kıskanç kadın

1 /
enfes enfes
1966 yapımı bir türk filmi. başrollerinde hülya koçyiğit, cüneyt arkın ve çolpan ilhan oynuyor. 1940 yapımı alfred hitchcock'un rebecca filminden araktır. ya da uyarlamadır da denilebilir. bu arada rebecca müthiş bir filmdir.

(bkz: rebecca)
zsa zsa zsu zsa zsa zsu
ömür törpüsüdür. ne sevgili olarak çekilir, ne arkadaş olarak, ne de patron. kimsenin kıskançlığının sonuçlarına katlanmak zorunda değiliz şu kısacık ömrümüzde. kıskanç insanlar hayattan soğutur ama üstüne bir de kadınsa hayattan bezdirir, sizi tüketir ve tehlikelidir. siz siz olun uzak durun, hayatınızdaki sıfatı ne olursa olsun.
ctrlaltdelete ctrlaltdelete
ben bunu dün gördüm...

işten çıkmış tıklım tıkış metrobüse güç bela bindikten sonra, yoğun ter kokusu ve üç yanımı saran kulaklıklı adamların kulaklıklarından çıkan gürültü bulutu eşliğinde mutlu mesut yolculuğuma devam ediyordum... artık o leş gibi ter kokusu beni nasıl etkilediyse, hafif çaplı bir baygınlık geçirip düşerken minyon bir kız çocuğuna kafa atmışım... neyse zaten göt göte girmiş erzurum yöresi halk oyunu oynayacak sıklıkta olduğumuzdan, kafam fazla zarar vermemiş kızceğize... anlayın artık ne pozisyon zenginliği içinde olduğumuzu...

hep kötü şeyler olmuyor tabii ki metrobüste, bazen iyi şeylere de denk geliyorsunuz. mesala inmenize beş durak kala yanında dikildiğiniz güzel hatun değil de, onun yanında oturan yaşlı teyze inmek için doldurduğu yeri boşaltabiliyor. hayat ufak sürprizlerle dolu azizim, az önce iç çekerek yanında dikildiğiniz güzel hatunun şuan yanında oturabiliyorsanız, belki az sonra el ele tutuşup kırlarda yuvarlanabilirsiniz.. anlatacaklarım yine raydan çıkmadan bitirip bir güzel öğle yemeği yeme niyetindeyim.

güzelim hatunun yanına iliştikten sonra o leş gibi ter kokusu yerini mis gibi yasemin kokusuna, ayakta dikilen dallamaların kulaklığından çıkan o berbat gürüldü de yerini yanında oturduğum güzel hatunun ayfonundan gelen vivaldinin allegrosuna bırakmıştı. o kadar mesuttum ki...

ama lanet olası kıskanç teyze tüm pembeliğimin içine siyah boyayı suyla karıştırdığı o dandik çomağı sokuverdi.. yüksek tonda telefonda konuşan teyzenin ağzının beyninden çok çalıştığı o kadar barizdi ki, anlam bütünlüğünü sağlamak için tdk nın en az üç ay uğraşması gerekirdi..

neyse efendim hulasa, bu teyzenin derdi kocasıylaydı (zavallı adam).. yok efendim nankörmüş, yok efendim kıskanç kadın görmemiş, yok artık! bu teyzeyi doktorlar filan bile istemiş... neyse lanet olası kadının son cümlesi "karı da karı olsa 250 cm boy var!" oldu.. lan hangi ara kocanı bırakıp da, başka bir kadını eleştirmeye geçtin!? neyse fazla kafa yormaya niyetim yok zaten. ama şans ikinci kez yüzüme güldü ve teyzenin şarjı bitti... şansımı sikim! sonra benden bi telefon açmalık telefonumu istedi... çok hayati bir telefon görüşmesi telefonunun şarjının bitmesiyle yarım kalmış...

kendi elimle telefonumu teyzeye verdikten sonra, teyze öyle hiddetli konuşmaya başladı ki ineceğim durağa geldiğimde telefonumu istemeye götüm yemedi.. el mahkum, kıskanç teyze gardiyan telefon konuşmasının bitmesini bekledim.. indiğimde, inmem gereken durağı 12 durak geçmiştim...

şans denen şey böyledir azizim, gösterir ama elletmez..
onbirdakika onbirdakika
ömür törpüsüdür hem kadın hem erkek için.

bi yerde otururken, şarkı çalmaya başlar.
- aa onbirdakika bizim şarkımız baksana
* ahaha aynen ya. benden sana gelsin
- di di di.. şarkıyı söylüyor burada.
+ ( onbirdakika kişisinin kulağına eğilir): oo bakıyorum benden daha yakınsın ona..
* saçmalama ya
+ şarkılar falan
* nolmus yani
+ bilmiyorum artık. bizim şarkımız daha güzel
* bizim şarkımız ne ki
+ ( kızgınlık ifadesi) xx.
* aaaa ahaha manyak ya tabiki bizimki zaten muhteşem ya. nerden aklına geldi o
+ kızım ben kıskanç bi insanım biliyorsun böyle şeyler yapma yanımda. kimseye yar etmem seni len gel buraya opcem seni
1 /