les jeux sont faits

spyder spyder
kumar masası lafıdır, "herkes oynadı, oyun kapandı" anlamını verir.
cümle genelde şöyledir: "les jeux sont faits messieurs, rien ne va plus!"
ferris bueller s day off'tan günlük dildeki anlamını açıklayan bir quotela tamamlayalım.
ed rooney: les jeux sont faits. translation: the game is up. your ass is mine.
kurufasulyepilav kurufasulyepilav
jean-paul sartre tarafından yazılan bir senaryo-roman. ölüm sonrası tanışan ve birbirlerine aşık olan iki ayrı sınıftan bir çifte, 24 saat süreyle uyum içerisinde, sevgilerini her şeyden üstün tutarak sevişmeleri koşuluyla, dünyaya dönme izni verilir. başaramalarsa ölüler dünyasına geri döneceklerdir...
de te fabula narratur de te fabula narratur
jean paul sartre yazdığı en orjinal novellalarından biridir.

ülkemizde varlık yayınları'ndan çıkmıştır. sartre'ın tüm eserleri içinde en yalın üslüp ile yazdığı yapıttır.

özellikle varoluşculuğa giriş yapma hevesinde olanlara şiddetle tavsiye edilebilecek kitaptır.

kitabın konusu; kitabın iki baş karakteri öldükten sonra birbirleriyle karşılaşıp birbirine aşık olan iki insanın 24 saat ayrılmadan beraber kalmayı başardıkları taktirde yaşam hakkını tekrar kazanabilecekleri öğrendikten sonra bunun için mücade göstermeleri üzerine kurulmuştur.

sartre, insanı şoke edecek düzeyde başarılı bir kurgu geliştirmiş olduğunu da söylemek lazım.

özellikle ülkenin yöneticisinin yanında 30 kadar onun ölümünü bekleyen ruhla beraber anlattığı sayfalar insanın aklına ahmet altan'ın kılıç yarası gibi ve isyan günleri aşk adlı kitaplarındaki hikayeyi getiriyor.

kitabın alt-metni olarak verilen "umutsuzluk ve umut arasıdaki salınım ve hepsini tek tek ve toplu olarak reddediş" düşüncesinin en başarılı, kısa ve net özelliklerinden biridir, sonuç itibariyle.
nighttimebird nighttimebird
sartre'ın film izliyormuş havası veren, basit ve akıcı kitabı. çıkış noktası da çok güzel ve ilgi çekici kanımca:

"madde 140: şayet birbiri için yaratılmış olan bir çift, idareye ait bir hata yüzünden, sağlıklarında karşılaşmamışlarsa, haksız yere mahrum edildikleri aşkı gerçekleştirmek ve müşterek hayatlarını yaşamak üzere, yeryüzüne dönmek isteğinde bulunabilirler ve bazı koşullar altında buna izin alabilirler."

*kitap hakkında bilgi içerir*

her şey bir yana öncelikle hayatını bir amaca adamayı eleştiren bir kitaptır bence. pierre "yüce bir amaç" uğruna eve'i bırakır ve ölür, sonuçta eve de pierre de yine ölmüştür. ne kazanmışlardır? ne kaybetmişlerdir? şu çok meşhur "greater good" için kendini feda etme olayı gerçekleşmiştir belki -son derece başarısız olması ayrı bir konu- ve vicdan rahattır ama hiçbir şey kazanamamışlardır aslında, ölüm ve belki biraz huzur dışında, ve dönüp baktıklarında geride kalan hayata ikisi de omuz silkmektedir aslında.
biraz da gündelik sıkıntıların insan ilişkilerinin önüne nasıl geçtiğini anlatır. diyorlar "al senin hayatının aşkı bu. birlikte çok mutlu olabilirsiniz çünkü birbiriniz için yaratıldınız. gidin hayırlara vesile olsun." daha ne istenebilir ki? fakat ikisi de çevrelerine müdahale etmeye çalışmaktan yaşayamıyorlar yine kendilerine biçilen hayatı. istiyorlar ayrılsınlar her şeyi arkalarında bıraksınlar fakat bu gerçeğe geçemiyor.
o yüzden de çok gerçek bu kitap. hiç kimse "kim ne der?" diye düşünmeden kaygısızca yaşayamıyor ki ne gündelik hayatını ne aşkını. sürekli bir topluluğun parçası olma çabası, aileye arkadaşlara yaranma gayreti derken birbiri ardına seçimler belki de kaçırılan bir dolu fırsat.
birbiriyle yaşayamaya "mahkum" iki insanın ayrı gayrı düşmesi.
okurken başta "keşke bu şans bize de verilse" diyor insan ama aslında şansın, seçme hakkının, henüz yaşarken elinde olduğunu ve "iş işten geçtikten" sonra o şansa sahip olsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini çünkü o seçimi yapmasına neden olan koşulların kölesi haline geldiğini ve tekrar şansı olsa da kölesi olmaya devam edeceğini sonra fark ediyor.
böyle bir şey bu kitap.

*kitap hakkında bilgi içerir*