küçük prens

1 /
coreytaylor coreytaylor
sakin'in insanın tüylerini diken diken eden şarkısı.insanın içi bir hoş olup yaşadıklarını anımsıyor bir an ve onur özdemirin o buğulu sesiyle insanı şarkıdada dediği gibi bambaşka bir aleme götürüyor.her sözü ayrı bir anlam ve güzelliğe sahip dinlenesi ve dinlenirken yaşanması gereken şarkı.
gorken gorken
kurbağayken öpülüp, kurbağalıkla yetişkin prens olma durumu arasında geçen 7 yada 8 saniyelik zaman diliminde beliren insanımsı...
elpinoras elpinoras
spoiler

"siz benim gülüme hiç mi hiç benzemiyorsunuz, şimdilik değersizsiniz. ne sizi evcilleştiren olmuş ne de siz kimseyi evcilleştirmişsiniz. tilkim eskiden nasıldı öylesiniz."

spoiler

içindeki yoğun ünlü, ünsüz tepkimelerinden ötürü birçok tiyatro oyuncusunun ses ısıttığı ve vurgu çalıştığı parçayı içinde barındıran harikulade eserdir.

ayrıca oyunlaştırılarak 1995 yılında aütt tarafından sahnelemiştir.
felidae felidae
ilk başucu kitabım ayrıca sakin' in dinledikçe güzelleşen ve
sen küçük prensim, varlığınla fethettin mi sandın garip dünyamı diyen şarkısıdır.

şarkının sözleri ;

taze durmayı unuttuğum şu şubat gününde ben nasıl naif olsam
söyledim pek ince işlerim ben; sen bakar dalar konuşur ve şahlanırsın
birden susturdum tüm dünyayı sen konuş diye, nasıl sığarsın kendini ilk defa toslayınca bir incelik abidesine yarattın yenisini
bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya, sen onarma istemem.
sevdiğin bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğim

koş dur, iyi ölü renklerin arasında bu gezegene
herşeye sahipsin
emin ol bu içtenlik senin ben zaten yaşarken bambaşka bir alemde
bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya, sen onarma istemem
sevdiğin bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğim

sen küçük prensim, varlığınla fethettin mi sandın garip dünyamı
boşa saydın bak, bunca beden zaferde benimle yıllar sonra
gregorsamsa gregorsamsa
eğer ki şapka ile fil yutmuş bir boa yılanını karıştırmıyorsam hepsi bu mükemmel,minik minik gülümseten kahraman sayesindedir.bir de şarkısı vardır ki sakin tarafından bize bahşedilmiş tadından yenmez.şimdi şubat da gelmişken bir güzel dinlenir.
kendini ay sanan muz kendini ay sanan muz
23 nisan dünyanın tek çocuk bayramı gibi güzel bir günde, çocuklar için tilki karakterini canlandıracağım, saint exupéry in eserinden uyarlanmış nefis bir tiyatro oyunu.

hala gece yatmadan bazı kısımlarını tekrar tekara okuyup hep çocuk kalabilmeyi, kendini büyük diye adlandıranla karşılaşmamayı veya bi tilki kadar bilge olmayı dilerim.

küçükken yani gerçekten küçükken okuduğumda da uzun süre etkisinde kalmıştım.ve şimdi aklımda kalan tek kahraman tilkiye hayat verecek olmak o kadar heyecan verici ki.

kitap benim yorumuma göre; uçağıyla sahra çölüne düşen bir pilotun, çölde diğer insanlardan uzak, tek başına kaldığında, kendisi yeniden tanımaya başlamasını,iç dünyasıyla yüzleşmesini,yıllardır sakladığı içindeki çocuğu, küçük prens kahramının hayatı olarak anlatıyor. karşılaştığı kahramanlar ise dünyadaki insanların sınıflandırılması gibi.

cümleler ve vurgu yapılan yerler o kadar sihirli ve etkileyici ki okurken bazen ister istemez gözlerim doluveriyor. demek hala içimde çocuk kalan yerler var küçük prens.bunu bilmek okadar güzel ki.

etkilediğim bir yer daha var, bu da kitabın en başı.yazar kitabı çocuklara armağan etmek istediğini fakat bir büyüğe itafen yazdığını söylüyor ve bunun için çocuklardan özür diliyor.bu kişinin dünyadaki en iyi arkadaşı olduğunu,çocuk kitaplarını bile anlayabildiğini, o zamanlarda aç ve üşüyor olduğunu belirtiyor.

ve sonra sunuşunu şöyle düzeltiyor;

"leon werth'in çocukluğuna..."


(...)

"geceleri yıldızları izlersin. benim yaşadığım yarde her şey o kadar küçük ki, sana gezegenimi gösterebilmem imkansız. ama böylesi daha iyi. çünkü içlerinden birinde benim yaşadığımı bileceksin. hepsini seveceksin. hepsi senin dostun olacak. ve sana bir hediyem var..."
bir kez daha güldü.
"ah, küçük prens! benim sevgili küçük prensim. gülüşünü duymak çok güzel"
"aslında benim hediyemdi bu... tıpkı su için olduğu gibi."
"anlamıyorum..."
"yıldızlar, başka başka insanlara farklı şeyler ifade ederler. bazıları için sadece gökyüzünde titreyen ışıklardır. yolcular içinse, bir rehberdirler. bilim adamları için fikir kaynağıdırlar. şu benim iş adamı içinse zenginlik. ama herkes için sessizdirler. sen hariç..."
"ne demek bu?"
"geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim yaşadığımı ve orada gülüyor olduğumu bileceksin. bu yüzden sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. bütün dünyada yalnızca senin gülen yıldızların olacak."
ve bunu söyledikten sonra yine güldü.
"ve üzüntün geçtiğinde- çünkü zaman bütün acıları iyileştirir- beni tanıdığına memnun olacaksın. daima benim dostum olarak kalacaksın. benimle birlikte gülmek isteyeceksin. be zaman zaman, sadece bunun için gidip pencereyi açacaksın... gökyüzüne bakarken güldüğünü gören arkadaşların buna çok şaşıracaklar. sen de onlara: "ah, evet, yıldızlar beni hap güldürürler" diyeceksin. onlar da senin deli olduğunu düşünecekler. görüyorsun, sana ne kadar kötü bir oyun oynadım..."

ve bir kez daha güldü.

"aslında ben sana bir sürü yıldız değil de, kahkaha atabilen binlerce çan vermiş gibi oldum."
1 /