kütüphanemde on beş bin kitap var

1 /
kart horoz kart horoz
türkiye'de kütüphane olmadığı için evine ya da ofisine kitaplık kurmak zorunda kaldığını iddia eden yazar terennümü.

izin verirseniz durumu kendimle karşılaştırıp utanmaya çalışacağım. ferrarim var, plazma televizyonum var, powerbook'um var, ama evimdeki kitapların sayısı beş yüzü geçmez. lakin şöyle bir farklılığım var, ben hepsini okudum. zaten alınıp evdeki kütüphaneye konmuş bir kitabın okunmuş olması gerekir gibi bir savım da var.

şöyle izah edeyim. başka iş yapmayıp bir kitabı sindire sindire okumak isterseniz on güne filan ihtiyacınız vardır. aslında daha çok zaman gerektirir çoğu kitap, ama hadi okuyana üstün zekalı filan diyelim ve süreyi beş güne düşürelim. on beş bin kitabı okumak için iki yüz yıl gerekir. e, adama sormazlar mı neden aldın sen bu kitapları diye.

padişahın da hareminde 400 karı vardı, ama o oğlanlarla yatıyordu.
azwepsa azwepsa
kişinin ne kadar okumuş olduğunu değil elinin altında ne kadar bilgiye sahip olduğunu, söylediklerinin arkasına ne kadar referans çıkarabileceğine işaret eder. kütüphanemde tavuk yetiştiriciliği ile ilgili bir kitap olması onu okuyup tavukçuluğa başlayavcağım anlamına gelmez... lakin tavukçuluk konusunda kafama birşey takılırsa elimin altında kaynağım var... açar bakarım. o vakit hormonlu tavuklarla kafasını bozan erman toroğlu'na layığıyla "de get! apır sapır gonuşma. get kendi bildiği konularda gonuş" diyebilirim.

lakin günümüzde internet denilen bir zımbırtı bilgisayarların içinde istediğin bilgiyi gösteriyormuş... 15000 kitaplık kütüphane yapmaya gerek kalmamışi artık ama göstermek için kitaplar hala en güvenilir referanslardır...
heyiyaif heyiyaif
kitap biriktiren şahısların kullanabileceği bir cümle. bir sahafta şahit olmuştum: adam, şurdakileri torbaya doldurup ver, dedi.sonra da dönüp kilosu kaç lira?, diye sordu. bu adamın kesin 15 ton kitabı vardır. bir de vakti zamanında elime bir kitap geçmişti; bir arkadaşım ödünç aldığı kişiden gizlice vermişti. kitabı açınca anladım. adam, kendi adını ve soyadını taşıyan, alt tarafında tarih kısmının boş bırakıldığı bir kaşe yaptırmış. kitabın ortasında kaşesi, sol üst tarafında da -atıyorum- a-1234 gibi bir sayı vardı. bu adamın da on beş bin kitabı vardır. bir de çetin altan'ın galiba buna yakın kitabı var, ama onun için bir şey söyleyemeyeceğim.iki de, benim de olsun isterim.
pingus pingus
bu tip insanlara anlatılabilecek bir hikayecik.
eski bir zamanda zamanın alimlerinden biri, kitapları ile yüklü eşeği ile yolculuk ediyormuş. yolda eşkiyalar alimi durdurmuşlar ve soymuşlar. kitaplarına el konunca alim "aman" demiş "ne yapıyorsunuz? onlar benim hayatım herşeyim benim canımı alın ama kitaplarımı almayın tek hazinem onlar benim". bunu duyan eşkiyaların lideri "onları alınca sende birşey kalmıyorsa senin eşeğinden ne farkın var" demiş.
jellicle jellicle
öncelikle içerdiği bazı gerçekleri anladıktan sonra, negatif yanlarına saldırılması gereken cümledir. öncelikle orhan pamuk zaten zengin olan bir insan olarak röportajlarında, küçüklüğünden beri yazarlıktan başka bir iş düşünmediğini de söyleyen bir kimsedir. bunu söyleyen bir kişi olarak, gençlik yıllarının büyük bir bölümünü kitaplara ayırması kuvvetli biri ihtimaldir. verdiği rakam abartılı olabilir, ona bir şey diyemem ama adam zaten kütüphanemde şu kadar kitap var ve hepsini okudum dememiş, sadece sahip olduğu kitap sayısından dem vurmuştur. parasıyla övünen insanlar gibi, kitap sayısıyla övündüğü için aydın kıroluğu yaftası yapıştırabilir tabi ama orhan pamuk'a yüklenmek yerine; türkiye'deki kitap satış rakamlarına bakarak kendimize yüklenmemiz gereklidir.
yavaş yavaş evlenmeye başlayan arkadaşlarıma bakıyorum da; evlerinde elektronik eşyaların son modelleri bulunurken; popüler edebiyatın örneklerinden oluşan, 100-200 kitaplık bir kütüphaneye bile rastlamıyorum. ya da kendi evini kurmaya çalışan kişilerle konuştuğumda, planlarında plazma tv, ev sinema sistemi vs. gibi şeyler olduğunu görüyorum. bir kişi çıkıp da, tavana kadar yükselen bir kitaplık yaptırmayı planlıyorum demiyor mesela. eskiden misafirliğe gittimde; salonda küçük de olsa bir kütüphane olurdu. sonraları o kütüphanelerin ortasını, televizyon koyacak şekilde yapmaya başladır ama hala kitaba yer vardı. şimdi ise, tanımadığım bir kişinin evine gittiğimde, rahatlamamı sağlayacak ya da muhabbete başlamamı sağlayacak tanıdık bir objeye rastlamıyorum bile. orhan pamuk'u bıraktım, acaba bizim proflarımız kaç tane mühendislik dışı kitap okuyordur, bunu merak ediyorum. hocalarımızı bıraktım, biz kaç tane okuduk ki millete bok atacak kadar kalkmış bir tarafımız.
ayrıca yazdıklarını ister beğenin, ister beğenmeyin ama en azından ileride ikibinli yıllar türk edebiyatından konuşulduğunda adından bahsedileceği kesin olan bir kişidir kendisi.
compasino compasino
övünelecek bir durum. ancak kütüphanemde on beş bin kitabım var yerine kitap var denilmesi kitaplardan çok kütüphaneye olan sahipliği ve kütüphanenin mobilya olan kısmıyla ilgili olduğunu gösterir. cümlenin devamıda muhtemelen
'çok sağlam abi benim kütüphanem on beş bin kitabı taşıyabiliyor. gürgenden yapılmış, çok sağlam. ne kitaplar mı? bilmem arada bir resimli olanlara bakıyorum'
şeklindedir.
yine de güzel birşey.
finch finch
kim beş yüz milyar ister* programında vardı böyle bir ibiş. yarışma başlamadan evvel 5 dakika kadar bir sohbet dönmüştü hatta bu konuyla ilgili. babasından kalan en büyük mirasın bu kütüphanesi olduğunu biraz da kasılarak anlatmıştı.

derken yarışma başladı. ilk soru geldi "çayın etkili maddesi nedir?" şeklinde. abimiz hazırcevaplığını kullanarak "kafein" yanıtını verdi. üstelik emindi ve son kararıydı. ekran başında "acaba ben mi yanlış biliyorum?" moduna girdim böylesine zengin kütüphanesi olan abimizin cevabı sonrasında. fakat ilk soruda yattı. yazık da oldu.

kıssadan hisse: önemli olan sahip olmak değil, okumakmış demek ki.

ayrıca;
(bkz: kurbağa prens)
(bkz: bu masaldan ne anladık)
(bkz: her kuşun eti yenmez)
(bkz: ata demirer)
1 /