunda üçüncü evredeydi, ilk zamanlar ameliyat ve tedaviler fayda ettiyse de sonradan metastaz yaptı maalesef. şimdi ise son olarak karaciğeri bitirdigi icin sürekli vücudu au topluyor ve kadının dilinde de yara çıkmış.

allah'im sen daha fazla cektirmeden kurtar kadını :(

son ek: 9 ocak sabahı vefat etti. :(
sefaletin prensesi sefaletin prensesi
canım kadın anamın atlattığıdır.

yazmak istediğim şeylere başladım sildim, başladım sildim, başladım sildim. çünkü ne yazarsam yazayım eksik oluyordu.

şimdiye kadar annemle atlattığımız badirelere bir de meme kanserini eklemiştik. hem çalışıp hem de sana bakıp bu yükün altından nasıl kalktım hâlâ aklım almıyor be sultanım. ağlamak için gözpınarlarımda gözyaşımı her daim hazır tutan ben "katlanamıyorum artık, ölmek istiyorum" diye çığlıklarına nasıl ağlamadan katlanabildim acaba?

bu süreçte; tedavi edilemez denilen nelerin iyileştiğini, yapamıyorum denen hangi davranışların yapılabildiğini, istenince takıntıların, öfke krizlerinin, duygusallaşmanın nasıl önüne geçildiğini, aile olmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu, her şeye rağmen seni ne kadar çok sevdiğimi, seninle her seferinde kimseye muhtaç olmadan nasıl dimdik ayakta duracağımı öğrendim. ve yaşamanın, hissederek, severek yaşamanın ne demek olduğunu da öğrendim aynı zamanda. arkadaşlığın ne demek olduğunu, evde peynirin nasıl yapıldığını, yeşil mercimeğin ve brokolinin gazının nasıl alındığını da attım hafızaya. ben şu an ne biliyorsam bu hastalıktan çıkardığım derslerle öğrendim. ondan önce hiçbir şey bilmiyormuşum ben, hiçbir şey.

annem şanslı azınlıktaydı, hastalığı yendi. şu an sağlıklı, mutlu, huzurlu, aşık, yakında 35 senelik devlet memurluğunu rafa kaldırıp emekli olacak ve almanya'ya taşınacak. onun aldığı her kararda yanındayım. yaşasın da nerede mutluysa orada yaşasın. kiminle mutlu olacağına inanıyorsa onunla yaşasın. hayat çok kısa ve çok değerli. boşa yaşamamak gerek.

dünyalar güzeli anneciğimin before-after fotoğraflarını bırakayım buraya. umut olsun ihtiyacı olan herkese. kafanda 1 tel saç olmadığında da, tenine uygun peruk baktığımızda da, iyileştiğinde de, uyuduğunda da, ağladığında da, güldüğünde de, yemek yediğinde de, bana kızdığında da en güzel sensin sultanım.
prensesin senin için dünyayı yakar, yeter ki; senin ayağına ufacık bir taş değmesin canım annem. çok seviyorum seni, çok...





acarabi acarabi
kanserojen gıdalar ile beslenme arttıkça önümüzdeki 20 yıl içerisinde katlamalı olarak vaka sayıları artacak olan hastalık.
sanki bilerek denetlenmiyor gıda piyasaları diye düşünmek istemiyorum.
14 /