la double vie de veronique

1 /
sürrealimezelden sürrealimezelden
kieslowksi "i'm so so..." adlı yaşamını ve filmlerini anlattığı belgesel de şöyle diyor; bu filmi yaptıktan sonra italyan bir kadınla tanıştım, ve bana kendisinin benzer birşey yaşadığını söyledi. bu bayan bir sabah büyük bir acıyla uyanmış ve kendisini yasta gibi hissetmiş, daha sonra bir arkadaşı ona bir dergide bir amerikan şarkıcının ona ne kadar benzediğini göstermiş, daha sonra o acılı günde onun öldüğünü öğrenmiş bu bayan."
maze maze
etkileyici bi kieslowski filmidir bu. müzikleriyle fazlasıyla başarır bunu zaten. bide belki klasik ama adamın 'gelmeyeceğinden korkuyordum' deyişine veronique'in 'burada olmayacağından korkuyordum' diye cevap vermesi duygularını çok güzel anlatmıştır.. çok sevdim o sahneyi.
albus dıngledore albus dıngledore
filmin avrupa ortak yapımı olması yalnızca finansal yönünü değil, biçimsel ve tematik işlenişini de etkilemiştir. ayrıyeten polonyalı veronika ve fransız veronique'i irene jacob canlandırmış ve cannes film festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü kapmıştır.
bilebilebiikikere bilebilebiikikere
müzikleri, görüntüsü(ışık kamera teknik ben bilmem), karakterleri ve her biri uzun uzun bakılası, içinde kaybolunası bir fotoğrafı andıran sahneleriyle tarifsiz bir film.


die for morrison die for morrison
sarsıcı bir filmdir. sarsıcılığı nedendir bilmiyorum. ışık mı, oyunculuk mu, müzik mi, hikaye mi... bildiğim sanki veronique'in dramına tanık olduğum çok yakın bir arkadaşım olduğu. bir de müzik. o müzik yok mu o müzik. beni bu güzel müzikler mahvetti.
dream is destiny dream is destiny
hani bazı filmler vardır.izledikten sonra da arada aklınıza gelir.ne güzeldi lan dersiniz. bu filmde onlardan biridir.kieslowski farkını tam anlamıyla koymuştur bu filmde.konusundan tutun görselliğine kadar ayrı bir film yaratmıştır. müziklerine ise bir şey demiyorum.bu adam bunu hep yapıyor deyip geçiyorum.
benkendimveben benkendimveben
yönetmenin renk üçlemesi öncesi deneme çalışmaları yaptığı film. özellikle kırmızı renge yüklediği değer , anlam bir kaç yıl sonrası için basbayağı büyüük bir işaret. cinselliği öyle yerli yerinde öyle usturuplu kullanıyor ki şaşırıp kalıyorum. sanat filmi tanımını fazlasıyla sırtlanmış olabildiğince az replik olabildiğince fazla müzik.. irene jacop zaten kırmızı da da yer alacak bu filmden sonra. o ne duru güzelliktir allahım.....

ahlak sorgulamaları öylesine karmakarışık ki işin içinden çıkmak için ancak kieslowski olmak gerekiyor zannederim ki.
rafaello rafaello
kieslowski'nin renk üçlemesinin nüvesini oluşturan film. burada da usta yönetmen kısık bir yeşil ve turuncunun çarpışması üzerinden ilerliyor.

veronique'in sabah vakti yüzüne vuran ve sırasıyla tüm vücudunu aydınlatan turuncu ışık, filmin farklı yerlerinde neredeyse ölgün tonlarda çekilen sahnelerin arasına sızıyordu. kimi zaman koyu, zifiri yeşil mekanlardan farklı planlara geçerken turuncu pasajlar oluşturmaktaydı usta yönetmen... bu filmi özellikle sonraları kırmızı'da karşılaşacağımız kimi olgularla da ilişkilendirmek mümkün... yine irene jacob ile çektiği kırmızı'da da yaşamın tesadüfler oyununu kullanmıştı kieslowski. veronique'in yaşamını veronica ile bağlayan en önemli unsur da bir polonya gezisi sırasında krakow'da veronique'in objektifine takılan veronica'dır. üstelik veronica otobüste gençlerin polisle çatışmalarını çekerken veronique'i fark ettiği halde, veronique orada ortalık yerdeki benzerini fotoğraflarken bile onun farkında değildir. çok sonra kuklacı hatırlatır kendine tıpa tıp benzeyen kadının varlığını... veronica'nın talihsiz ölümü sonrası sebepsizce bir yas içinde hisseden veronique adeta telepatik olarak bu tıpa tıp benzerini hisseder durur. sanki hepimiz hiçbir zaman rastladığımız bir benzerimizin izdüşümü gibiyizdir. anlamsızca hüzünlendiğimizde, sebepsiz yere bir iç sıkıntısı yaşadığımızda hiç tanımadığımız diğerimizi yaşarız.

fransa ve polonya'da birbirinden habersiz yaşayan bir ikiz kadar benzeşen iki genç kadının şaşırtıcı benzerlikler taşıyan hikayelerine odaklanırken, birinin kaderini diğerinin akıbeti üzerinden nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. garip bir seziyle birdenbire şarkı söylemekten vazgeçen veronique, bir ayakkabı bağcığı ve cisimleri ters olarak gösteren küçük bir küre, kalp rahatsızlığı vb. nesne ve olgular üzerinden birbirlerine bağlanmaktadır. kuşkusuz en çarpıcı sahnelerden biri kuklacının veronique'i temsil eden iki kukla yapmasıyla ilgilidir. burada neden kendisinin kuklasını iki tane yaptığını soran veronique'e kuklacının verdiği cevap ilginçtir. "çünkü sürekli gösterilerimde kullandığımdan kuklalar yıpranıyorlar". kuklacı sanki bir tanrı gibi yedekli olarak yarattığı insanları benzer rollerde oynatan bir güçtür. ya da tanrı bir kuklacıdır, insanlar da kukla... kader ve bilinemezlik üzerine ilginç metaforlarla dolu bir film.


burada jean baudrillard'ın bir sözü geliyor aklıma: "hepimiz bilinemezciyiz... az ya da çok... gerçekte hiçbir inancımız yok... ama hala ona sahip olmayı öğretiyoruz...
red dragon red dragon
1991 tarihli fransa-polonya ortak yapımı kieslowski filmi. sadece kieslowski demek yetmez, bu ekibin elinden ne çıkmışsa başyapıt niteliği taşıyor.

krzysztof piesiewicz in ismini anmamak haksızlık olur diye düşünüyorum. müziklerin olağanüstülüğü açısından zbigniew preisner in etkisi de kuşku götürmez.

özenilerek yaratılan bir eser olduğu öyle ortada ki, renklerin kullanımı, oyuncular, ayrıntıların içinde keşfedilebilecek sayısız güzellik.

sadece bu film değil, bu ekibin elinden ne çikmışsa hepsi defalarca izlenmeye değer.


`http://www.youtube.com/watch?v=TEVlDb43v-4`
cattivo cattivo
filmde son zamanlarını yaşamakta olan sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği'nin dağılmasına yol açan, soğuk savaşı bitiren ve 1989 devrimleri olarak geçen, özellikle orta avrupa ve doğu avrupa'daki kominist rejimlerin iktidardan düşürülüşü sırasında polonya ayağında çekilen eylem görüntüleri de yer almaktadır. öyle ki veronique bir anda kendini bu eylemlerin ortasında bulacaktır.
1 /