kim kiminle nerede ne yapmış kim görmüş ne demiş

demesemiyiydi demesemiyiydi
ben şimdi anlıyorum ! bu oyunu boş derslerde bazen öğle tatillerinde oynardık. çocukken eğlenceliydi. vay arkadaş! içimize "magazin sevme tohumları" ta o zaman atılmış demek ki...
evcil kaktüs evcil kaktüs
ne yapıyor kısmı genelde ayıplı olurdu

kim: sen
kiminle: benimle
nerede: az aşağıda
ne yapıyor: snne be slk
kim görüyor: kuşlar
ne diyor: yakşanlar

bazen böyle alakasız olupta saçmalığa güldüren de olmuştu.
psamathe psamathe
sadece ilkokul çağlarında oynandığı yanılgısına düşünülen oyun. format değişikliği olsa da, bu oyun günlük hayatta ve güzide sözlüğümüzde sıklıkla oynanmaya devam etmektedir. hatta çoğu insanın hayatının büyük bölümü bu oyunu oynamakla geçer. ingilizler der ki : kediyi merak öldürür". türkler der ki : "bir insanın başına ne gelirse ya meraktan gelirmiş ya yaraktan". buradan da ingilizlerin de en az almanlar kadar bizi kıskandığı sonucunu çıkarıyoruz tabii.
bu sefer kesin bu sefer kesin
iki veya daha fazla kişi tarafından oynanınca çok komik eşleşmeler çıkabilen oyun.

lisede, coğrafya dersindeyiz, üstelik en önde oturuyoruz, hoca da öğretmen masasında oturmuş ders anlatıyor. yani kabak gibi önündeyiz. ramazan ayı, günlerden cuma, öğle arasından önceki son ders. biz sıra arkadaşımla bu oyunu oynuyoruz, en yakın arkadaş isimlerimizden, sınıfın en gıcık öğrencilerine kadar herkesin ismini yazıyor, nerede kısmında yer olarak, vajina ve penis gibi organları da yazıyoruz ki daha komik olsun. ortaya çıkan; kim, kiminle, nerede, ne zaman, ne yapıyor? cümleleri ile deli gibi eğleniyoruz. 20 dakika kadar oynadık bu oyunu, yeter bu kadar dedik, defteri kapattık ve derse döndük. hoca kalktı, masamıza geldi, defteri aldı, bulamaz heralde oynadığımız sayfayı derken çat diye açtı, okurken gözleri yerlerinden fırladı. hocam ama itirazlarımızı duymazdan gelip defterimizle birlikte masasına geçti. bizde peşinden... yalvarıyoruz, hoca, ramazan ayında utanmadınız mı? diyor. sınıftakiler ne olduğunu anlamadığı için,hocam ne yapmışlar, ne yazmışlar? şeklinde bir hareketlendi. ve zil çaldı.
öğretmenler odasının kapısına kadar hocanın peşinden giderek yalvardık. ama hoca sizi disipline vereceğim, anne-babalarınız gelecek dedi başka bir şey demedi.

sınıfa döndük, bizim ekip toplandı, ne oldu diye soruyorlar ama nasıl cevap verelim, sizin isimlerinizde geçiyor diyemeyiz de işte olayı kısaca özetledik bunlara, yarım yamalak.
aman ne olacak, bir şey olmaz dediler.
benim öküz sıra arkadaşım (öküzlüğüne örnek: zamanında düşük not aldım diye ağlarken ben yanına gitmiş ve ben daha düşük aldım üzülme demiştim de, "senden bana ne bea! sen çalışmamışsındır ben çalıştım!" diye bağırmıştı)
keşke sizin başınıza gelseydi demiş bunlara, ben o hengamede duymamışım. bunlar bu nedenle küsmüş bize ve bizi yalnız bıraktılar.
bütün öğle tatilini nasıl intihar ederizi planlayarak geçirdik.
anne-babamız duyarsa yaşayamazdık.
bu nedenle son çare hocanın kitapçısına (kitapçısı vardı, okul çıkışı ve haftasonları orada olurdu) gidip bir kez daha yalvaracaktık.
öğle arası bitti.
öğleden sonra ilk ders başladı. bizim ekipten kimse bizimle konuşmuyor, biz ise, terbiyesiz olduğumuz ve onların isimlerini de oyunda kullandığımız için bizimle konuşmadıklarını düşünüyoruz.
ders sırasında kapı çaldı, nöbetçi öğrenci geldi, bu sefer kesin, bu sefer kesin'in sıra arkadaşı ve bu sefer kesin'in en yakın arkadaşlarından birini müdür yardımcısı odasına çağırıyor dedi.
biz tutuştuk ve diğer arkadaşın da şahit olarak çağırıldığını düşündük.
ölüyoruz korkudan.
çıktık, gidiyoruz ama çıt yok bizde. diğeri hala küs tabi, haklı. ("keşke sizin başınıza gelseydi, böyle konuşmak kolay" denir mi lan arkadaşa)
müdür yardımcısının odasına girdik.
adam konuşuyor ama konu bizim konu değil benim tek anladığım bu, haftasonu okulun düzenlediği kurs ücretini yatırmamışız da bilemem ne. biz sıra arkadaşımla utanmasak dans edicez çok sevindik, müdür yardımcısı anlamadı neden sevindiğimizi, en kısa sürede yatırın paraları dedi biz çıktık. koridorda uçuyoruz mutluluktan, küs arkadaş hâlâ küs. (ama insan bi geçmiş olsun der, uzatmanın da alemi yok, neyse)
dersleri zaten dinleyemiyoruz da, bitti bir şekilde okul, biz gidiyoruz hocanın dükkanına.
yolda yürürken düşündük, acaba o intihar planlarımızdan birini uygulamış ve ölmüş müydük?(6. his* filmini sinemada yeni izlemiş ve çok etkilenmişiz) insanlar acaba bizi bu yüzden mi görmüyordu? tam bunu konuşurken biri bize, "saat kaç?" dedi biz sevinçten birbirimize sarıldık. saati soran da yürüdü gitti, "heralde deli bunlar!" diyerek.

kitapçının bulunduğu işhanının önüne geldik. ama gözümüzde yaş kalmadı. ağlamalıyız ki hoca bize acısın ve bizi disipline vermesin.
zorlayıp gözlerimizi buğulu hale getirdikten sonra içeri girdik.
bu arada yeni öğrendiğimiz ve oyunda kullandığımız en ayıp kelimeler, vajina ve penis hakkında hocanın bir fikri olmadığını düşünüyoruz. hatta bilmediğine eminiz.
hocaya lütfenli cümlelerimizle derdimizi anlattık o da, tamam, zaten ben sizi disipline verecek veya anne-babalarınıza haber verecek değildim. haftasonunu bu korku ile geçirirseniz size ders olur diye düşünmüştüm. ama madem buraya kadar geldiniz, içiniz rahat olsun ama çocuklar bu yaşta olacak iş değil yaptığınız, vajina-penis falan yazmışsınız bi de, üniversiteye gidince yaparsınız bunları dedi.(biz, a biliyormuş o kelimelerin anlamlarını ve ne diyor la bu diye şok içindeyiz, gülmemek için dilimizi ısırıyoruz).
neyse teşekkür edip çıktık.
gözümüzde bu sefer kahkalar sebebiyle yaş vardı.
iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı
büyük ihtimalle toplumdaki bok kafalı yaratıkların davranışlarından çocuk zekası ve masumiyeti ile türetilmiş oyun.psikiyatrist olsam bunu araştırırdım.

zira toplumda ciddi miktarda hayatı nefes almak ve bu yarak kürek soruları sormaktan ibaret olan amipten hallice yaşam formları var.kendi hayatını kurmak,birseyler üretmek,fayda sağlamak yerine safi israf başkalarına endeksli hayat yaşayan parazitler.

malum çocuklar zeki ve masum yaratıklar.hayatın her gün insanı soktuğu kaç yakalayı kovalamaca yapar.ev hallerini evcilik yapar.görülmeyene duyulan haz kör ebeyi,başkalarının vurduğu yakar toplardan kaçmak yakartopu doğurur.bunların her birinde bu izler var

ve toplumdaki en lağım mahsulu bireyleri bile böyle anlatmaları onları mükemmel yapan şey bence

edit:düşük cümle