kelebeque

1 /
critical critical
bugün doğumgünü olan dostum. doğumgünün kutlu olsun canım arkadaşım. kelebekler gibi, hür, mutlu, renkli, sakin ve bir o kadar da eşsiz ama uzun ve başarılı bir ömrün olsun. nice mutlu yıllara !
jassmine jassmine
afyon patlatan programının daimi takipçisi, acımasız eleştirmeni ve de danışmanı. ne çalsam diye düşündüğüm haftalarda can kurtaran simidim oluyor. 100 kişiye sorup popüler 10 şarkıyı seçme konusunda da bir uzman. * uygun bir saat bulduğunda acilen itü sözlük rayosunda program yapmaya başlamalı.
içimdeki piç bırakma beni hiç içimdeki piç bırakma beni hiç
birçok konu hakkında engin bilgiye sahip olan bu müzik insanı; yanılmıyorsam haftasonları radyo djliği yapmakla beraber herhangi bir şarkı ismi vermenizle size hangi filmde çaldığını dakikasına kadar söyleyebilir. yazı karakterlerinde bile enerji vardır, gündelik şeylerden konuşurken bile sebepsiz yere mutlu olabilirsiniz. nitelikleri pek bi fazladır, uzaktan sever ailecek takip ederiz kendilerini.
cest tres excitant cest tres excitant
...

yorucu bir gündü. 40 dereceyi öğleden önce çoktan aşmış olmalıydı hava yine. klasik bir antalya günü beni bekliyordu kısacası. türkiye'de bürokrasının ne demek olduğunu o gün anlamıştım. oradan oraya koşturarak bir kaç saatimi harcadıktan sonra nihayet eve dönmek üzere bindim dolmuşa. şöföre:
-"dedeman ne kadar?", dedim.
-"beşyüzbin lira ama öğrencisin dimi ?"dedi.
-"evet ama istanbulda okuyorum" diye cevap verdim.
-"bu seferlik böyle olsun ama bir dahakinde paso alman lazım doğu garajından".
-"tamam, peki, çok sağol dedim ve geçtim en arkadaki boş olan köşeye.

çok yorgundum, çok sıcaktı, açtım... cebimden cüzdanı çıkartarak para üstünü içine attım. sonra nasılsa yol uzun biraz diye kapadım gözlerimi. kapayış o kapayış. gözümü açtığımda cennette olduğumu sanacak kadar güzel bir kız uyandırmıştı beni. uyumuşum. bir yandan 'öldüm mü' diye şaşkın şakın etrafıma bakınarak neler olduğunu anlamaya çalışıyordum, öte yandan da o kızın sesi ve o melek gibi yüzü sakinleştirmeye yetmişti çoktan beni. sonra ekledi;

-"binerken siz ...dedeman demiştiniz. bir durak geçtik ama", dedi.
şaşkınlığımdan bir anda ayağa fıralyıp " müsait bir yerde durur musunuz diye haykırdım dolmuşu çoktan durdurmuş bana aval aval bakan dolmuş şöförüne. herkes güldü. tabii ben de... toparlanıp kıza da dönüp teşekkür ettim. indim. sonra yüzümde aptal bir gülümse ve giden dolmuşun ardından tam bakacaktım ki zaten o kız bana bakıp el sallıyormuş. bir kez daha şaşırmıştım. boş bulunup ben de el salladım. dolmuş uzaklaştı. ben de evimin dönerken genelikle uğradığım kafeye bir kahve molası yapmak üzere gitmiştim. bir sütlü kahve rica edip günün gazetesine şöyle bir göz attım. bir süre sonra da hesabı ödemeye gittim. ama cüzdan yok. allah kahretsin dedim içimden. kafe sahibine de durumu açıkladıktan sonra "ikramımız olsun, dert değil" şeklindeki beni rahatlatmaya çalışırcasına tesellisi ardından evime doğru yola koyuldum. kızgındım ayrıca çok da utanmıştım. söylene söylene eve yürüdüm. 8.kattaki dairemize bi göz attım ki annem de bana bakıyordu. elinde de ev telefonu. neyse yukarı çıktığımda ben lafa başlayamadan annem başladı konuşmaya.

- hadi bakalım geri dönüyorsun. şu sinemanın ordaki kafeye git. cüzdanını düşürmüşsün oraya getircekmiş, dedi
- e nasıl bulmuş ev numaramı ? dedim.
- üniversiteyi aramış. cüzdanından kimliğini görmüş olmalı, dedi.

yine çok şaşırmıştım. çok da sevinmiştim ama bu kez de ön yargıma kızmıştım. o kadar çok heyecanlanmıştım ki kızı tekrar göreceğim için. onca yorgunluğuma rağmen koşar adım ilerledim. kafeye vardığımda gördüğüm ilk şey garsonun elinde cüzdanımın oluşuydu. kıza baktım . yok. tek kaşımı havaya kaldırıp, hayat sürprizlerle dolu yahu dedim. garsondan cüzdanımı teslim alıp kahvenin parasını zorla da olsa ödeyip eve döndüm.

o kızı hiç unutmadım. ne yüzünü, ne sesini ne de gülümsemesini. bir kahraman gibi ard arda 2 kez yardımı dokunmuşttu bu yabancının bana. ama derin bir yerlerde o kadar tanıdıktı ki... karşıma bir daha çıkmasa da o hep yaşadı şu yaşıma kadar benimle.

yok hayır, bu bir rüyaydı demeyeceğim. gerçekten oldu bunlar. * işte böyle. ondan sonra da bana oldu bazen bu tarz şeyler ama son zamanlarda en ilginci kelebeque ile olanıdır herhalde. birbirimizin yerine düşünmek, farklı kelimelerle aynı şeyi anlatmak, aynı şeyleri istemek ve daha nicesi... zaman zaman bu aynılık korkutucu olsa da teşekkür ediyorum kendisine. kendimi gördüğüm halimle bir başkasının da olabileceğine dair kanıtım olduğu için. güzel bir arkadaşlık bizi bekliyor anlaşılan. hayırlısı. kim bilir? belki bir gün seninle de bir günlük tanışmamız olur, seni de unutulmaz anlar kategorisine atarım. *

eklemek istediğim bir başka husus ise müzik açısından repertuarının epeyce geniş olduğu, ve bana çok yakın bir müzik zevki olması nedeniyle ayrıyetten yakınlık hisettiğim papillon adlı radyo programının sunucusudur, okuduğum kadarıyla da sağlam bir yazardır. şimdi "papillion" un bir de hikayesi var. hapishaneden yeni çıkan bir adam eline aldığı bir kitapta birisinin hapishanedeki yaşadıklarını anlatan bir kitap yazdığını görmüş. okuduktan sonra da demiş ki " ben bundan daha iyisini yazarım"... ve yazmış da. gerçekten de çok satmış. ben eminim ki kelebeque ile tanıştığınızda o, size birisini anımsatıyormuş gibi geliyorsa eğer, emin olun ki ondan bin kat daha mükemmelidir o.

saygılaaaar , sevgiler...
1 /