kazancı yokuşu

1 /
van den budenmayer van den budenmayer
bir ferhan şensoy kitabı...

je m'en fiche bilader'den haneler'den, kabareci yeteklerini sevgi ile izlediğim ferhan şensoy'un taze, sıcak, halkçı bir mizahı var. yazgıdaşçıları imişçesine yansıttığı kazancı yokuşu'nın insancıklarını da bu külfetsiz anlatısı içinde bizlere sevdiriyor. bu insancıklar nasıl ezildiklerinin tortusunu günlük yaşam sevinci içinde unutuyorlarsa, yazar da sanki onlardan biriymiş gibi toplumsal ukalalıklardan, yazarca bilgiçliklere yeltenmeden anlatısının tadını çıkara çıkara onlara ayna tutuyor. sade onları konuşturduğu diyaloglar değil, kendi gözlemleri, algılamaları, söz dağarcığı, anlatışı, benzetileri ve yorumları bile argo. öylesine onlardan. yazımı bile onlarınki gibi yanlış kullanıyor. bence üslubunu sevimli yapan da bu. ben ferhan şensoy'un kazancı yokuşu'nu okurken zaman zaman celine'i ya da san antonio'yu okurken aldığım tada benzer haz duydum. zaman zaman da adnan veli'nin mapushane çeşmesi'ndeki unutulmaz başarısını ansıdım.

haldun taner
garion garion
1 mayıs 1977'deki kana bulanmış işçi bayramında, onlarca insanın gerek izdihamla, gerek polisle çatışma sırasında, gerek the marmara'nın çatısından açılan yaylım ateşiyle can verdiği mekandır. pek çok kişiden duyulan, bu nedenle gerçek olma ihtimali yüksek olan bir rivayete göre, maocu görüşe mensup aydınlık grubu, yani bugünkü işçi partisi, olayların başlangıcından önce taksim'e buradan giriş yapmak istemiş, fakat oradaki çoğunluk tarafından pek sevilmemelerinden ötürü girmelerine izin verilmemiştir. ardından açılan ateşten ve dehşetten kaçmak isteyen insanlar, ateş açıldığının farkında olmayan aydınlıkçılarca onlara saldıran bir güruh zannedilmiş, ve geri püskürtülerek ıssızlığın ortasında kalmış, ve feci şekilde can vermiştir. böylece fraksiyon ayrımları, sen revizyonistsin, sen maocusun, sen dev-yolcusun, sen dev-solcusun gibi tartışmalarla solun yıllarca bölünmesine ve maalesef sonunda kırılmış bir cam vazo gibi binlerce küçük parçaya ayrılmasına neden olan bu tartışmalar, bu olayda da onlarca insanın hayatına mal olmuştur.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
kabataş'ta ak sigorta'nın önünden başlayıp taksim'de keban hoteli ile biten yokuş. yokuşu çıktıktan sonra karşınıza bambi büfe çıkar.

kabataş'tan taksim'e çıkmak veya taksim'den kabataş'a inmek istediğinizde hava güzel ve canınız yürümek istiyorsa füniküler hattı yerine güzel bir alternatif olabilir.
sofist tepen sokrates sofist tepen sokrates
gölgelik yerinde çile hayatıdır. bu yokuşu günde bir kez çıkıp bir kez inen on tane mutasavvuf tanıyorum ben. şu an cihangir'de (sodom ve gomor neviinden) gecelere akıyolar o ayrı.
ceyyar kermit ceyyar kermit
hızlı çıkmaya kalktığınızda bayağı bir yorucu olan yokuş. nefes nefese kalırsınız. inmesi bile zorlar. tepede güneş varsa daha da kasar adamı.
sayenizde sayenizde
bizatihi yaşayanların dışında çoğu insanın duygularının süzgecinde hala alevler saçan 1977 yılının acı anısından hariç sırasıyla;
gayrimüslim azınlıklara, travestilere, romanya, ukrayna ve moldovya'lı revü kızlarına, sanat camiasından bir çok isme mekan ve ilham olmuş sokak.
henderson henderson
hakkaten şahane kitapmış, bu kadarını beklemiyodum yani. çok şahane bi tarzı var ferhan abinin, karakterler desen çok iyi. bi de ferhan abinin bi çok eserinde sevişmeyi doğru dürüst bilmeyen bi hanzoyla, bu işin her numarasına aşina bi abla oluyo, ferhan abi bu olayı hep -kadın akla hayale gelmeyecek numaralarla bir saat boyunca adamın ırzına geçip pestilini çıkarttı - şeklinde anlatıyo. bu kitapta da melek abla ercü'ye öyle yapıyo. hatta aynı cümleyi kalemimin sapını gülle donattım'da kendi için de kullanmıştı, çatı katında güneşlenen hatun kendisini evine çağırdığında. bu arada şimdi spoylır vericem, ama öyle göt lalesi gibi treler satır atlamalar filan yapmicam, delikanlı gibi diyoruz lan işte spoylır diye, kitabı okumamışsan artık günahın boynuna. hah, ferhan abi kitabın başından beri kazancı yokuşu insanlarından kahramanlar diye bahsediyo, ironi sanıyosun hehe bunların neresi kahraman la diye. sonra ama toplam iki sayfada anlattığı son olaylarda hepsi hakkaten kahramanca ölüyo. biri çocuğunu kurtarırken, biri arkadaşını, biri öbürünü kurtarırken tak diye gidiyolar. o zaman diyosun vay be hakkaten kahramanlarmış diye. ha bi de karakterlerden hangisi ferhan diye sorarsan, bence hiçbiri ferhan diil, ama en olabilitesi olan karakter buzdolabı reklamlarına çıkan çocuk. ferhan çünkü aynı hikayeyi başka bi kitabında anlatıyodu, buzdolabı reklamına çıkıyorum, sonra yolumu kesiyolar bizim buzdolabı bozuk çıktı napıcaz diye, diyodu.
1 /