korkoro

avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
29. uluslararası istanbul film festivali'nde gösterime girmiş olan, 2009 yapımı tony gatlif filmi. uzun zamandır, bir film üzerine yazarken bu kadar isteksiz olmadım. filmin iyi olmamasından değil, anlatılamayacak kadar, sağlam olmasından. her görsellik, hem oyunculuk, hem yönetmenlik, hem kurgu, hem müzikler açısından. fransa'nın nazi'ler tarafından işgal edildiği ve işbirlikçi fransız vichy hükümetinin, gestapo'ya yardım ettiği dönemde geçiyor film. onurlu insanlar direnişten yana tavır koyarken, her zaman olduğugibi güce tapan , kıç yalayıcılar dillerini şaklatmakla meşgul. bu dönemde seyyah çingeneler, zornlu ikamete tabii tutulmaya başlıyor, devamı malum, toplama kampları. film, naziler ve işbirlikçilerden kaçan bir çingene kabilesinin öyküsü. her zaman mevsimlik işçi olarak gittikleri ve kabul gördükleri bir köyde yaşananlarla ilgili. ayrıca ailesini kaybettiği için çingenelerin peşine takılna küçük bir fransız çocuğun öyküsü de paralel işleniyor. çingenelere daha önce yakın davranan köy, şimdi işbirlikçi ve çingenelere yakın davrananlar doğal olarak partizanlar.

uzun zamann sonra, 'dört dörtlükmüş' dediğim nadir filmlerden bir tanesi.
avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
aklıma gelmişken bir not daha düşeyim dediğim film. kapanış jeneriğinde bir müzik var, filmi bulup izlerseniz çok dikkat edin. festivallerin gittikçe tatsızlaşan seyircileri filmin bitişiyle kapılara bizon sürüsü tadında huruc ederken, ben çakılı kaldım koltuğa. çünkü, müzik bir çingene kervanın hareket halindeyken ortaya çıkan tüm seslerinden kurgulanmış. müthiş, şiir gibi.
cemal süreya önder cemal süreya önder
tony gatlif'in halihazırdaki son filmi. kaç defa izlediğimi hatırlamıyorum.

özgürlüğün resim hali bu film.

ve gatlif'in bütün filmlerinde olduğu gibi mükemmel film müzikleri... müziğin acıyla ne kadar haşır neşir olduğunu anlamak için ilk sahnesinden başlayarak ayık olarak izlenmeli film.
myall myall
filmlerinde, roman hikâyelerine yer veren fransız yönetmen tony gatlif in, 2009'da seyirci ile buluşturduğu ve özgürlük anlamına gelen filminin adıdır.

filmin temasında, ikinci dünya savaşı yıllarında ülke sınırlarından çıkarmaya çalıştıkları romanlar yer alıyor ve yönetmen de, bunu varoşmuş bir roman ailesi üzerinden dile getirerek, seyirciyi içinde barındıran bir gerçekliği yansıtıyor.
önceleri göçebe olarak çadırlarda, barakalarda özgürce yaşayıp; kalaycılıkla, çaldıkları enstrümanlarla geçinmeye çalışırken; göçebeliğe son verildiğini açıklayan bir yasa sonrası, ülkeyi terk edemeyen ama var olmalarına da izin verilmeyen fransa şartlarındaki hayatları konu ediliyor.

sahile vuran milyonlarca denizyıldızını suya atarak kurtarmaya çalışan adam misali; ülke sınırları içinde arsası olmayan dolayısıyla yerleşik düzen içinde bulunamayan romanlar kamplara toplandığında, aile büyüklerinden kalan evini, romanlar üzerine geçirerek o'nları kamptan çıkaran, fransız veteriner de filmin, ayrımcılığa karşı ortaya çıkardığı bir sembol oluyor – oscar schindler gibi- *

fakat romanlar özgür olamıyorlar, kamptan çıktıktan sonra bile kabullenemiyorlar. topraklarda, doğayla iç içe ve saklanmadan oldukları gibi, göçebe yaşamak istiyor.
fakat ne toprakla, suyla sevişen ve doğayla bir bütün olan taloche özgür olabiliyor, ne çingeneliği bir meslek olarak görüp onların yanından ayrılmayan çoçoro*

yazmaktan çok şarkıyı aramakla vakit kaybettim ama değer. buyurun.




fransa'da bile katliamlarına devam eden almanya, filmde yer alan aileyi önce belçika'da, mechelen'deki barakalara yerleştiriliyor daha sonra bir çoklarına yapıldığı gibi 15 ocak 1944 tarihinde trenle, auschwitz kampına gönderiyorlar. direnişçiler de dahil olmak üzere milyonlarca roman aynı yahudiler gibi katlediliyor.
ve filmin sonunda yer alan önemli bir not; "savaş öncesi avrupa da iki milyon roman yaşarken iken; 250.000 ile 500.000 arasında insan, nazilerin tarafında öldürüldü."


*filmin alt yazısında, sürekli olarak çingene olarak çevrilmiş fakat ben filmin ilham kaynağı olan aileden roman olarak bahsetmek istedim.

//şarkının da, 'neden burada olmadığımızı sorarlarsa, güneş ve gökyüzünden bizleri nasıl ayırdıklarını anlat'gibi sözleri var.
kırmızı lady kırmızı lady
7. işçi filmleri festivali kapsamında izlediğim ve beni benden alan, tekrar sorgulatan an itibariyle en sevdiğim olan filmdir.bir film ve soundtrackleri bu kadar kusursuz olabilirdi.
insanlar filmlere aşık olabilir evet.
özgürlüğü yanlış anlayanlara bu filmle selam olsun.

'musluktan akan suları özgür bırakmalıyız!'

ve sevgili taloş sen git toprakla seviş!
orneken orneken
filmin sonundaki sahne yürek dağladı olay fransada geçsede bizim topraklarımızda da aynısı yaşandığından daha çok etkiledi.bir yandan boğazımdakı yumruyu gidermeye çalışırken diğer taraftan müzikler ve mimikler yüzümü güldürdü.şuan karnım ağrıyor.nasıl bir kafadan çıkmış bu film of.bence de 10 üzerinden 10.
telcambazı telcambazı
izlemedim sadece kayboldum filmde.hala kayıp , kimsesiz hissediyorum kendimi.muhtesem bir filmdi. ırkçı yaratıklara , ötekilestirenlere sanatla verilmiş cok güzel bir cevapti. tabi onlar gökyüzünden ,nehirlerden ,dostça yaşamaktan anlarlarsa.