komünistlerin romantiklikle suçlanması

onurene onurene
sık sık rastlanan bir suçlamadır. suçlayanların geneli komünizmin kötü bir şey olmadığını ancak fazlaca iyimser, toz pembe, ütopik odluğunu düşünürler.

bu insanlara aslında kızmıyorum çünkü bu eleştirilerini provake amaçlı yapmıyorlar. ancak eleştirileri ile komünist ideoloji arasında çelişkiler mevcut.

ilk olarak komünizmin tamamen toz pembe gözlüklerle dünyaya bakmak olduğu düşüncesini ele alalım. bu düşünceye göre komünizm realist bir bakış açısından uzak, dünya gerçeklerini sırt çevirip kendi bahçesinde mutlu mesut yaşayan bir insanla eşdeğerdir. peki gerçekten komünist ideoloji böyle midir?

dünyanın ilk bilimsel tarih yorumlamasını yapan kişinin karl marx olduğunu düşünürsek bu yargı doğru değildir. marx kurulması gereken düzeni anlatırken insanların tarihsel evrimleşmesi, sınıf savaşımlarının ekonomik sebepliliği vb bir çok veriyi insanlığa sunmuş ve bu düzenin kurulması için gereken eylemliliği şekillendirmiştir. yani komünizmde ortaya atılan her fikir tarihsel tutarlılığı ve gerekli eylemliliği ile birlikte açıklanmıştır. bu sebepten ötürü de komünizmin öngördükleri aslında dünya'ya toz pembe bakmakla değil insanlık tarihine bilimsel bir bakış açısıyla bakmakla eşdeğerdir.

ikinci olarak ise komünizmin bir ütopya olduğu görüşünü ele alalım. kullanılan anlamıyla ütopya imkansız olan bir şeyi niteler. bu eleştiriyi yapan kişiler bu yargılarını genel olarak şu cümleye dayandırırlar "abi görmüyor musun dünya düzenini, kapitalizm artık her yerde, gün geçtikçe büyüyor ve gelişiyor. bu noktadan sonra toplumu değiştiremezsiniz, komünizm bu yüzden ütopyadır"

yani bu eleştiriyi yapan kişiler diyor ki artık toplum bu noktadan sonra dönüşmez, dönüştürülemez. izninizle bu eleştiri sahiplerine yakın geçmişten küçük bir örnek vermek istiyorum:

1900lü yılları ele alalım. osmanlı devleti'nde yaşayan halkın %90-95'inden fazlası şeriat yanlısı bir tutum içerisindeydiler. (eğer oran bundan daha az olsaydı ülke içerisinde laiklik ve demokrasi ayaklanmaları çıkardı ancak osmanlı toplumunda bu tür isyanlar yoktur). 2 yıl önce yapılan bir ankette ise türkiye'de şeriatı destekleyenlerin oranı yalnızca %6 da kalmıştır.

toplumun dönüştürülemezliği yanılgısına kapılmanın yanlışlığı 100 sene içerisinde değişen bu yüzdeyle bile anlaşılabilmektedir. bu dönüşüm aynı zamanda herakleitos'un söylediği insanlığın sürekli değişimi(bir nehirde iki kere yıkanılmaz) (diyalektik olarak da adlandırılır) ile ilgilidir. insanlık tarihinin sürekli değişim ve dönüşümü marksizm tarafından da ortaya konmuştur. işte tüm bu sebeplerden dolayı komünizm bir ütopya da değildir.

belki de bana diyeceksiniz ki her şeyi bilimselliğe dayandırdın peki komünistler hiç bir olaya duygusal yaklaşmazlar mı? elbette yaklaşırlar.

ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünen bir işçiyi görünce...

koca sene uğraştığı mahsulüne zarar fiyat açıklanan çiftçinin çaresizliğini görünce...

renginden, dininden ya da dinsizliğinden, ırkından veya yoksulluğundan dolayı itilip kakılan bir insan görünce...

duygulanır onlar da, ağlarlar.
ilelebetmuhalefet ilelebetmuhalefet
komünizm eleştirileri arasında en sıklıkla kullanılanı olmakla beraber, felsefi bağlamda haklı çıkamayan ithamdır. öyle ki, komünist ideolojinin mimarları olan karl marx, friedrich engels; uygulamalı geliştiricileri vladimir ilyic lenin, josef stalin hiç de romantik insanlar değildiler ve hayatlarını adadıkları bu ideolojiyi ayakta tutabilmek, dünya üzerinde uygulanabilirliğini kanıtlamak adına hep gerçekçi politikalar üzerinde durdular. örneğin, komünizmin en yetkili manifestosu olan das kapital için romantik ve hayalci bir eser demek büyük bir yanlış olur. bu tip ithamlarda kelimeleri gerçek anlamlarıyla kullanmak en doğrusudur.

fakat günümüzde ideolojilerin belirli figürler üzerinde simgeleştirilmesi yaygın bir durum. bunun antitez sahiplerince üretilen bilinçli politikalardan kaynaklandığını da söyleyebiliriz. 2000'li yıllarda, komünizmi che guevara ile özdeşleştiren bir birey, motosiklet günlüğü'nü okuyarak/izleyerek, che'nin hayatından, castro ile tanışarak küba'da gerçekleştirilen devrimden kesitler dinleyerek ve/veya nazım hikmet'in ideolojik şiirlerini okuyarak, hakkında yazılanları okuyarak pekala komünizmi romantizmle bağdaştırabilir, bu iki kavramın yanyana çekilmiş fotoğrafını zihninde ikisinden birini duyduğunda anımsamak üzere uzun yıllar saklayabilir.

bu birey haksız da değildir hani; komünist şair nazım hikmet karısının kendisine yumurta getirmek isterse, koğuşta kalanların hepsinin sayısı kadar yumurta ile geleceğini, çünkü karısının arkadaşlarının yemediği bir şeyi yemeyeceğini bildiğini anlatır. maviliklere sürülecek motorlar, tren garında tasvir edilen insan manzaraları, oldukça romantiktir ve komünist ideolojiden izlenimler barındırmaktadır. che guevara, mensup olmadığı bir milletin zulümden kurtarılması için hayatından vazgeçmiştir, doktorluktan binlerce hastayı tedavi ettiği halde beş kuruş kazanmamış bir doktordur, makam mevki reddeder ve tüm bunlar 2000'li yılların çıkar odaklı yaşam tarzında oldukça romantik algılanacak davranış biçimleridir. bu genci che dövmesi yaptırmak için taksim'de pazarlık yaparken bırakıp, konuya dönmeliyiz.

komünizmin ütopya olması iddialarına gelince, burada bilinçsiz bir haklılığın doğduğunu görüyoruz. komünizmin ütopik derecede uzak oluşu doğruluk payı yüksek bir önermedir. hayatlarını davaya adamış pek çok komünistten rahatlıkla duyabilirsiniz ki, komünizm yeryüzünde henüz yaşanmış değildir. sosyalist halkaların eksiksiz tamamlanması akabinde oluşması hayaliyle savunulan komünizm bu niteliğiyle ütopyadır. sovyetler birliği, küba, vietnam hep sosyalist rejime mensup devletlerdi. şüphesiz ki komünizm adına bir politik misyonerlik vazifeleri söz konusuydu ama bunda tarih boyunca başarılı olamadılar. konu dışına çıkar gibi olunsa da şu örneği vermek gerek: türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşu aşamasında en ciddi yardımları gördüğü devlet sovyetler birliği'dir. birçok tarihçinin lenin'in atatürk ile rejim pazarlığı yapma çabası üzerine iddiaları/görüşleri vardır.

sosyalizm oldukça gerçekçi bir ideolojidir. kapitalizmin sosyalizm kadar gerçekçi olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir. sorunları gören, olmayanı gören, aksayanı bulan hep sosyalizmdir. gerçek açlığı çekenin yanında olan, gerçek sıkıntıda olanı kollayan hep sosyalizmdir. kapitalizmin gerçekçiliği çıkar odaklı, sermaye odaklı bir gerçekçiliktir. gerçekler kazanç mevcut olduğu sürece gerçektir; kazanca destek olmayan, sermayeden bağımsız gerçeklerle ilgilenmek için ise asla vakit yoktur. rotary kulüpleri sendikalarla karşılaştırıldığında hiç de gerçekçi sosyal oluşumlar değildir. herşeyden önce şunu unutmamak lazım ki gerçekler acıdır; kapitalizmin acıyla kaybedecek vakti, parası yoktur. acıyan, kanayan hep sosyalizmdir.

tüm bu önermelerden sonra itham sahiplerinin ithamı gözden geçirmesini beklemek isabet arzeder. fazla romantik olmakla eleştirilen, sosyalizmin işe gelmeyen gerçekçiliği mi, yoksa sosyalist halkaların zincirinde hedeflenen komünizm olgusu mu, bunu açıklığa kavuşturmak gerekir.