kültürel marksizm

egaliter egaliter
marksizm, kimlik siyasetlerinin babasıdır. kültürel marksizm kavramı boşuna çıkmadı. işçi sınıfı siyaseti yapmak nedir? ideoloji midir, kimlik siyaseti midir? her şey ortada ki kimlik siyasetidir. marksizm, kimlik siyaseti yaparak sosyalizmi bir düşünce sistemi olmaktan koparmıştır. sosyalizmin eşitliği savunduğu, bunun doğal sonucunun eşit maaş olması gerektiği gibi bağlamlardan kopulmuştur. bugün marksistlerin eşit maaş hakkındaki düşüncelerini sorsanız bir çoğunun eşit maaş gibi bir düşünceyi saçma bulacağını görürsünüz. onlara göre sosyalist aşamada emeğin ve emekçinin değeri işçinin niteliğine göre değişecektir. başarılı ve yetenekli olmayan işçi, kapitalizmde olduğu gibi daha az kazanmak mecburiyetindedir. bürokrasi, kaptalizmde olduğu gibi işçiden fazla maaş kazanacaktır. 'sosyalist' uygulamalarda maaşlar arasındaki farkların katlarla ölçülebildiği görülmüştür.

marksizm, kimlik siyaseti yönüyle diğer kimlik siyasetlerini besleyen bir düşünce sistemidir ve kimlik siyaseti yapan bütün düşünce sistemlerinin benzer arızalarını taşır. bunların başında karşıtlarını düşman olarak belirlemek ve toplumu kutuplaştırmak vardır.

kültürel marksizmi anlamak için bir örnek verelim. 'burjuva devlet' ve 'erkek devlet' kavramları arasındaki paralelliği anlayalım. biri marksizmin, diğeri kültürel marksizmin siyasi jargonudur. iki jargonda da devlet kötüyü temsil etmektedir. birinde devletin kötülüğünün kaynağı burjuvazi olarak gösterilirken diğerinde devletin kötülüğünün kaynağı erkek cinsiyetidir.

marksistler, başlarda feminizmle benzerlikleri olmadığını düşünüyor, feminizmin cinsiyet kavramını ön plana çıkararak işçi sınıfı hareketinin önünü kesmeye çalıştığını düşünüyordu. ancak zamanla kardeş olduklarını anladılar. halen anlamayanlar varsa zamanla anlayacaklarını düşünüyorum.

marksizmin ve kültürel marksizmin ortak noktası, insanların toplumsal kimlikleri üstünden başka insanlarla çatışmaları gerektiği kurgusu üzerinedir. işte bu çatışma yani olaylara sadece bir toplumsal kimliğin çerçevesinden bakıp, olayları sadece o toplumsal kimliğin tarafgir penceresinden yorumlamak, kapitalizme karşı birleşebilecek insanların aralarında iktidar çatışması yaşayıp bölünmelerine neden oluyor. ve sistemin asıl sahipleri, dünyadaki bütün merkez bankalarının kamuoyuna açıklanmayan ortakları görünmüyor. işçilerin burjuva diye düşmanca saldırdıkları kişiler evet sistemin işbirlikçisidirler ama onlar sadece küçük ortakdırlar. hiçbiri sistemin asıl egemenlerinden kredi alamazlarsa ayakta duramazlar.