korkuyorum anne

1 /
hell guardian hell guardian
filme 5 dakikalık gecikmeyle, insanların küfreder bakışları arasında (ekranın ışığından aydınlanan gözler) yerimize oturduk. konusunu önceden okuyarak gelen diğer sinema seyircileri gibi filme uyum sağlamaya çalıştık. fakat zorlanmıştım. şurda burda okuduklarıma göre hafızasını bütünen kaybeden bir insanın başına gelenleri beklerken bodoslama daldığım filmde insan ilişkilerini gördüm.
film devam ettikçe şu güzelliği gördüm ki esas işlenmek istenen zaten adamın durumu değil, onun hafızasını kaybetmesi vesilesiyle diğer herkesin de beraber "insan" davranışlarını, insanlığımızı ortaya koymak, belli kesitler sunmaktı. lezzetle izledim, odaklandığı hislere, verdiği yorumlara ayrıntılara tebrik düşünceleri güttüm.
türk filmi ne kadar da ilerlemiş, artık kalite nasıl yükseltilir öğreniyorlar diye gördüm.

ha teknik bir hata var ama efendim: yerlerini tam akış sırasını toparlayamadığım için söyleyemeyeceğim ama iki sefer ekranın üst kenarından aşağıya, oyuncunun kafasına sarkan ve hemen yukarı aceleyle çekilen mikrofon yakalamıştım.
kusmuk kusmuk
genellemelerle başlayıp özelleşen nefis bir reha erdem filmi. film ilk bakışta yüzeysel görünen sınıflandırmalarla dolu baştan aşağı. oysa ki bu sınıflandırmaların hepsinin içinde yaşanmış, dolu hayatlar var. herkes hayata farklı açıdan bakıyor ve sonuç olarak insanları, hayatı algılaması da kendi yaşama tarzını belirliyor. “insanlar ikiye ayrılır: ince belliler ve kalın belliler. ince belliler de kendi içlerinde ikiye ayrılır...” şeklinde uzayıp giden bir sınıflandırma size ilk bakışta yüzeysel ve içi boş gelecektir. ancak hayatını insanların vücut biçimlerine bakarak geçiren, bu biçimlere uygun elbiseler dikerek onları memnun etmeye çalışan bir terzi için bu sınıflandırma yaşamının temelini oluşturur. insanları memnun etmek zor iştir ne de olsa...

kısmi olarak hafizasını kaybeden ali’nin çevresinde döner olaylar. herkeste kendini ali’ye hatırlatma telaşı vardır. bu süreçte istanbul’un kenarda kalmış güzel insanlarının benliklerini arayışını görürürüz. ali tarafından hatırlananlar sevinir, hatırlanmayan baba ise kahrolur. kendilerini nasıl anlatacaklarını bilemezler zaman zaman. bu noktada kendileriyle yüzleşirler. hiç biri hakettiğini düşündüğü yerde değildir bu insanların. ama yine de “ümit”lerini korurlar. arabesk yakarışları yoktur.

senaryonun en önemli noktası filmde görünen ve görünmeyen annelerdir. annesini küçükken kaybeden ve çok özleyen ali, hayatı boyunca annesinin baskısından kurtulamamış keten ve bir anne adayı olan ipek anneliğin bütün hallerini bize yansıtır. film zekice tasarlanmış kurgusuyla da hiç sıkmadan kendini izletiyor. seyirciye fazla iş düşmüyor bu filmi izlemek için.fazla bir çabaya gerek yok. reha erdem her şeyi düşünmüş. filmden sonra aptal ama çok güzel bi mutluluk kapladı içimi.
dna dna
hepimizin hayatımızın bir bölümünde en az bir kez şimşek çakarken uyuyamadığımız annemizin yanına gidip kurduğumuz cümle.
şimdi ben ne desem şimdi ben ne desem
reha erdem'in mükemmel filmi.
koptuğum sahne rasih beyle küçük çetin arasında geçer.
rasih bey anatomi kitabını açmış çetin'e sünneti tanımlamaya çalışıyordur.
r:sünnet erkekliğe ilk adımdır.yani insanlığa da ilk adımdır.
ç:(anatomi kitabını göstererek)ben bu kitaptan da korkuyorum.
r:çok korkuyorsun be evladım,herşeyden de korkulur mu?
ç:korkuyorum.
r:sen benden de mi korkuyorsun?
ç:(gözlerini kırpar)sünnet edersin diye.ali abiyi (ali,rasih'in oğlu,hafızasını yitirmiş koskoca bi adamdır)de sen etmişsin,o da haylaa korkuyo senden.(başını umutsuz bi şekilde masaya koyar)
ayrıca film "annesi olmayanlar,babasını hatırlamayanlar" içindir de.
baschar baschar
7 kere izledim, izlettirdim. her izleyişimde farklı bir tad aldım. festival tadında bir film. reha erdem gene oyuncu kadrosunu neredeyse hiç bozmamış. ayrıca filmin görüntü yönetmenliği iyi kotarılmış. üzerine o kadar çok şey söylemek istiyorum ki aslında; ama neresinden başlamak gerekir, onu kestiremiyorum. korkularımız, sevinçlerimiz, normalliklerimiz, absürdlüklerimiz, kadınlarımız, erkeklerimiz, ilişkilerimiz, arkadaşlıklarımız, komşularımız, bağlarımız yani hayatımız üzerine aslında çok bayağı olabilecek bilindik kavramlar filmde o kadar tatlı işlenmiş ki sıkılmaya fırsat bulmak imkansız. yani, izleyin ulan!
ikiguzelhareketbirden ikiguzelhareketbirden
-----------------film hakkında------------------

- köpekler insanın içinde kemik var diye mi ısırır?
- hayır! içinde kalp olmadığı için ısırır.

-----------------film hakkında------------------
1 /