karaduygun

imkanatutuldum imkanatutuldum
üç saatte okuyup bitirdiğim kitapta en çok etkilendiğim bölüm; birhan keskin'in "keder ile hüzün arasındaki fark sınıfsaldır" sözünün ayrıntılandırıldığı bölümdü. aklımdan tanıdığım insanların hangilerinin kederli hangilerinin hüzünlü olduğu geçti hep.
emilia emilia
müşteri gittikten sonra, bora hiç vakit kaybetmeden sorar, "şu fotoğraftaki amca, baban mı?"
"evet, gaziantep'ten buraya gelmiş gençken."
"siz de kürt müsünüz?"
helin'in gözleri gölgelenir. hayal kırıklığı her halinden okunuyordur, "niçin sordun?"
"merak ettim, gaziantep'ten diyince, arap mı yoksa, gerçi çok türk var oralarda.."
"mezhebimi, dinimi de merak ediyor musun?"
"yok canım, sen yanlış anladın beni..."
"şafiysem mi daha çok seversin beni, aleviysem mi?"
"helin, ne dedim ben şimdi? öylesine sordum işte..."
helin gücendiğini saklamadan üzüm salkımını bora'nın önüne itekler, "nerden aldın bu üzümü, karşıki manavdan değil mi? sordun mu nereden geliyormuş diye? bu üzüm kardinal, bodrum'dan geldi. ataları karya halkına uzanan biri yetiştiriyor bunu, sence fark eder mi? o manavda gördüğün avokadolar meksika'dan dünyaya yayıldı, patates peru'dan, ananas brezilya'dan, elma asya'dan.. iftar sofralarında israil'den gelen hurmalarla oruç açıyor insanlar! yeryüzünün bütün nimetlerini löplüyorsun da sofranı paylaştığın insanın kanbağını niye sorguluyorsun!"