kitap yazmak

2 /
isetö ev rom isetö ev rom
ileride adımdan çok söz ettirmemi sağlayacak eylem olacaktır. bilimkurgu türünde yazınımızda çığır açıp çoğu kişinin önünü açmam da cabası. fakat önce imla hatası yapmadan 2 cümle yazmayı becerebilmem lazım. zamanla tabii her şey.
cizgili filim cizgili filim
yazmakla kalmayacak, sonrasında da bitmeyecek dertler edinmekle eşdeğerdir.
yazdın, nerede bastıracaksın?
ortalıkda kitap basıyoruz diye dolaşan bir sürü çakal var, alıyorlar sağlam bir para senden, basıyorlar yazdıklarını.
bastıklarını sanıyorsun, eline verdiklerini kitap sanıyorsun. san.
yok efendim ben para vermem, yayınevine bastırırım.
yok ya, babayı bastırırsın. editör denen o ulvi insanı göremezsin bile. kaf dağı'nda işe gidiyor kendileri.
okuyup okumadıkları bile belli olmayan kitabınız için size iki cümleyle neden basmadıklarını açıklarlar.
"programımız çok dolu", "bizim yayın ilkelerimize uymuyor", "çok güzel bir dosya ama ekonomik olarak karşılayamayız"
vız vız da vız vız.
oldu ki bastırdınız. sağlam bir kitap yazdınız ve bir yayınevinde bastırdınız.
kim okuyacak? ha, siz yazdınız ve memleket alt üst olacak, öyle mi?
herkes kurmuş tezgahını. gazetelerin kitap eklerinde sizin kitabınız için yazı çıkacak da, okur da haberdar olacak. peahhh...
kitabevleri rafa koyacak da okuyucu bulacak. gündemde kalacaksınız. anlat anlat bitmez.
imzaya gidersin başka rezillik. yazdın hemen orhan pamuk mu olacaksın? ahmet ümit'in "sokağın zulası" adlı bir kitabı var,
insan okuyunca utanıyor. o kadar kötü. neyse.
okumak güzel. yazmak fena.
cold blooded cold blooded
tema, olay örgüsü, karakter geliştirme, diyalog, zaman yönetimi, aşamalar, romanın bitirilmesi, hataları gözden geçirme, tekrar gözden geçirmek gibi teknikleri olan zor bir iştir.
araftaki araftaki
her okurun aklının,hayalinin bir köşesinde olduğunu düşündüğüm eylem. çok zor olduğunu bilip,kendini buna yeterli görmese de bir gün en azından denemeyi düşündüğüdür. kendi adıma çoğu zaman unuturum bu isteği ta ki biri gelir en büyük hayalin ne, diye sorduğunda su yüzüne çıkar. bestseller olsun da istemem, okuduğum en keyifli dakikaların mimarını ben yapsın, başkalarına da "evet,işte bu" dedirtsin, "ben de, ben de" dedirtsin yeter.
bak hakkıcım bak hakkıcım
çok fazla kitap okuyor olmak gerektiren durumdur. sanatsal bir kitap yazacaksanız şayet, ortaya yeni bir şey koymak zorunda olduğunuz için bütün sanat akımlarını, en son çıkan edebiyatçıları ve onların üzerine yapılan eleştirilei bilmeniz, ve oturup bunlar üzerinde saatlerce düşünümeniz gerekir. yok ben hayat hikayesi tadında bir şey anlatacağım diyorsanız bile; düzgün cümle kurmak, anlaşılır olmak kabiliyetlerini elinizde tutuyor olmanız için gene çok fazla kitap okumanız gerekmektedir; işin bu kısmının kaçarı yoktur.
sonra şunu bilmeniz gerekir ki hiç bir hayal gücü, sahibinden bağımsız değildir. fantastik bir roman yazacaksanız bile yazdığınız mekanlar ve olaylar ancak ve ancak normal hayal gücünün üstünde olacaktır, onun dışında yarattığınız bütün karakterler illa ki sizin hayatınıza öyle veya böyle girmiş karakterler olacaktır, zira kafadan bir karakter uydurursanız, yani hiç bilmediğiniz, görmediğiniz bir karakteri yaratmaya çalışırsanız, yarattığınız o karakter yapay olur, inandırıcılığı azalır. örnek vermek gerekirse; bir katil portresi çizmek istiyorsanız, kesinlikle ya bir katille tanışmış olmanız, ya da katiller hakkında çok fazla şey okumuş olmanız gerekir ki; yarattığınız karakterde çelişkiye düşmeyin.
kitapta neden-sonuç ilişkisini her zaman gözönünde bulundurmanız gerekir ki; bu sadece polisiye veya fantastik romanlar için geçerli değildir; psikolojik bir roman yazacaksanız bile, en ufacık bir detayda karakterin bütün ruh hali değişebileceği için bunu detaylı bi şekilde okuyucuya sunabilmeniz lazımdır, yoksa arada boşluklar olulur. ayrıca yarattığınız karakterler gereksiz olmamalıdır, illa fiilen bi işe yaraması gerekmez; ama kitapta bir olayın inandırıcılığını arttırmak istiyorsanız, olayların etrafına sağlam ve gerçekliği olan karakterler eklemelisiniz.
bunların dışında, kanımca kitap yazmak her yiğidin harcı değildir, eğer olaylara farklı bir boyuttan bakmayı beceremiyorsanız hiç denemeyin, canan tan olur çıkarsınız, kağıt israfı olur.
neyse sustum.
kızılcık şerbeti kızılcık şerbeti
kimine göre kolay kimine göre zor diye betimlenendir.

ancak;

yıllarıdır sürekli karalayan bir insansanız ve bunun bir gün olacağını yıllar boyu düşündüyseniz başlamak şevki bir anda gelir meydana.

sabah sevdiğiniz güzel işinize gitmek için uyanır tüm gün çalışır ve geri dönersiniz. duş ve yemek molasından sonra yanınıza aldığınız kahvenizle beraber zihninizde uçuşanlarla notlarınızı birleştirip parmak uçlarınızdan yazıya dökersiniz.

sanıldığı kadar kolay değildir. "düşündüm yazdım" hiç değildir.kısa anlara kocaman vakitler sığdırmaktır... ve hatta... kilometrelerce uzaktaki sevgilinin iki günlüğüne yanınıza gelmesi hissi uyandırandır...
demento demento
görünüşte gayet kolay gelir insana kitap yazmak ancak son derece meşakatli bir süreçtir. ancak buna rağmen iki kelimeyi bir araya getirip de konuşamayan insanların 300-400 sayfalık kitaplar yazdıklarını görünce insanın dayanamayıp 3-4 cilt yazası geliyor gerçekten.

büyük sabır ve yetenek gerektiren iştir.
ithalat ifrazat ithalat ifrazat
kişi önce karar vermeli, poetanatus mudur, yoksa poetafactus mu?

poetanatus iseniz, yani doğuştan yazarlık yeteneğiyle donanmışsanız kibrinize yenilip hemen yazmaya başlamak istersiniz. yok, eğer bir poetafactus iseniz; eğitimle kazandığınız yazarlık duyunuzdaki doğal yaratıcı yanınızın olup olmadığına kafa yorarsınız. netice itibarıyla ya edebiyat eğitimi almamış doğuştan bir yazar, ya da edebiyat eğitimi almış lakin doğal yetenekten yoksun bir yazar olursunuz.

bu süreçten sonra yazdıklarınızı insanlara beğendirmek kolaydır, asıl zor olan kişinin kendisinin beğenmesidir.

o yüzden yazıp yazıp yırtarsınız, paul valery'nin dediği gibi olur; o "ilk cümleyi" yazana kadar döner durursunuz.

sonra kalemi elinize alır ve yazmaya başlarsınız. dünya değişir, siz yazarsınız. arkadaşlarınız birer birer azalır, siz yazarsınız. derslerinizden geri kalırsınız ama yazarsınız. insanlar konuşur, siz onları dinlerken bile içinizden yazarsınız. anneniz iş bul der, siz yazarsınız. sevgiliniz ayrılalım der, siz yazarsınız. hem düşünürsünüz, hem yazarsınız.

ve gün gelir, yazmayı konuşmaya tercih ettiğinizi anlarsınız.

o yüzden yazarlar konuşmayı pek sevmez, iki laf edemiyor ama sayfalarca kitap yazıyor dediğiniz insanlar işte bu süreçten geçerek o hale gelirler. o yetenek dediğiniz içgüdü işte bu bedelle elde edilir.

kitap yazmak dediğiniz işte budur.
driving einstein driving einstein
zor iştir, edebiyatla ilgilenen için de zor bir iştir. öncelikle bir hikaye olmalı elinde, onu kafanda kurgulayıp en iyi şekilde kağıda aktarman lazım. başlık daha bela bir durum, öyle bi başlık bulmalısın ki hem okuyucunun ilgisini çekecek hem de yazdığın şeyi özetleyecek. 30 sayfa yazıp hepsini çöpe atabilir ya da 2. sayfada yazmayı bırakabilirsiniz. sabırlı olmak lazım bunun için. son cümlesine kadar içine sindiği zaman kitap bitmiş demektir. ben de amatör olarak yazmaya başlamıştım ama 15. sayfada hepsini çöpe attım. ondan sonra yazamadım. herkes bir şey karalıyor, yazıyor ama kitap yazmak usta işi.
köpüklü sade kahve köpüklü sade kahve
bazen bir kitabı okurken, konusu beni öyle derinliklerine alır, akıcı üslubuna öyle hayranlık duyarım ki, kendimi bir anda kitap yazma aşkı içinde buluveririm. hemde öyle böyle değil. resmen hırstan yüzüm pancar kesilir ve aklıma gelenleri dökmek için kağıt kalem aramaya koşarım.
sanırım bütün kitap okuma aşığı insanların hayallerinin büyük bir kısmını süsler, bir gün kitap yazmak. okuduğu kitaplardaki tereyağ gibi akıp giden kelimelerin, sarıp sarmalayan, evet bende böyle birşeyler yaşamıştım hissi veren düşüncelerin, bünyeye ani bir elektrik akımı yaşatması durumudur bu. hemen şunu düşünür insan. aman bu da birşey mi? ben ondan daha güzel yazarım.
gel velakin işin aslı öyle değilmiş işte sevgili okur ve yazmayı severler. bunca yılın yaşanmışlıkları, geçirilen kimsenin başına gelmemiş egzantriklikler,okunmuş yüzlerce kitap, geliştirilen edebiyat, güzel ve akıcı bir yazım stili, yetenek, vs... hepsi bende var.
var olmasına da, ne zaman bir ilham gelse ve elime kağıt kalemi, olmadı bilgisayarın klavyesini geçirsem, olmuyor arkadaş. olmuyor, yazamıyorum.
hangi konuyu yazacaksın bir kere? otobiyografi mi, fantastik, uydurma bir hikaye mi? beynimde uçuşan binlerce düşünceyi bir rayına oturtamıyorum.
ve en önemlisi sabırmış, onu anladım. sabır olmadıktan sonra, ne yetenek, ne ilham, ne hırs, ne de başka bir şey. hepsi hava cıva. yazıp yazıp yırtarsın, geçen zamana acırsın o kadar.
muratus muratus
şu son sene aklıma yavaştan yavaştan, soldan soldan beynime giriş yapmaya çalışan düşünce
2-3 sene öncesinde hani aklından geçer ya bi an insanın 'senlik değil la o iş' diye geçiştirdiğim eylemdi.
ama fark ettimki biladerim, yani şu dünyaya 123125124124512 tane insan gelmiş ölmüş gitmiş. ve sende eğer önemli, adını oraya buraya yazdırıcak bişeyler yapmıcaksan onlardan biri olucaksın.e arkadaş bari,hani düşünen insansın ya sen.düşüncelerin ölüp gitmesin. hayata karşı baktığın o açıdaki penceren kapanıp yıkılıp duvar olmasın.gelecek nesillerden yada şuanki nesilde elbet okuyan, ister istemez hoşuna giden benimseyen olur.en azından sen değil düşüncelerin yaşar. belgeli bi kanıt olur. somut bi varlık olur.
şeysiyle,insanı gaza getirebilicek harika bi eylem. bakalım, ilerde yazarsak dersiniz ben bu adamın girilerini okurdup hep falan filan.
(bkz:imza başı 5 lira)
(bkz:sırayı bozmayalım)
2 /