la haine

1 /
kornish kornish
türkçeye protesto diye çevrilmiş olan film. kazaadaki divx lerinin ortalarında bir takılma sorunu vardır ve bu yüzden izleme isteği bırakmamaktadır.

gelmiş geçmiş en güzel girişe sahip filmdir.
giriş:
bu 50 katli bir binadan duşen bir adamın hikayesi, adam duşerken kendini avutmak için sürekli şu sözleri tekrarlar: 'buraya kadar her şey iyi gitti, buraya kadar her şey iyi gitti, buraya kadar her şey iyi gitti'
sonra bir ses :
onemli olan düşüş değil, iniştir. (bu an bir çakılma sesi çıkar)

ve asıl tüyleri diken diken eden şey bütün bu hikaye anlatılırken arka planda dünyamızın uzaydan görüntüsü vardır ve düşen adamın hikayesi anlatılırken, bir molotof kokteyli dünyamızın üzerine düşmektedir. yere iniş anından sonra ise ortalık alev içinde kalır.

jusque ici tout va bien...
l'important c'est pas la chute, c'est l'atterissage
nikolaycrels nikolaycrels
mathieu kassovitz adlı şahsiyetin yönetmiş olduğu,vincent cassel,hubert kounde,said taghmaoui adlı oyuncuların rol aldığı,dicey sahnesinden önceki kamera açısıyla beni büyüleyen ve arşivime katmak için üç ay kadar arayıp sonunda onbir milyon para vererek aldığım,en pahalı,en sevdiğim arşiv filmim.
itulujune8 itulujune8
kornishle ilk denememde sonuna kadar izlemeyi başaramadığımız ama bunu hell isnt good ile iki gün önce başardığımız ve çekimlerine hayran kaldığım; anlatımı gerçekten çok kuvvetli olan film. özellikle vincent cassel'in aynada kendisine bakarken "are you talking to me?" repliğini attığı sahnenin çekimi insanı yiyip bitirmektedir.
vikartindur vikartindur
***spoiler***

ön plan ile orta planda farklı hareketleri sunan birkaç kaliteli sahnesi vardır. ayrıca vincent cassel'in nasıl bir oyuncu olduğunu görmek isteyenler, filmi alıp cassel'in başlarda evinin banyosundaki klasik "you talkin' to me"* diyaloğunu yaptığı ve elindeki hayali silahı ateşlediği anlardaki mimiklerini izleyebilir.

***spoiler***
hplovecraft hplovecraft
hocamın önerisiyle okulun arşivinden alıp az önce izleyip bitirdiğim film. gerçekten çok etkileyici olmuş. filmin giriş ve bitiş sahneleri inanılmaz iyi. aslında insanın üzerinde ağır bir etki bırakıyor ama o etkiyi kelimelere dökemiyorsunuz. yönetmenin bu filmi yirmi beş yaşında çekmesi ise aynı yaşta olan beni moral bozukluğuna itmekle beraber bir yandan da ateşliyor. ve tabi ki ayrı bir başlık konusu var ki o da vincent cassel
pedesa pedesa
haksızlık hissinin beraberinde getirdiği paranoya, bir fransız banliyösü, kanı kaynayan bünyeler, itaatsizlik, adaletsizliğe verilen bir cevap olarak nefret. fransa'da, azınlıklara olan değer verilmezliğin doğal sonucu. faşizm ve kapitalizm'in el ele vermesi.
1995 yapımı olan film, kült ve bir çok filme de esin kaynağı olmuştur. içinde barındırdığı sistem karşıtlığının sosyo-ekonomik tarafının dışında tamamen kişisel boyutunu da gösteriyor. tabii ki gerek fransa gerekse diğer ülkelerde ki dışlanmış ve sistem mağduru kitleleri kimse inkar edemez. ama bunu kılıf olarak kullanan asi bünyeleri de görmezden gelemeyiz. belki de bu yüzden fransa başbakanı bütün meclis üyelerini bu filmi izlemeye teşvik etti.
işlediği konunun dışında çekim teknikleri, anlatımı ve trajik sonu da dikkat çekici.
elpinoras elpinoras
sistemin körlüğüne çekiç sokan bir filmin sol kroşesidir.

iki kurşundur bu filmin anlattığı yalnızca; gerisi klasik izleyiciyi koltuğunda tutmak, hatta daha da ileriye gideyim, "sağcılar zaten hoşlanmaz, bari solcuları da koltuklarından etmiyeyim de izlensin" mentalitesiyle dramatik çatı eklenen, kırılma anları sokulan, dönüş ve tanınma * evreleri içeren filmdir.


spoiler - ama okunmalı

yönetmen; dünya sizindir afişli yazısını zaten karaktere gönderimliyor, dolayısıyla seyirciye de hissettiyor fakat; metrodaki oyuncuya karşı tavır kazanmamız gereken yansıyı yarıda bıraktığına inanıyordu ki; dünya bizimdir şeklinde bir dönüşüm/anarşist yıkımla alımlatmaya çalışmıştı...

ayrıca; filmdeki iki kurşun filmi değil, sistemin çarklarını deşifre etmektedir.

bir çılgın; iki mermi alır rus ruletine başlar, sizin de silahınız vardır fakat kullanmayı bile bilmezsiniz. sistem sizi kullandırmaya teşvik eder bomboş olan silahınızı. bile bile tetik şıngırdatmaya yönlendirir zaten boş olan silahınıza. anlayamazsınız içinizin/içinin boş olduğunu. zaten de o tetiği çekemeyeceksinizdir. öyle güdümlemiştir sistem sizi bu çarmıhın darağacına. mıh gibi sokmuştur böğrünüze çivileri. ateşleyemezsiniz türlü kışkırtmalarla.
ne zaman ki anladınız size rus ruleti oynayan silahın sizde de boş olduğunu, o zaman sistemin de kendinizin de boş olduğunu görürsünüz. cesaretsizsinizdir.

spoiler - ama okunmalı

cesaretsiz oluşunuzu göt(z)ünüze sokan sistem aslolan cesaretsizliğin merkezidir. elinizden ne gelir? filmdeki kare gibi, parmağınızı silah şekline getirir ve ateş edersiniz. bir üniforma uçar. sadece. o kadar.
nuri nuri
filmden 1 buçuk saat hiç etkilenilmese bile son 3 dakikada etkilenmemek elde değil sırf sonunu görmek için bile kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden biri
bacanga bacanga
banliyo gençliğine yapılanlardan dolayı isyan etmelerini savunan, onların yaptıklarından dolayı da isyan etmelerini savunmayan bir film.. bir ideoloji yok bu filmde. ama anlatılanlar gerçek şeyler. filmde sürekli ""polislerin aralarında iyi olanlar da var" cümlesi vurgulandı. aynı şey bu filmdeki göçmen gençler için de söylenebilir, aralarında iyi olanlar da var, kötü olanlar da..

film insana bir şeyler katıcı cinsten. mathiu kassovitz ismine daha bir dikkat kesileceğiz bakalım bundan sonra..

"önemli olan nasıl düştüğün değil, yere çarptığın andır"..
albion albion
aslında ne banliyö yaşamına ne de fransa'nın sosyo ekonomik bilmemnesine ışık tutuyor.

verdiği mesaj çok basit, "devletin verdiği hizmetler bir bölgeye bir insana nasıl olursa, o çevre kendini ona göre şekillendirir."

sırf zenci, arap, yahudi vs. diye polis tarafından hor görülürseniz, "aman devlet canım polis" demez, molotof kokteyli hazırlarsınız. bu davranışlardan kaçmak için gerekirse illegal olursunuz, göç edersiniz. filmdeki zenci karakter "buradan kurtulmalıyım" diyor ara ara. ne eğitimi var, ne de bir meziyeti. amatör bir boksör ve uyuşturucu satıcısı. ama kaçmalı. çünkü ikinci sınıfta yaşamak istemiyor. kim ister ki?

polislik meselesi ise bambaşka. iyi polisler dünyanın her tarafında var. hatta şöyle anlatayım, bizim eski alt komşumuz emekli polisti. babamla yaptığı muhabbeti hatırlıyorum da, demişti ki, "eğer çocuklarım okumasaydı, allah bin belamı versin polislik yapmazdım, ben hayatımda o kadar çirkin şeyler gördüm ki, insanlığımdan soğudum."

işkenceler, rüşvetler. filmde arayı bulmaya çalışan ve gençleri doğru yola oturtmaya çalışan polisi de göz ardı edemeyiz, sırf banliyöde yaşıyor diye gençleri döven polisleri de.
adamınbiri12345 adamınbiri12345
fransa'nın banliyö yaşamını harika bir biçimde anlatan film. filmin yönetmenliğini the crimson rivers ve babylon a d filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan mathieu kassovitz yapıyor. filmdeki garip ayrıntılardan biri de başrol oyuncuları filmde de kendi adlarıyla oynuyor olmaları. film aslında imdb top 250 listesinde yüksek yerleri hak etsede değerinin fazla anlaşılmadığını düşünüyorum.
albus dıngledore albus dıngledore
filmin sonuna doğru said, vinz'e güzel bir hikaye anlatır, rahibenin hikayesini.

"sarhoşun teki bardan çıkar, siyahlar giyinmiş rahibenin yanına kadar gelir. ağzına bir yumruk atar, kadın yere düşer sonra onu yerde yumruklamaya devam eder. beş dakika sonra durur, kadına bakıp şöyle der:

-seni batman'den daha güçlü sanıyordum!

adam rahibeyi batman sanıyormuş."
1 /