kelime

1 /
teomangibi teomangibi
dilin anlamlı en küçük birimi.

ilk önce tek seslerle oluşmıştur.birçok dil teorisine göre ilk oluşan ses 'a' dır.daha sonra diğer ünlüler oluşmuştur.

bu seslerin oluşmasındaki en büyük etken sosyal etkileşimdir.kabile insanı av sırasında avın ne yönden geldiğini,avı yakalayacak diğer kişilerin hangi hareketleri yapması gerektiğini,bazen korku bazen emir cümlesi biçimindeki bu tek seslerle anlatmaya çalışmıştır.
bu ünlü sesler yanlarına bir tane ünsüz sesi alarak iki heceli hale gelmişlerdir.
ör: su,ay,bu,aç...

ünsüz harflerin gelişimi nesnenin sertlik ve yumuşaklığına göre olmuştur.örneğin su yumuşaktır ve u sesinin yanına yumuşak s sesi gelmiştir,ayrıca s sesinin dudakların arasından süzülüyormuş gibi bir söylenişi vardır,suyun akışına benzemektedir.

aç kelimesi ise şöyle oluşmuştur.ilk insanlar av sırasında pusuya yatar,bu pusuya yatan birkaç kişiden biri hayvanı gördüğünde a diye bağırır,bu bir şaşırma ünlemidir.diğerleri de avın yaklaştığını anlar.a sesi hem avı dolayısıyla acıkmayı da çağrıştırmaktadır.acıkan bir insan da çevresindekilere a demektedir.a sesi birçok anlama gelmeye başlayınca karışıklığı gidermek için yanına bir ünsüz almıştır.bu ünsüz ç dir.
ç ünsüzü sert sessiz bir ünsüzdür.sert yapısı saldırganlığı ve parçalamayı çağrıştırmaktadır.

bu şekilde yansıma seslerden dilin en temel heceleri oluşmuştur.daha sonra üç harfli heceler,sonra dört hafli heceler oluşmuştur.ama beş harfli hece oluşamayacağı için bir,iki,üç ve dört harfli heceler birleşerek çok heceli kelimeleri oluşturmuştur.

başlangıçta hepsinin anlamı bilinen hecelerin anlamları unutularak bir tek kelime haline gelmişlerdir.
ör: ağaç kelimesi aslında ağ aç kelimelerinden oluşmaktadır.ağ kelimesi eski türkçede yükselmek anlamına gelen bir fiildir.
aç da yükselmiş anlamını veren fiilden isim yapma ekidir.

dilde ayrıca soyut kelimeler ilk oluştuklarında somut anlam taşımaktadırlar.insan düşüncesinin gücü yükseldikçe bu somut kelimeler derin anlamlar kazanmaya başlamışlardır.sonunda somut hiçibir şey çağrıştırmayan soyut kelimelere dönüşmüşlerdir.
gölgeningücü gölgeningücü
bir veya bir kaç mana için ortaya konmuş lafızdır..lafız manalı ve manasız sözlerin tamamıdır..kelimeyi lafızdan ayıran manalı olmasıdır..zaman kavramıyla alakalı olan kelime fiil grubuna girer zaman kavramıyla alakası yoksa isim grubudur
scout scout
mantıksal çıkarımları,düşünceleri aktarmak için yapılan konuşma eyleminin piyonu.duygularımızsa davranışlarımızla anlatılır.
şiirbaz şiirbaz
kainatta gördüğüm en güçlü şey.

önce kelam vardı. ve insanlar aldandı...

bütün hislere, bütün düşüncelere, bütün ruhsal bozukluklara, bütün coşkunluklara, tutkuya, bütün bir kainata isimler verdiler. unutkandılar. her ismi bir yerlere yazdılar.

kitaplar dolusu kelimelerle dünyalar değişti, dünyalar kuruldu ve yıkıldı.
dünyayı sevmek yetmez, onu değiştirmek lazım, dedi birisi. okuduk.
hoşça bak zatına kim zübdeyi alemsin sen, dedi birisi. okuduk.

öldürmeyen yara, kuvvetlendirir, dedi başkası. okuduk.
sonunda kelimelerimizi kuşanıp girdik maskeli baloya. maskelerimizin altında taşıdığımız yüzde harfler ışıldıyordu. kelimeyi aşabilseydik, ki bu imkansızdı, belki bir "ben" olurduk. noktadan öteye gidemedi mevlana. nokta elif oldu, be'ye sarıldı ve kelime kelime derdini işledi, şair.

noktadan gerisinde, derler ki, o vardır. ruhunu üfler her nesneye, noktaya da ruh üfleyendir. noktadan gerisinde o vardır.

ancak kelime, o kadar güçlüdür ki, öldürür, yaşatır, yıkar, parçalar, tedavi eder, merhamet gösterir, şefkatle kucaklar, şehvetle yakar...
ateş redifli şiirler yazan şairin yanmaması bundandır.

ne zaman ki, bir kelime düşse dudağından insanın, bir nesne can bulur. inanmazsınız, adını her çağırdığımda sevgilinin, bir yıldız parlar gökyüzünde. o yıldız yıllar önce sönmüştür belki, yine de canlanır.
işte kelime, o derece büyülü bir hayatın şifresidir. dünyanın giderek büyüsüzleştiği bir dönemde, kelimelerden başka kuşanacak neyimiz var? silahlardan daha güçlü olan kelimelerden, zalimlerin zulmünden daha keskin kelimelerden. denize şişe atmak, unuttuğumuz bir erdem.

kelime, bir gece yarısı sanrısı gibi damarlarımda akmaya başladığı günden bu yana, bütün bir hayat kelimelerden örülü gibi. hangi aşkı yaşasam, arkasında bir hikaye bırakıyor. hangi yoldan geçsem, kelimeler fışkırıyor dudaklarımdan.

ve kelime, o'ndan gelen. o'na giden.
papazzz papazzz
"kelime, konuşmanın bir vasıtasıdır. asıl konuşulan anlam ve amaçtır, his ve hayaldir. fakat kelime ile anlam, his ve hayal, asırlardır o derece birbiriyle kaynaşmıştır ki, kelimeyi atınca, anlam da amaç da his de beraber gider. bundan da nesiller arası bir anlaşmazlık çıkar."
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
sandalyeyi biz yapmışız, adına da 'sandalye', 'chaise' falan demişiz tamam da; bizden önce varolan şeylere isim takmamız, bir kelime atamamız terbiyesizlik hakikaten. sen kimsin ki o deoksiribonükleik asit ipliklerine 'kromozom' ismini takıyosun be. 'deoksiribonükleik asit' ne ayrıca? kim o hakkı verdi sana? protein sentezini senden daha iyi biliyor, yılların tecrübesi, ama "senin adın 'deoksiribonükleik asit'tir" desen öyle bakar suratına, 'protein' nedir bilmez. "bak şimdi de bölünmeye hazırlanıyorsun, 'kromozom' oldun" desen küfürü yersin. 'a.g.' yazabiliyor ama sadece, q yok elinde.

seni olduğun gibi yapan o, şahsen seninle "yemeğini yedin mi, seviştin mi?" dışında işi de olmaz ama sen milyonlarca yıl sonra zavallıyı manyak gibi arayıp buluyor, bir de dil uydurup oradan ismini beğeniyorsun. yedi yaşına gelen çocuğun babasına 'gludob' diye isim takması gibi. şımarıklık başka bir şey değil.

bak allah öyle değil mesela. "seni ben yaptım, senden önce vardım, ismim de budur, akıllı ol" diyor.

"the tendency has always been strong to believe that whatever received a name must be an entity or being, having an independent existence of its own. and if no real entity answering to the name could be found, men did not for that reason suppose that none existed, but that it was something peculiarly abstruse and mysterious." - mill
lahanaturşusu lahanaturşusu
''en önemli şeyler, söylemesi en zor olan şeylerdir. bunları söylerken utanırsınız.çünkü kelimeler küçültür onları. kafanızın içindeyken sonsuz gibi, kocaman görünen şeyleri kelimeler hayat boyuna indirger. ama hepsi bu kadarla da kalmıyor, öyle değil mi? en önemli şeyler, gizli yüreğiniz nereye gömülüyse oraya pek fazla yakındır. düşmanlarınızın çalmaya can attığı bir hazinenin işaret taşları gibi. sırrınızı açıklamak size çok pahalıya malolurken, karşınızdaki insanlar size garip garip bakarlar, ne dediğinizi anlamazlar ya da bunun nesini bu kadar önemli bulup yarı ağlar gibi söylediğinize anlam veremezler.''
stephen king 'in kitabının ön sözünü hatırlatır.
1 /