kürt feodalizmi

1 /
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
bütün kürt isyanlarının ana çıkış noktasıdır. genelde bu isyanlarda köylülerin aşiret ağalarına karşı ayaklandığı zannedilir ama amaç devletin yöredeki faaliyetlerini engellemektir. çünkü merkezi otorite güçlendiği an, bu feodal ağaların otoritesi de kalmayacaktır.

bunu defalarca başka konularda da değindim. etnik kökene dayalı bölücülük konusunda özellikle üstüne bastım. türkiye'de var olan pkk sorunu onu da geçtim kürt sorunu köy ağalarının pasifize edilmemesi ile çözülemez. devlet otoritesini, gücünü belli etmek istiyorsa kendini bu alanda özellikle göstermelidir.

geçmişte özeliikle 1853'te yapılan paris barış konferansı ile kürtçülük faaliyetleri dış devletlerin desteği ile artmıştır. o zamanın harput'unda elin amerikalısı gelip neden kolej açsın değil mi yani? zaten bu konferans sonrası bölücülük faaliyetleri artmış, ufak tefek olaylar olmuştur. ancak dananın kuyruğu milli mücadele yıllarında özelikle binbaşı noel'in akademik ünvanı olmaksızın kendi açıklamalarına göre tamamen hobi tercihi olarak antropoloji ve arkeoloji alanında çalışmalar yapması ile kopmuştur.1921'deki koçgiri isyanı ile 1924 beytüşşebap isyanları tamamen noel'in kışkırtması ile olmuştur.

müdafaa-i hukuk avrupalı devletlerin, sonradan "şark meselesi" diye adlandırdıkla¬rı, osmanlı devleti'ne yönelik temel politika ve stratejilerinin ilk safha¬sı; 10... mudafaai-hukuk

(bkz: binbaşı noel)

bazılarının tıpkı arapların lawrence gibi taptığı binbaşı noel'in faaliyetlerini bugün kürtçüler bile kabul etmektedirler. bazıları kahraman olarak nitelendirir, bazıları ise emperyalizme hizmet ettiği içiin çıkan isyanların yapay olmasından yakınırlar.

kurdistan-post

http://www.dersimsite.org/messages/18995.htm

girişgahı uzun tuttum. çünkü bugün bile pkk terör örgütü geçmişteki bu olaylardan besleniyor. dağ kadrosunun siyasi eğitiminde isyanlar anlatılıyor. o yüzden pkk sorununun çözümü için bu isyanları bilmek gerekiyor.

1800'lerde başlayan isyanların nedeni demin de değindiğim devletin otoritesinin eksik olmasıdır. mesela üstelik devlet botan'da çıkan isyanı bastırmak için çölemerik aşiretlerini kullanmış, behdinan'da çıkan isyanları bastırmak için başka aşiretleri kullanmıştır. isyanlar bastırılmış ama bazı aşiretler güç kazanmışlardır.

cumhuriyet tarihinde ise özellikle mustafa kemal atatürk'ün baskıları ile köklü bir toprak reformu yapılmaya çalışıldığını görürüz. ne tuhaftır ki, girişimler hep isyanlar ile sonuçlanmış ve istenilen faaliyetler yapılamamıştır. yine de özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında isyanlar sonrası yapılan iskan politikaları bazı aşiretlerin yapılarını zayıflatmıştır. ancak atatürk öldüğünde ise eski politikalar terkedilmiş, bölgede nüfus artışının türkiye ortalamasının kat ve kat üstünde olmasından dolayı siyasiler aşiret ağaları ile anlaşarak oy toplama tekniğine gitmişlerdir. öyle ki türkiye cumhuriyeti okuma yazmayan bir kürdü* meteroloji bakanı bile yapmıştır. bu yüzden " kürtler neden mecliste temsil edilmiyor demesin kimse. 85 yıldır kürtler mecliste kendilerini temsil ediyorlar, bakan, milletvekili, başbakan bile çıkartıyorlar.

bölgede aşiret ağalarının faaliyetleri üç aşağı beş yukarı bellidir. geçim kaynakları;
1) tarıma müsait özellikle gap alanlarında büyük topraklarda ziraatçılık. tabii ki, halkın kendisinin değil topraklar, tamamen aşiretlere ait.

2) tarımın yapılamadığı yerlerde otlaklarda, meralarda yapılan hayvancılık. bu otlak meraların paylaşımı konusunda aşiretler birbirlerine bile girmişlerdir.

3) koruculuk, itirafçılık. defalarca değindim ben buna, aşiretlere silah dağıtarak, marabalarına maaş vererek terörle mücadelede atılım yapılamaz. siverek'te bucak aşireti, mardin'de sincan aşireti güçlüdür, ezelden beri türkiye cumhuriyeti'nin yanındadır ama bu destek vatanı fazla sevmelerinden değil, pkk'nın kendi ailelerinden birçok kişiyi öldürmesinden dolayıdır ki pkk 1979'da aşiretlere saldırmış taa 5 sene sonra ilk türkiye cumhuriyeti kurumlarına hedef alan baskınlara başlamıştır. yarın veya başka zaman bölgede güçlü barzani gibi birisi pkk ile aşiretleri barıştırabilir. zaten pkk da çekiç güç sonrası 90'ların başında aşiret desteklerini yanına çekti.

(bkz: celal bucak)

4) kaçakçılık.[ hayvanından, insanına, uyuşturucusundan, elektronik eşyasına, silahından şekerine herşey] yine devletin gümrüklerde, sınırlarda tam etkisini gösterememesi sonucu aşiretler illegal ticari faaliyetlere girişmişlerdir. sözüm ona aşiretlere karşı olan dtp nasılsa buldan aşiretinden tozcuları milletvekili adayı yapabiliyor.

(bkz: pervin buldan)

(bkz: nihat buldan)

(bkz: savaş buldan)

aşiretler ekonomik olarak sadece terörün yoğun olarak yaşandığı bölgede semirmiyorlar tabii. kendileri büyükşehirlerde de kara paralarını aklayarak turizm, tekstil, akaryakıt sektörü gibi alanlarda faaliyet gösteriyorlar. bu sektörlerin emek girdisinin çok olmasını anlatmama gerek yok ama aşirette maraba çok, ver eline asgari ücreti çalıştır değil mi?

sonuç olarak yazıda bile defalarca belirttim, doğudaki sorunlarda aşiretler ile çözüme varılamaz, aşiretlere her türlü konuda taviz verilerek devlet gücünün azaltılması ile nasıl ilerlemeler sağlanacak anlayamıyorum.

not: her fırsatta devlet kurumlarını eleştirmeyi görev edinmiş insanların özellikle bu derin konu hakkında görüşlerini bekliyorum.
onurene onurene
feodalizmi iyi idrak etmiş, feodalizmin ırksal değişiklik göstermeyeceğini bilen kişinin incelemeyceği konudur.

kürt, türk, arap feodalizmi yoktur. sadece feodalizm vardır. incelenecekse feodal düzen başlı başına incelenmelidir. feodalizm herhangi bir ırka göre değişiklik göstermez çünkü o da bir ekonomik sömürü sistemidir ve hiçbir ekonomik sistem ırklara göre şekillenmez.
azwepsa azwepsa
gücünü toprak sahipliğinden alan bir sistemdir. bu gücü devletle paylaşma korkusu ve diğer üretim araçları (sanayi) sahiplerine kaptırma korkusu güneydoğu anadolu ile ilgili sorunların en temelindedir. bugün kürtlerin demokratik ortamda yeterince temsil edilemeyişi, sorunlarının çözümü için yeterli adımların atılamaması da gene bu feodal yapılanmanın taş koyması sebebiyledir. zira o bölgeden meclise girecekleri aşiret ağaları seçmektedir. onların iktidarını sarsacak her girişimi merkezinde önlemektedir.

(bkz: toprak reformu)
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
80'lerde bunu sinemacılar çok güzel gördüler. kibar feyzo, davaro gibi filmlerde ağaların neler yaptıkları güzel ve etkili bir dil ile anlatıldı. o zamanın sinemacıları daha idealistmiş, en azından gözlerini para hırsı bürümemiş.

bugün ise türk televizyonları sanki ağalık sistemi çok güzelmiş gibi feodal temalı diziler filmler çekiyorlar. asmalı konak seymen ağa, zerda şahin ağa, son ağa dizisinde tamer karadağlı. bakın yaşamlarına karakterlerin yani. yediği önünde yemediği arkasında, maddi durumu oldukça iyi, birkaç kişi ile evli veya sevgili bunlar. ekonomik güçlerinin nedeni tam gösterilmese de, ağalıktan gelen karakterler bunlar. 30 senede türkiye'nin nasıl değiştiğinin resmidir bu, dün duvarlara faşo ağa yazarken, bugün ise halkın içerisinde büyük bir kesim bu karakterlere özeniyor. bizdeki şu ağa özentiliği en az polat alemdar özentiliği kadar irdelenmesi gereken sosyolojik bir vakadır ama kimse de eğilmemiştir.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
etnik kökene dayalı bölücülük konusunda ruhban sınıfına yani şıhlara* ve mirlere* de değinmiştim. türkiye cumhuriyeti ve osmanlı devleti yönetiminde patlak vermiş isyanlarında din de etkili olarak kullanılmıştır.

feodal bir yapıda din etkisini görmemek ahmaklık olur. avrupa 600- 700 sene önce feodalite ile uğraşırken, aradan ruhban sınıfına da çıkardı. çünkü feodalizmin tam gelişmesi için insanların hem ekonomik hem de dini anlamda sömürülmesi elzemdir. avrupa başından bu sorunları 600 sene önce attı ama türkiye'de hâla var.

şıhlar yerine devletin bizzat diyanet işleri başkanlığı tarafından atayacağı imamlar, müezzinler insanlara inançları hakkında daha iyi yardımcı olur. ancak bunu yapılması ne pkk'nın ne de aşiretlerin işine geldiği için, 90'lı yılların başında birçok köy imamı da pkk saldırıları sonucunda şehit edilmiştir. üstelik günümüzde pkk'nın köylere imam atayacak bir yapıya gelmesi bile pkk'nın marksist yapıdan çıktığına delalet olmakla beraber, feodalizmin hâla gücünü koruduğunu göstermektedir.

http://www.tumgazeteler.com/?a=2607833
ütopya ütopya
daha önce yazıldı çizildi; kürtler yine topluluk olarak sözlüklerde üzerine yorumların dillendirilip tellendirildiği, tespitlerin dellendirilip, kavramların ters düz edildiği, yeniden üretildiği, içinin boşaltılıp doldurulmadığı tartışmaların yegane konusu oldu.

(ortaya, çabaların kendisinden bağımsız ve fakat dolaylı gerçekler çıktı, sosyal bilimsel olgular doğruluklarını ispatladı, hipotezler kendiliğinden teorilere dönüştü falan filan.)

biz de yazdık, anlattık, bir kez daha anlatalım;

ön çalışma

her kavram kendini mantık düzleminde ifade edebilmek daha doğrusu bir anlam zırhına bürünebilmek için bir karşı-kavrama/anlama ihtiyaç duyar. bir "ben" için bir "ben olmayan" gereklidir. bir "biz" için bir "öteki" gerekli olduğu gibi. bu durum sosyal bilimlerin çıkış noktasını belirlemiş, disiplinlerin şekillenmesini tetiklemiştir.

"ben" olgusu çoğullaşıp "biz"e dönüştüğünde karşıda sınırları belli bir öteki oluşur. öyleki sınır tüm ötekileri kapsayan ve keskin çizgileri olan bir anlam bütünlüğüdür. etrafımızda bir sürü öteki vardır ve her biri ait olduğu öteki öbeklerinin karakteristik özelliklerini yansıtır, yansıtmak zorundadır. bu yanılgıyı "ben" göremem çünkü zaten "biz"e dahil olarak yapmışım en büyük hatayı.

bir topluluk ismi söyleyin bakalım:

aborijinler. kafamızda birçok şey belirdi değil mi ? bir topluluk. kendi karakteristik öznitelikleri bulunan bir grup insan. bir aborjin bizim için bir öteki olduğunda tüm aborjinler buna dahil olmak zorundadır. kendi aralarında bize karşı birleşmiş bir bütün. fikir ayrılıkları, yaşam tarzı farklılıkları, kendi aralarındaki çatışmaları ve diğer tüm ana hatları ve ayrıntıları gözden yiter ve ortaya tek parça bir bütün kalır.

kürtler. modernizmden nasiplenememiş, modern öncesi toplumsal yapılara aşina bir topluluk. kürt nüfusunun büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşadığı ve bu çoğunluğun büyük çoğunluğunun da küçük çekirdek ailelerden oluştuğu şehir yaşamına ayak uydurduğu bilinmez. çünkü öteki olan kürtün aşireti olmalıdır. 25 yıllık yaşamının üniversite dışındaki kısmını doğuda hem de en doğuda geçirmiş biri olarak bir aşiretim olmasını ben de çok istedim. üniversite yıllarımda bana sorulan "sizin aşiret kaç kişi" sorusuna öyle etraflı, göz korkutan rakamlar vermeyi hayal ettim hep. ve bu sorulara "abi biz kaç nesildir şehirde yaşıyoruz, ben de memur çocuğuyum" demeyen arkadaş da edinemedim henüz.

dediğim gibi, ötekini bütünlemek ve anlamsal sınırlarla çevrelemek kolay olandır.

bu bir metod hatasıdır ve maalesef fikirsel süreçlerin olmazsa olmazıdır.

ön çalışma

başlık konusuna derin bir saltoyla geri dönelim.

kürt feodalizmi.

kürt ve feodalizm kelimelerini bir araya getirmek sosyal bilimler açısından ne kadar tutarlıdır (aynı şekilde anadoluda varlık göstermiş her topluluk için de geçerli bir soru) sorusunu sonlara bırakarak mevcut tanımlayıcı başlık üzerinden konuşalım önce. kürt isyanları ve sebepleri gibi bir başlık altında okumayı yeğlerdim bu çalışma konusunu, zira daha anlamlı bir başlık olurdu. feodalizme, üretim tarzlarının periferisine dokunmadan aşiret, ağa, isyan kelimleri bol kullanılarak dolgu yapma kolaylığına da mahal verilmezdi belki. oysa gözden kaçan ufak bir detay vardı "feodal" ve aşiret kavramları arasında ve bu, aslında başlığı hiçe sayacak bir detaydı.

üretim tarzları hakkında birşeyler yazarken diyalektik çözümlemeyi ve alt yapı-üst yapı ayrımını dolgu yapacağınız zemine serdiğinizde en azından yöntem hatasına ve kavram kargaşasına düşmekten kurtulursunuz. hele biraz da asya tipi üretim tarzından haberdarsanız ilgili başlıklarda özgürce at koşturursunuz.

iktisadi anlamda yaşanan değişim ve dönüşümlerin toplumların gelişim çizgilerindeki yegane değişken olması marksist geleneğin özünü oluşturur. alt yapıların değişip gelişerek üst yapıları da dönüştürdüğü gerçeğini sosyal bilimler küçük itirazlarla da olsa tamamen kabullenmiştir. üretim araç ve sistemlerinin gelişip ortaya çıkardığı kapitalist üretim ilişkilerinin tarih sahnesinde belirmesiyle feodalizmin yer yüzünden silinmiş olması buna bir örnektir.

feodalizmin avrupa bozkırlarında serpilip büyümesi ve ardından efsanevi kale baskınlarıyla yerle bir edilmesi sayılı bir gerçekken, bu üretim tarzını olumsuz bir kavram olarak cımbızlayıp tespitler bütününe dönüştürmek iktisadi idari bilimcilere hiç değilse marksa bir hakarettir. kapitalizmin yer yüzünde ulaşabildiği her yerde mevcut üretim ilişkilerini çözüp bitirerek, hiç olmadı kendine entegre ederek ortadan kaldırdığı bir yüzyılda kürtlerin toplumsal yapılanmalarını feodalizm olarak nitelemek deli saçmasıdır. bir kere feodalizm dediğim gibi avrupa toplumlarına has bir aşamadır ve hiçbir zaman bir örneğine anadoluda rastlanmamıştır. aşiret kavramı dış dünyaya yansıdığı kadarıyla feodalizm çağrışımları yapıyor olsa da pek bir alakasızdır. zira aşiret yapısında feodalizmde rastlamayacağınız bir kan bağı olgusu vardır. feodeller ve serfler arasında bir kan bağı yokken, serfler toprağa bağlı bir araç konumundayken, aşiret sisteminde kan bağı ve gönüllü tebalık söz konusudur. bir serf bağlı bulunduğu toprakla beraber alınıp satılırken, istanbul görmemiş köylü bulamamak bunun tersidir. ayrıca feodal birimlerde idari yapıyı düzenleyen yasa ve kuralların feodalin bel altı keyfine bağlı olması ve yine türkiyede (merkezden gönderilen) hakim, savcı girmeyen kasaba bulunamaması bizi türkiyede feodalimden bahsetmekten alıkoyar.

ikinci olarak, aşiret formasyonu modernizmin iligili ovalara, bayırlara uğramasıyla kendiliğinden çözülecek bir yapıdır. fakat tanımlayıcı ilk giride istemeden de olsa değinilen bir gerçek buna gayet engel ve önünde perdedir. devlet otoritesinin ve siyasi partiler geleneğinin en az sorunla yürüyebilmesinin yegane yolunun aşiret ağa ve postalarından geçiyor olması bahsettiğim kendiliğindenliğe aykırı bir direnç yaratmıştır. bu direnç zamanla kendine has bir siyaset yöntemine dönüşüp uzun ömürlere vasıl olmuştur.

feodalizmi bir iktisadi yapı olmaktan ziyade olumsuz çağrışımları olan bir ilişkiler bütünü olarak anlamak, anlatmak bilimsel değildir. kürt sorununun ortaya çıkışıyla silahlandırılan, maaşa bağlanan, tehlikeli üçgenlerin * dördüncü ayağı yapılan büyük ailelerin, hadi sizi kırmayayım, aşiretlerin kapitalist bir üretim tarzına tabi olduğu ancak ve ancak muhattap oldukları kirli ilişkiler ve eşkenar üçgenler sayesinde genel bir toplumsal algı (elbette olumsuz) yarattığıdır gerçek olan.
recai pengül recai pengül
aşiret düzeni hakkında pek bilgim olmasa da, "aşiret sisteminde kan bağı ve gönüllü tebalık söz konusudur. bir serf bağlı bulunduğu toprakla beraber alınıp satılırken, istanbul görmemiş köylü bulamamak bunun tersidir." lafları benim aşiretler hakkındaki basmakalıp düşüncelerime oldukça ters. gönüllü tebaalık (gönüllü tabiiyet olabilir mi?) kavramını da anlamakta güçlük çekiyorum ki bunun sebebi kavramın kendisi değil benim konuya olan uzaklığım da olabilir. yine de "gönüllü tebaa" bana biraz oksimoronik bir ifade gibi geliyor. tabiiyet ne anlama geliyor, bunun gönüllü olması ne demektir? ben bu soruların cevabını bilmiyorum.

benim kafamdaki aşiret köylüsü steryotipi, istanbul görmemiş, işlediği toprak kendisinin değil ama ağanın olan ya da kendi toprağı olsa bile ağaya donuna kadar borçlu köylü tipidir. dediğim gibi tamamen kendi cahilliğimden kaynaklanan bu basmakalıp düşüncelerimi kırabilecek nesnel bilgileri veya bu bilgileri içeren kaynakları öğrenmek hoşuma giderdi.
ütopya ütopya
sosyal bilimsel bir olgu olarak aşiret kavramı hakkında birşeyler karalarken entelektüel külliyatımızın bir dönem tvlerde sıkça gösterilen komedi filmlerindeki karikatürize tiplere dayanıyor olması bizi bu mevzular hakkında kafa yorma noktasında külli bir dikkate zorunlu kılar. hele konunun diğer bir yanı kürt sorununun ta içlerine dek salıyorsa köklerini.

teba, yani feodal üretim tarzındaki teba kavramı verili düzen içinde anlamsal sınırlarına yasal düzenlemelerle bağlı bir üretim faktörüdür. toprağın alınıp satılmasında sayılarla ifade edilir ve herhangi bir toprağa bağlı bulunmaktan başka seçeneği de yoktur. kapitalizmin, bu nüfusu yine bir üretim faktörü olarak kullanmak üzere topraktan ayıran devrimi teba kavramını, en azından yasal anlamını, tarihin çöplüğüne gömmüştür. gönüllü tebalar sözüm ona (`sözde kürt feodalizmi) kürtlerin tabi olduğu üretim şartlarında, aşiretine kan bağı bulunan ve şehirli olma seçeneğini de kendi şahsi imkansızlıkları neticesinde reddeden köylülerdir. kavram olarak literatüre şahsım tarfından dahil edilme girişimleri henüz başlamamış olan gönüllü teba morfolojik olarak bir oksimoron olsa da durumu idare eden bir ikilidir.

"öteki" oluşumundan bahsederken steryotip kavramını birebir kullanmasam dahi imasında bulunmuşumdur. ötekini anlamak/anlamamak için gayet kalıcı bir yöntemdir.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
bu idari şekilde kadın yüzyıllar boyunca en büyük baskıları görmüş, iyiden iyiye ezilmiştir. kadının hiçbir hakkı yoktur, sadece çocuk doğurmakla görevlidirler. töre cinayetleri zaten bunun en büyük göstergesidir. feodal sistemde devlet kanunu olmaz, töreler vardır. misal bakire bir kızın hamile kalmasını sonucunda toplanan aşiret divanı genellikle ölüm ile sonuçlanacak hükmü verir.
`
demokratik toplum partisi` de bunlardan rahatsız olmuş olacak ki, bu olayları kınayabiliyorlar. zaten parti içi tüzüklerinde de kadın haklarına gereken önemi vermişler. meclisteki sandalye dağılımında ise `aysel tuğluk sebahat tuncelfeodal bir hanımağa olarak pervin buldan` gibi bir vitrin kadrosu var. yalnız çalışmaları sadece bölge genelini kapsadığı için bunlar yetersiz kalıyor. üstelik iyi ile kötüyü ayırt da edemiyorlar. mesela biraz çalışsalar bunları da dile getirseler daha güzel olur. ama işleri mitinglerde kadınları aynı tip giyindirip, zılgıtçılık yapmaktan öteye geçmedikleri için sessiz kalıyorlar doğal olarak.

http://www.tumgazeteler.com/?a=1323779
recai pengül recai pengül
hakikaten de konu hakkındaki basmakalıp fikirlerim, seyrettiğim filmlerden ve okuduğum romanlardan edindiğim, artık kaynaklarını dahi hatırlamadığım önyargılara dayanıyor olmalı. her ne kadar züğürt ağa, yılanların öcü, şalvar davası, dönüş, yılanı öldürseler ve susuz yaz gibi köy diyince aklıma gelen filmlerin hepsini "tv'lerde sıkça gösterilen komedi filmleri" kategorisine sokamasam da kör cahil olduğum bir alanda ahkam kesecek değilim.

özde veya sözde kürt feodalizmi hakkında sosyoloji dışından bir insan hangi kaynaklardan bilgi edinebilir bunu merak etmekteyim. gündeydoğu'daki köylülerin yaşam seviyeleri, mevsimlik işçilerin aile bağları, ağalık düzeni, köylü ve ağa arasındaki ilişkinin dinamikleri, aşiretlerin üretim sistemleri, aşiretlerin siyasete olan etkileri, aşiretlerin sermayesi kullanılırken etkin olan karar mekanizmaları hakkında nereden bilgi edinir bir insan? bu konu hakkında ahkam kesmek istesem kimlerin yaptığı çalışmalardan faydalanabilirim?

bu konular hakkında bilgim olmadığı sürece "istanbul'u görmemiş köylü az bulunur.", "aşiret mensubu olmak kan bağına ve kişisel imkansızlıklara dayanan gönüllü bir tercihtir." gibi yorumlar hakkında fikir sahibi de olamıyorum. dediğim gibi konuya çok uzak olduğu için nereden başlayacağını dahi bilmeyen şu pengül'e bir yardım edin lütfen.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
kürt feodalizmini literatürde ilk kullanan biri ben değilim, bu konuda türkiye'de uzman yazarlar var. ancak karşıma ağalık yapısının savunulması veya reddedilmesi şeklinde bir görüş çıksa idi daha mantıklı olurdu. bir insanı pkk ile ilgili görüşlerinden dolayı intihal ve özentilik ile suçlamaya çalışmak kabul edilebilecek bir durum değil. bunu yapan kişi müfteridir nazarımda. ama konu tartışılacağına özellikle kürt kökenli insanlarla bilgi alışverişi yapıalcağına konu başka mecralara çekiliyor. yemezler anam yemezler bu tartışmayı piç etme yöntemlerinizi!

doğu anadolu'da güneydoğu anadolu'da hayvancılığın öneminden bahsetmiştim. ben sadece hayvancılık üstüne yoğunlaşılmasını istemiyorum. kaldı ki, işin kaçakçılık boyutu var üstelik gap projesi ile sulu tarıma geçilmesi ile ziraatçilik de gelişiyor. yani değişimleri dikkate alan bireyler olarak, bunlara dikkat etmek zorundayız.

avrupa ile aramızda derin farklılıklar var. kültürel manada olan bu farklılıklar yüzünden bugün türkiye'nin doğusunda feodalizm yoktur denilemez. bu yüzden avrupa ile doğu anadolu'yu karşılaştırmak yersizdir. bugün bile kültürel farklılardan dolayı devletler kapitalist de olsa dünyanın diğer ucundaki kapitalist devlet ile arasında büyük farklar olabiliyor, tersi sosyalizmde de geçerlidir. demek istediğim basit, avrupa'daki kontları, baronları çıkar yerine ağa koy, rahip sınıfını çıkar, şıhları koy. basit bunlar, ince derin ayrıntılara takılma gereksinimi görmüyorum.

öteden beri diyorum benim tarafım belli. türkiye'de bu sorunun çözümü için askeri + siyasi reformlar gerekir. askeri gelişmeler, profesyonel birlikler ile dağlardaki teröristler etkisiz hâle getirilir bu sorun değil. sorun örgüte katılımın engellenmesi, örgütün halk üzerindeki baskısını kırarak halkı devletin yanına çekme olayıdır. bunun da yolu 8-10 tane aşireti muhatap almak yerine halkın genelini kucaklamaktan geçer. ancak bizim kürtçü muhalifler " aşiretler bizim çimentomuzdur " gibi argümanlar öne sürerek bu yolun kapanmasını istiyorlar. sadece onlara diyeceğim şudur; tarafınızı mertçe, şereflice belli edin.
avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
içine pkk'nın da dahil olduğu, toplumsal ve ekonomik süreçler tarafından yapıbozuma uğratılmış sınıfsal örgütlenme. şimdilerde daha çok bir kültürel aidiyet formunda tecelli etmekte, zira tarım ve hayvancılık politikalarının malum durum, savaş ve göç nedeniyle, ağanın toprağını işlemekle zorunlu olan, topraksız yoksul köylülük, sanayi kentlerine göçmüş ve proleterleşmiştir.
hiç kimse hayattan sağ kurtulamaz hiç kimse hayattan sağ kurtulamaz
(1) kürt feodalizmi yoktur doğu anadolu feodalizmi vardır. çünkü doğu anadolu'da sadece kürtler yaşamaz; zazalar, türkler ve araplar da var. en başta bunu açıklığa kavuşturalım. zazaca, kürtçe'yle çok az benzerlik gösterir muhtemelen kürtçe iran dil ailesi içinde nereye giriyorsa o sınıfa bile dahil olmayıp bir başka iran dili grubuna girer. bununla ilgili ekşi'de detaylı malumat var. zaten benim uzamanlığım olan konular değil. zazalar'ın soydan gelen bir dini* kürtler'le değil türklerle paylaşıyor olmaları da iki halkın farklı olduğunu gösteren bir başka kültürel parametre.

ikincisi doğu anadolu feodaldir. batı'ya taşınmış doğu anadolu yani kürt gettoları da feodaldir. ikincisinin feodalizmi sürdürülebilir değildir ancak şu anki haliyle feodalizmin eşitsiz, birincil toplumsal ilişkilere dayanan, bireyi değil cemaati ön plana çıkaran yapısı her gün karşımıza çıkıyor. bunu söylemek kürtlere suçlama getirmek değildir. birey olarak tek tek herhangi bir kürdün başedebileceği bir yapı değildir feodal toplum. balığa neden suyun içinde yaşıyorsun diye suçlama getirilemez. ancak balığın su içinde yaşaması toplumun geri kalanı için sorun teşkil ediyorsa bundan bahsedilecektir.

doğu anadolu feodalizminin kökeni türkler öncesine dayaynan bir geleneksel süreçtir. bizans'ın despotik* iktidar yapısı bozulduğu andan itibaren tüm bizans ülkesinde feodalizm egemen oldu. türkler anadoluya girdiğinde anadolu feodalizmin bizans'a özgü bir biçimiyle örgütlenmişti. sonrasında türkler ilk önce bu sistemin mülkiyetini ele aldılar. yani 1071-1299 arasındaki iki yüz sene içinde türkler, bizans kökenli derebeylerini kovup yerlerine kendileri geçtiler. bu mülkiyet değişimi süreci devam ederken ve sonrasında türkler'in bir ikinci hamlesi adem-i merkeziyetçi feodal sistemi geçmişte abbasiler ve büyük selçuklu'dan gördükleri biçimiyle asyatik despotik bir rejimle değiştirme yoluna gitmekti. bu hamle ta selçuklular'ın ilk dönemlerinde başlayıp osmanlı'yla devam etmiş kabaca 4 yüzyıla yayılan ve hem rumeli'de hem anadolu'da sürdürülen bir süreçtir. bunun başarı kazanmış ve osmanlı'ya dünyanın süper gücü olmak için ekonomik kaynağı sağlamış türüne "tımar sistemi" adını veriyoruz. ki karl marks da bu ve asya'daki diğer bir çok tipinin hepsine birden "asyatik üretim biçimi" der. yani toprağın mülkiyetinin allah'a (ve onun temsilcisi olan devlete) ait olup kullanım hakkının bireylere ait olduğu sistem. bu tarımsal üretimin merkezi planlamasını ve sürekliliğini beraberinde getiren anti-kapitalist ancak devlet eliyle sermaye birikimine de imkan sağlayan bir rejim bir anlamda tarım toplumuyla kapitalist toplum arasındaki geçiş formudur.

söz konusu sistem osmanlı tarafından ana stratejik nüfuz sahası olarak tanımlanan ege-orta anadolu ve tuna güneyi vilayetlerinde fatih döneminin sonuna kadar mükemmelen oturtuldu. türk veya rum kökenli olup olmadıklarına bakılmaksızın yerel beyler zorla veya güzellikle iktidarlarını devrettiler daha doğrusu osmanlı tehcir politikalarıyla re'sen devraldı.

bu bahsedilen sistem değişikliği doğu anadolu'da gerçekleşemedi çünkü osmanlı'nın stratejik alanı değildi zaten 1516'ya kadar mülkiyeti osmanlı'ya ait de değildi. doğu anadolu 1071'den 1516'ya kadar ya yerel ya da sömürgeci türk devletleri tarafından yönetildi. akkoyunlu, karakoyunlu ve safeviler yerel; ilhanlı ve timurlular ise doğu anadolu'ya sömürge gözüyle bakan hakim unsurlar oldular. işin ilginç kısmı ilhanlı hariç tüm bu bahsedilen devletler zaten kendileri kabileci göçebe feodalizm temellerine göre yapılanmış devletlerdi. dolayısıyla bölgede birebir halkla muhatap olan kürt beylerini kendi vassalları olarak görme ve kabullenme konusunda bir çekinceleri olmadı. bölge osmanlı mülkiyetine yine bir başka türk devletinden geçtiğinde ise osmanlı için sorunun ana kaynağı kürtler değil türklerdi. hep anlatıla gelen olgudur. osmanlı şii safevilere karşı sünni kürtleri destekledi. temelinde ipek yolu'nu denetleme figürüne dayanan osmanlı-iran çatışmasında kürtler osmanlı seçkinleri tarafından yandaş yerel egemenler olarak kabul edildi ve öyle davranıldı.

bu osmanlı'nın içine düştüğü en büyük yanılgıydı çünkü osmanlı dillere destan başarısını yabancı düşmana karşı kazanmıştı ancak gerçek başarısı kendi egemenliğindeki toprakta feodal egemenliğe izin vermemesi ülke kaynaklarını yabancıyla mücadele etmeye yoğunlaştıra bilmesi olmuştu. osmanlı'nın doğu anadolu'daki feodalizmle kısa vadeli siyasal getirisni gözeterek mücadele etmeyişi bugün kürt sorununun temelidir. devlet aklının var olan sorunu yanlış teşhis etmesi affedilebilir bir suç değildir. bu yanlış teşhis yüzyıllardır en başta bölge halkına acı getirmiş, son 30 yıldır da artık türkiye'nin geneline yansıyan ciddi sorunlar doğurmaktadır. maalesef bugün dahi bölgede görev yapmış generallerle temsil edilen devlet aklının kuyucu murat paşa'dan çok da ileride olduğu söylenemez.
hiç kimse hayattan sağ kurtulamaz hiç kimse hayattan sağ kurtulamaz
(2)
tarihi ipek yolu'nun önemini kaybetmesiyle uzun yüzyıllar doğu anadolu türkiye için sorun yaratmayan bir barış bölgesi haline geldi. sorun 1683'ten 1877-78 osmanlı-rus harbine kadar batıda balkan yarımadasından ve kıbrısla birlikte en fazla doğu akdenizden kaynaklanıyordu. ne zaman ki ruslar kafkaslar üzerinden doğuya sarklmaya başladılar işte o zaman kürt değil de önce ermeni sorunu olarak ortaya çıktı doğu anadolu'daki güvenlik sorunu. bu süreç bambaşka tartışmalar konu olan ermeni tehciri ile son buldu. ve cumhuriyet'e geldiğimizde doğu anadolu'da türk devletinin geleneksel tanımlaması çerçeesinde yabancı unsur bulunmuyordu. bu durum düşmanlar tarafından da kabullenilmişti. o tarihten beri ermeni meselesini geçmişte olduğu gibi ele alıp da ermeniler lehine çözmeye çabalayan bir yabancı güç olmadı. vardır dense de olmadı. abd senatosunda her yıl oynana orta oyunu türkiye gibi bir ülke için sorun değildir. belki batı kapitalizminin merkezlerinde tehlikeli çabaları olan bir diaspora doğdu ama bunların artık doğu anadolu'yla bir ilgileri yok. gelecekte de bölgede türk egemenliği sürdüğü müddetçe buralar adönüp yeni bir israil yaratacak güce hiç kavuşamayacaklarını söyleyebiliriz.

dediğim gibi cumhuriyetle birlikte kürtlerle başbaşa kaldık. en başta kürtlerin bu duruma pek itirazları yoktu. türkiye zaten kendilerinin bildiği tek devletti, gözlerini türk devletinin vatandaşı olarak açmışlardı. yüzyılların getirdiği ekonomik esaslar da dayanan bir arada yaşama pratiği ve bu pratiğin ta idris-i bitlisi'den beri yapılmış teorisi türkiye'nin eline büyük imkanlar sağlıyordu.

sorun şu ki türkiye bu imkanları sorunu çözmek yerine ertelemek için kullandı. yapılması gereken şey artık arkeolojik biri miras seviyesinde olan feodalizmi bitirmekti. bunun için güç kullanmak dahil her şey yapılmalıydı. ve bir an önce toprak reformuyla zenginlik tabana yayılmalıydı. hoş atatürk, inönü ve 70'lerde ecevit zamanında üç defa bu hamle yapıldı ancak sonuna kadar gidilemedi. bunu söylerken ilk başta kemalizme karşı toplumsal muhalefetin liderliğini feodalizmin aldığını unutmamak gerekir. adnan menderes bir toprak ağasıydı ve dpdahil olmak üzere cumhuriyet döneminin tüm muhalif unsurları feodal güçlere dayanıyordu.

neden sanıyorsunuz osman bölükbaşı'nın türkçü millet partisi doğu anadolunun bazı illerinde %50'lere ulaşan oylar aldı?

kemalizm'in elinde her türlü imkan yoktu. bir miktar imkan vardı sorun şu ki bu imkanlar darbeci geleneğin kısa sürede siyasal sisteme egemen olmasıyla kullanılamadı. denilebilir ki darbeci gelenek kemalist ideolojiye dayanıyordu. doğrudur kemalist ideolojiye dayanıyordu ancak kemalizmin yaratmayı planladığı bireyler eliyle yürütülmediğini de biliyoruz. türk tarihinin adı en fazla darbe girişimine bulaşmış generali cemal madanoğlu'nun lakabı boşuna "son osmanlı paşası" değildi.

işte bu hengameyle geçen süreçle birlikte kürt ayrılıkçılığıyla ciddi bir eylem planı geliştiremeden 1980'lere ulaştık. bu tarihe kadar türkiye'nin doğu anadolu topraklarındaki güvenlik abd için hayati önem arzediyordu.*
1 /