kitap okumak

56 /
aurora borealis aurora borealis
www.babil.com

okumanın doğru şey olduğuna hiç şüphe yok ama şu linkteki en çok satanlara bakınca bi yerlerde yanlışlık var diyorum. ben sayısal kafalı bir insanım. neden ilk sayfada bir popüler bilim kitabı, veya daha herhangi daha rasyonel bir şey yok? hepsi psikoloji, hepsi dram, hepsi ufak önemsiz hayatlarımızı gereğinden fazla didikleyip yapılan çıkarımlarla dolu.

bir iki özet kopyalayım:

"olağanüstü bir gece
phantastische nacht
olağanüstü bir gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. sıradan bir pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. böylece yeniden "hissetmeye" başladığını,"

---------

"kırlangıç çığlığı
ahmet ümit

acıyı gördüm. gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri,"

-------

saklı seçilmişler
soner yalçın
kırmızı kedi yayınevi

bir film düşün.
ilk sahne sıradan bir olayla başlar.

-------
liste böyle uzayıp gidiyor. sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır ama ben halen hayret ediyorum. bir kırlangıcın kanadının ucunda gülümseyen mutluluğu idrak edebilen kitapseverlerimizin içinden neden hiç modern fiziğin araştırdığı konuları herkesin anlayacağı dilden anlatan bir kitabı okuyan kitle çıkmaz? veya ekonominin nasıl işlediğini anlatan?

aşırı romantiksiniz, gerçeklikten çok uzaksınız. her şeyi romantize etmeye çalışıyorsunuz. kafayı ikili ilişkilerle, kısa insan hayatının fazla ince ayrıntılarla bozmuşsunuz.
missingdata missingdata
şüphesiz bence dünyaki en güzel şey kitap okumak. ancak insanın hem kendisini hem de yaşadığı evreni tanımasına olanak vermesine rağmen kıymeti bilinmeyen bir eylem.

ne demiş sabahattin ali.

"bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
sweet child o mine sweet child o mine
(önceki aylar: #17519042
önceki giri boyutu fazla olduğu için ve editleme yaparken zorlandığım için yeni giri olarak girmek istedim bundan sonraki ayları.)

nisan ayı kitaplarım bu şekilde:



- bu aya kinyas ve kayra'yla başlamakla kendime biraz kötülük yaptığımı düşünüyorum. kitabı okumak için ıkındım desem yeridir. kitap süslü bir sürü sözle kaplı ama sözlerin çoğunun bana düşündürdüğü hiçbir şey olmadı. karanlık kitaplar okumayı çok severim esasen, hatta kendi yazdığım öykülerin büyük kısmı karanlıktır, soğuktur, serttir. ancak bu kitap bana çok zorlama geldi. hakan günday'ı tanımak için okudum, pek iyi tanımadım kendisini şimdilik. önümüzdeki kitaplarına bakacağız.

- nietzsche ağladığında kitabını aslında merak edip okudum desem yeridir. nietzsche benim en sevdiğim insanlardan biri. ayrıca tüm kitaplarını okuduğum nadir yazarlardan. az biraz nietzsche'yi bilen herkesin gerçek nietzsche bu değil xd diyerek okuyacağı bir kitap. ancak anlatım ve kurguyu oldukça beğendim. yani okunabilir, ilgisi olanlara önerilebilir buluyorum.

- puslu kıtalar atlası beni sinir eden kitaplardan... bir kitabın konusu bu kadar güzelken anlatımda nasıl sıçılır yazar bey bunu test etmiş olmalı. şimdi hakkını yemek istemiyorum, güzel kitap. edebiyat açısından da önemli bir yerde olduğunu söylüyorlar. zaten ben de bu sebepten, kendisi hakkında önce bilgi daha sonra fikir sahibi olabilmek adına okudum. ne beğendim ne beğenmedim. puan verecek olsam 5 puan üstünden tam 2.5 veririm. oy verecek olsam çekimser oy kullanırım. bir yangında rte ve bu kitap mahsur kalsa ve birini kurtarmam gerekirse bu kitabı kurtarırım. işte kısaca böyle bir kitap.

- gelelim serenad'a...... nisan ayının en güzel yanıydı bu kitap benim için. çok etkilendim, çok sevdim. öğrendim, utandım, ağladım...
bu kitabın en acıklı yerini, yani maximillan ile nadia'nın hikayesinin anlatıldığı kısmı, otobüste okumaya başladım. evin önüne geldiğimde ortalarındaydım. otobüs, evimin önünden önce gidiş sonra dönüş olarak iki defa geçiyordu, ben de kitabı bırakmak istemediğim için otobüs dönünce inerim diye düşünerek okumaya devam ettim. ilgili bölümü bitirip kafamı kaldırıp dışarı baktığımdaysa benim evi çoktan geçmiş olduğumu, otobüse ilk bindiğim noktaya gelmek üzere olduğumu farkettim. ağlamam ve tüm gözlerin benim üzerimde olduğunu görmem de cabası... otobüsteki birkaç kişi bana okuduğum kitabın ismini sordu, söyledim, daha doğrusu bir kağıda yazıp verdim. beni bu kadar etkilediğini görünce okuyacaklarını söylediler. okurlar mı okumazlar mı bilmem ama, kendi adıma hem bir şey öğreneyim hem de kitap yağ gibi aksın gitsin diyen kişilere önereceğim kitaplar listesine girdi. kitap edebi anlamda zayıf diye yorumlar okudum kitabı bitirdikten sonra. doğru. ancak çok takıntılı bir tip değilseniz, hayata "nerde hata bulurum" diye değil "bunun da kendine göre bir lezzeti vardır, acaba ne" diyerek yaklaşıyorsanız çok seveceğinizi düşünüyor ve okumanızı öneriyorum. bu arada evet, edebi olarak zayıf.

not: sonraki aylar için kitap önerilerine açığım. kitap sohbetlerine daha da açığım.bulun beni xd.

not 2: önceki girimde gelen saçma eleştirilerden biri bunu kız düşürmek için yaptığımdı. kimseyi düşürmeye çalıştığım yok xd ancak düşmeye hevesi olan kız varsa bendenizin de kız olduğunu baştan belirtmeliyim, sonra hayal kırıklığına uğramayın diye diyorum xd
kimse boş değil kimse boş değil
yıllardır okumadığım kitapları kendime ödev olarak aldım. özellikle ucuza kaçmadım ki okuyayım. sonra başladım. bu sene beşinci kitabımı okuyorum. güzeldir okumak.
yürüyen adam yürüyen adam
45 gündür askerim ve geldiğimden beri beni bu garip insanlardan uzaklaştıran tek şey kitaplarım oldu bu durum yan tarafımda yatan kekonun dikkatini çekmiş dün "ne gadar çog gitap oguyon, sıgılmıyon mu?" dedi hayır dedim sıkılmıyorum sen okumaz mısın hiç dedim? yau ne gereği var gibisinden bir şeyler söyledi. bugün de arkadaşım anlattı biri babasına "atomu parçalamayacaksam kitap okumaya ne gerek var" demiş. arkadaşım da atom parçalandı zaten yeni bir keşif değil demiş. her taraf o kadar garip cahillerle dolu ki insan inanamıyor, inanası gelmiyor. bu arada buraya geldikten ve olduğum yerdeki insanların halini gördükten sonra ülkenin neden böyle olduğunu anladım. bunun kitapla tabi ilgisi yok da dipnot yapayım istedim. düzelmesi yönünde olan tüm ümitlerim de burada bitti. anlatılmayacak şekilde insanlar var yani gelip görmeniz gerekiyor.
56 /