kural

cashmere cashmere
bazen özgürlüğümüzü kısıtladığını düşündüğümüz olgu fakat onsuz da özgürlüğün manasının olmadığı anlamamızı sağlayan hayatımızın parçalarından biri.
hell guardian hell guardian
kurallar ister maddi ister manevi olsun çoğunlukla eşitlik ve adalet sağlamak amacıyla getirilmişlerdir. güvenlik, düzen gibi özellikler aslında ikincil hedeflerdir, zira kuralların sağladığı bir düzenli bölge aslında oradaki her insana o düzenden faydalanma imkanı yani eşitlik ve adalet verir.

fakat kuralların bu eşitlik ve adaleti sağlaması için bilindiği üzere fiziksel olarak uygulama gerekir. birileri kuralları titizce uygularken diğerleri sallamayınca kuralın ufacık bir yararı bile kalmıyor malesef.
gnarus gnarus
işlerin düzenli bir şekilde yürüyebilmesi için koşulan şartlardır. bilimsel olarak ise takip edilmesi gereken yol olarak geçer.
delphina delphina
"kuralla doğrultusundaki bir yaşam yalnız ve yalnız durgunluktur" diyor tezer özlü yaşamın ucuna yolculuk adlı kitabında. hiç sevmedim durgunluğu ve haliyle kuralları. pek çoğunu çıkardım hayatımdan ve karşı geldim çıkaramadıklarıma. eğer illa bir kural konulması gerekiyorsa benden başka kimin hakkı var ki hayatıma kural koymaya, müdahale etmeye belki de kısıtlamaya. hiç sevmedim kuralları....
marjinal hokkabaz marjinal hokkabaz
kimilerinin koyduğu, kimilerinin de uyduğu davranış dizgesi gibi bir şey bunlar.

durumun, olayın, zorunluluğun karşısında yapılması gereken şeyler, verilecek tepkiler, tehlike halinde çekilecek kollar, basılacak frenler, aranacak telefonlar; birileri tarafından (uzman dediğimiz adamlar bunlar) vaz edilince, bunların dışında bir şey yaptığımız zaman (bazı kendini bilmezlerin yaratıcılık dediği şey) ayıplanacağımız ya da suçlanacağımız ya da yalnız bırakılacağımız gerçeğini kafamıza kakan birtakım silsileler bütünü.

bu listeye uymazsak ne olur? anarşik oluruz ne olacak.
kleptofoni kleptofoni
silsiledir. orhan kotan tarafından güzelce tanımlanmış, betimlenmiştir.

1. kural
hep eski bir zamanı getirir
gidip de dönmeyene
dönüp de görmeyene
bu muhacir sızı
bu hasret

ve sabır
kin dalında kızıl bir gonca
dökülür kahrın güz ayları
odunsuz, etsiz-ekmeksiz
gün olur kıtlık kıran
gün olur feryat figan
dökülür umudun oyaları
dökülür buzlu rüyası mahpusların
gün olur bir miting alanıdır
gün olur
diz döver and veririz
parlar namlularımızın ucu
gün olur alanların orta yerinde
birer birer kuşuna diziliriz.

biz ki umudun bahçıvanıyız
gönül kin dalında sevda üretir
çağın destanıyız dijle boyunda
ıssız acılarda delik deşik olmuş gelinler
ve gözleri
pusularda
vişne gibi çatlayan kaçakçılarla
güller kararan dünya bahçesinden
doğmadan ölen çocukların ipince sevincine
gül fidelerini serpip geçen analarımız
destan içre sızlayı sızlayı gelir

eğer akacaksa gökyüzüne doğru
toprakta döllenen tohum
tütecekse kaynayan tencerenin buğu
küskün tomur dal ucunda çatlayacaksa
ve karımın karnında oğlum
tekmeleyip rahmin ince duvarlarını
o büyük çığlığa ulaşacaksa
yürüsün bin yıllardan bu yana
zulmün kan lekeleri

cevher
kömürün karasından çalınsın
çünkü yürek
katil mermilerin önünde
aça söne
vura düşe gülüm
delire köpüre
umudun alevini çoğaltacaktır
bileni bileni yanıp dönerken
hıncın çelik ışıltılı bıçağı

2. kural

işte sabahın seheridir bu
sevdanın bir çift gözünü
güneşler büyüten gözlerini
dağlar sabahın ayazında
yanar durur gizli bir gökyüzü

şafakları yok
ürperir seher
gece direnir
bir yara
bir sancı
bir soru gelir dağlardan
ve öfkeyi kin dalına asarlar
olsun deyu

3. kural
hüznün çürük fidelerini
kendi ellerinle büyütmüşsen
her yanlışa bir kalın çizgi çekerek
ve basarak yok oluşun kirli zillerine
genç olmanın
sorumsuzluğun
çelik iğneli hıçlarını boynuna geçirerek
gülerek faşizmin dost yüzlü kahpeliğine
gencecik fidelerini halkın
hıncını isyanını
bin yıllardır döllenip duran
ipek yapraklı goncasını
güneşten sakınıp
aydan kıskandığım kalbimin kızıl saçlı bacısını
bir ağızda zemheriye çıkarıp
aptal bir pire kadar inatçı
bir kırkayak gibi merhamete çağrılı
bilinç çılgını intiharlarda
vurduysan nabzın fırtınasını
kent yüzlü düşlemelere
bir kırık mavzer gibi
bilesin beni!

bilesin beni oy beni, bilesin beni
dağlarda güneşin son parıltısı
ve toprak damlı evlerde umut sönerken
yitik mağaraların dibinde
pusuda beklerken ölüm
bilesin beni.

ve sen beni
dostlarımın
kurşuna dizilen dostlarımın
şah damarda donan kızıl kanında
korkuya
kahpeliğe
yüz karasına
çiğ damlaları gibi yürürken sevda
mermilerin yanağında tel tel örümcek
gözlerin
menekşe gözlerin
kavrulmuş
yoksul
acılı
ve kömür ocaklarında
ak güvercinler hançerlenirken
bilesin beni
oyy bilesin beni.

boynum ipe çekilmiştir
çekilmiştir dost
beynimde felç
yüreğimde kanser üremektedir
ve bir gurbet türküsü gibi durmaktadır hayat
dağların çapak tutmuş hazin yalnızlığında.

4. kural

sürdük geceye yıldızları
ışıktan yollar döşedik
ve damla damla erirken yıldızlarımız
toprak damlı evlerde umut sönerken
başladık yeniden güneşten döllenmeye
ıssız bir acıya bin süngü birden batarken.

yıkılanlar oldu bu sıra
korku
çürümüş bir beyin olarak
kafalarda yatarken
dağ başlarında kurşunlandılar
doğan bir çocuğa armağan oldu adları
unutuldular
korkuları unutulmadı.

kent yorgunu paslı bir alkol gecesine
kitaptan
katliam gibi korkan general gecelerine
radyolara
radarlara
ajans haberlerine
ve
burjuva düşlerine yıkıldılar.

dağlar bir acılı masaldır artık
ve üniversite
kan davalarından arta kalan bir feodaldir
gelinler ağlayarak girer gerdeğe
türkü söylemesini bilmez çocuklar
gözlerim bin yaşında evliya türbeleri
sen yoksun diye…

5. kural

büyür çetelerin hıncı
biri nurhaktan
biri gılaladan sökülür gelir
bir top ateş olur türküler
elmayı dalından koparır gibi
düşer gibi sevgilinin gül yanağından
zulmün dikenli tellerine gerilir.

bayrakları göndere çeken çocuklar
uzak bir destandır kangölü guruplarda
aç bir çocuk ağlar ağlar durur
bir gelin parmağıyla deşer rahmini
bir ana tandıra düşer, kavrulur
radyoda ince saz, ney taksimi.

büyür çetelerin hıncı
kent ince ince susar
ve geçer günlerin biçare
ardında yıkılmış bir hüzün
bir pula satılası olur bu dünya.

dönek ellerine değince kelepçeler
saplanır yüreğini kemirir umutsuzluk
ve korku
bir kahpe yaradır içerden işler
vurur hançerini şah damardan ihanet
satarsın ulan
satarsın açılmamış gonca gülü

6. kural

korkuyu acıyla budadılar
gencecik hayatlarını kusarak
bin dert ile burulmuş yüreklerinde
sevda bin bir cehennemle dağlandı
ve şarkılar söyleyerek
vurdular dünyanın yüzüne
korkuyu acıyla budadılar

cümle dudakların sustuğu
gerdeğin
ve döllenmenin sustuğu
coşkunun sustuğu
umudun
ve kavganın sustuğu
ve süngünün padişah olduğu gecelerde
zindanlarda ve işkence odalarında
acıyı irinli yaralara bastırarak
hayata gencecik vücutlarını kusarak
korkunun ateş dilini budadılar

artık lekesiz vurmalıdır bilek damarları
yalansız, utançsız ve yazıklanmadan
yürek kıyasıya vuruşmalıdır.

7. kural

hıncın kan köpüklü kıyılarında
kinle bilenmiştir bu yürek
-ya kavrulup kuruyacak
vurulmuş bozkırın ortasına
atılmış derin kuyulara
olmuş zorbanın maskarası.
ya zehrini içine boşaltacak
ateş çemberinde çıldırmış
ya köpek gözleri uysal ve sadık
ve zari zari
boynunda demir hıç'lar…

değil dostlar
bu değil
silahım
sevdam
umudum
bir forsa değil

hıncın kan köpüklü kıyılarında
kinle bilenmiştir bu yürek
ak günlerin gürül gürül sabahlarında
topraktan fışkıran bir başak gibi
hedefe saplanmış bir kurşun gibi
kan gibi
hayat gibi
kavganın muzaffer uğultusunda.