kültür ve turizm bakanlığı

atesbocugu atesbocugu
ayrı olması tabi ki mantıklı bir devlet işleyişinin örneğidir. ancak koşullar gereği ülkemizdeki durumu ele alacak olursak bu iki ayrı konunun tek bir bakanlık çatısı altında toplanmış olması nasıl işimize yarayacaktır sorusuna yanıt aramak gerekir.

dünyada kültür emperyalizminin en önemli silahlarından birisi sinemadır. sinema ile ilgili konular kültür bakanlığı çatısı altındadır. aynı şekilde ülkeyi tanıtma konusu da turizm ile alakalıdır.

buradan şu senteze varabiliriz: ulusal film sektörü, ülke tanıtımına yardımcı olması ve kültürümüzün dünyaya tanıtılması açısından önemlidir. yani gerçek bir film endüstrisinin yapması gereken tıpkı hollywood veya bollywood örneklerinde olduğu gibi ülkenin çıkarları doğrultusunda propaganda veya tanıtım gücüne sahip bir lobi oluşturmasıdır. ancak elindeki bu gücün farkında ol(a)mayan türk sineması -ki yüzde oranında son bir kaç yılda kendi ülke sinemasını izleyen ilk beş ülkeden biriyiz- beceriksiz yönetim ve bakanların elinde tabi ki hakettiği değeri ve yücelmeyi yaşayamayacaktır.

hatta bakanlık çerçevesinde verilen sinemaya destek fonlarının genelde suya sabuna dokunmayan filmlere veya o parayı sinema sektörü için kullanmayacak kişilere "tanıdık", eş-dost" mantığıyla veriliyor olması, bu bakanlığın zaten garip olan bileşimini iyiden iyiye işlevsiz kılmaktadır.
thedewil thedewil
ivedilikle "bakanlık" olmaktan çıkarılıp özerk bir kurum yapılması lâzım. halkın oyunu almış herhangi bir adamı koyuyorsun oraya, bu adamın kuvvetle muhtemel ki, kamu yönetiminden başka bir meziyeti yok, "kültür ve turizmi" yönetiyor.

örneğin atilla koç: bu adamın sanatsal alanda herhangi bir meziyeti maalesef yok. sokaktan geçen adamla aynı derecede yakınlığa sahip tarih mirasları ve kültür ürünleri ile. oysa ki, binlerce yıllık kültür mirasına sahip bu topraklarda kültür böyle "yoldan geçen adamların" eline verilmemeli.

ne oluyor böyle bir bakan yönetince bu denli önem arz eden bir kurumu? bu mevkiyi 5 seneliğine devralan kültürle alakası olmayan adamlar, binlerce yıllık tarih miraslarını 10 yıl için yok ediyor. "gavurun kültürü", "çevre anamızsa madencilik babamız" deyip, dağı taşı bile zehirliyor, ona buna peşkeş çekiyorlar.

böyle 3-5 kuruş için vatanın karış karış satılmasını, peşkeş çekilmesini, zehirlenmesini önlemek için, bu kurum ve yetki, halkın seçtiği değil, aklıselim insanlara verilmeli. halkın, özellikle ilkokulu bile zar zor bitiren türk halkının kültür mirasını koruyabilecek adamları seçebileceğini düşünmek yanlış olur.
usako usako
içerisinde kuaför olan ve ucuza saç kestirip fön çektirebileceğiniz ilginç bir bakanlık. (belki diğer bakanlıklarda da vardır bilemiyorum) girişte kimlik bırakırken "kuaföre geldik" dedikten sonra güvenliğin tuhaf bakışlarına maruz kalınsa da, içeri girmeye değer. güvenliğin yanından ilerleyip orada birilerine sorarsanız, sizi alt katta bakanlığın ücra köşelerinden birine yönlendirecektir. korkmayın. cesurca yürüyün! kuaförü kolayca bulursunuz. içeri girdiğinizde ağda salonu ya da saç kesimi için ayrı bir yer görmeyi; beklerken türk kahvesi getirmelerini falan beklemeyin. saçma çünkü. bakanlık orası. resmi bir yer. yıkama-kesim-fön üçlüsünü 10 ytl gibi cüzi bir ücret karşılığı yapıp insana benzemiş olarak çıkabilirsiniz ordan. bayanlar için güzel bir alternatif. ama eve dönünce, "aaa hiç güzel kesemedi" deyip saçınızın önlerine girişmeyin. saçlarınız bir de dalgalıysa abuk subuk bir şekil çıkar ortaya, aylarca besleme gibi gezersiniz. *

yalnız şöyle de bir durum var, orada saçlarımı kestirdikten ve ardından bizzat önlerini bok ettikten sonra gittiğim bir kuaför (gerçek bir kuaför) saçlarıma usturayla mı keserle mi dalındığını anlamadığını, düzeltebilmek için yaklaşık yirmi cm kesmesi gerektiğini söyledi. buradan, bakanlıktaki kuaför amcamızın mesleki başarısı hakkında hoş olmayan izlenimler ediniyoruz.

aslında benim merak ettiğim şey, bakanlıkta çalışıp da oradaki kuaförü kullanan bayanlar. fön çektirmek için içeri girdiğinizde müdirenizin pedikür yaptırdığını düşünsenize... siz, "iyi günler emine hanım" derken emine hanımın ayaklarından patır patır ölü deriler dökülmekte. ilginç.
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
çok enteresan bir bakanlık bu. sanırım en keyifli ve rahat bakanlık bu olsa gerek. kimsenin umrunda değilsiniz, üzerinizde sıfır baskı...
zaman zaman gündeme iki üç olumlu iş ile gelirseniz başarılı bile sayılırsınız. mesela şuan kültür bakanı kim diye sorsanız öyle boş boş bakar millet. gerçi milli eğitim bakanını sorsanız da bakarlar ya neyse...
evet konuya dönelim kültür bakanlığının başında ömer çelik var. kabinedeki en donanımlı insanlardan birisi bu bakandır. göreve geldiği zaman ertuğrul günay'dan çok daha başarılı olacağı inancım vardı. hala da bu inancımı yitirmiş değilim. ama azalmıyor da değil. fakat sanırım kendisi dış işleri bakanı olmak istiyor. kültür bakanlığıyla ilgili açıklaması 5 ise dış işleriyle ilgili 80 açıklaması var. ama bunu uzatmayacam konumuz bakan değil bakanlık.

malum özelleştirme aldı başını gidiyor. muhtemelen sıra yavaş yavaş bu bakanlığa da gelecek. zaten geçen gün dandik bir gazete "heykeller açık saçık, halkın ahlakını bozuyor bu müzeler" demişti. ufak ufak sinyaller geliyor yani. çok yakında müzelere karşı bir savaş başlatılacak. bakanlık da buna çanak tutacak. şimdiden demiş olayım ben. sonra ben demiştim diye havasını atarım.
asker48 asker48
kültür ve turizm bakanlığı bakıldığı zaman eski bir bakanlık değildir , çünkü 2003 yılında kurulmuştur. amacı kültürel değerleri yaşatmak , geliştirmek, yaymak , tanıtmak , değerlendirmek ve benimsetmek, ülke turizmini arttırmak ve turizm gelirlerini arttırmaktır. birçok teşkilat, sivil toplum örgütüyle birlikte çalışır. mevcut bakanımız akp adana milletvekili ömer çelik'tir. bu görevi ertuğrul günay'dan devralmıştır.
elcordobez elcordobez
başında bakan olarak oteller zinciri sahibi bulunan bakanlığımız. bu hâl haksız rekabete yol açmaz mı?
milli eğitim bakanımız da özel okullar zinciri sahibi. bu daha korkunç bir hâl. zira fukara devlet okulunda okuyan gençlerimizden önde tutulmaz mı böyle bir durumda özel okulda okuyan gençler? eğitim olanaklarının dağıtımında insanların aklında soru işaretleri doğmaz mı? mevcut bakan döneminde hâl böyledir demiyorum. ilkesel bir durumdan bahsetmekteyim. hem hâl böyleyse de bilemeyiz ki işler nasıl yönetilmekte. zira şeffaflık istanbul da bir semt adı bile değil.
sağlık bakanı da hastaneler zinciri sahibi. yukarıda saydığım ilkeler geçerlidir.

memleket iyice patron memleketi haline geldi. emekçilerin tarihin hiç olmadığı derecede ezilmesi tesadüf değildir bu ortamda.
yahut her gün en korkunç cinayetlerden beter çekilmez hale gelen yükselen gıda fiyatları.