london boulevard

karda iz süren karda iz süren
bu filmi beğenmeyenler aslında haklıdır.fakat ben beğendiğimi söyleyebilirim.özellikle colin firth'ün oyunculuğunu beğenen biri olarak, gerçekten çok özel kareler var bu filmde. senaryoda bir bütünlük olmadığı fikri oluşuyor insanda. fakat bu hem hikayenin anlatılış şeklinden, hemde biraz yönetmenin şımarıklığından kaynaklanıyor.body of lies,remake film the departed ve hayatımda çok özel bir yere koyduğum cennetin krallığı gibi muhteşem tarafsız bir senaryoyu yazan william monahan, ilk yönetmenlik denemesinde deneme bir kurgu seçmiş diyebiliriz. fazla repliğe yer vermeyincede bağlantısız olaylar dizesi gibi geliyor. fakat beni etkileyen oyunculuklar, anlatış itibariyle etkilendiğim ve sonuyla insanı bir çok sorgulamaya sevk eden farklı bir film londra bulvarı. beğenen azınlık kısmındayım. eğer çok film izleyen biriyseniz, göz atmanızı öneririm.
fevkalfikir fevkalfikir
vakit kaybı olan film.film kendi içinde çok kopuk.sanki fotoğraf slaytı izler gibi bir his veriyor insana.ve anlamsız bir sonla bitiyor.ben hiç beğenmedim.
iki nokta üst üste iki nokta üst üste
konuları kopuk kopuk vermesiyle, seyirciye "bağlantıları sen bul amına koyim, her şeyi de biz mi verek" demesiyle kendini bana çok sevdiren film. kolin ferıl'ı hiç sevmem. oyunculuğundan da mimiklerinden de nefret ederim ama herifi nedense bu filmde çok sevdim (filmin başından sonuna gözüme batan ense kılları hariç). oynadığı karakteri la confidential filminde russel crowe'un canlandırdığı bud karakterine çok benzettim. senaryonun da kötü olduğunu düşünmüyorum. senaryonun kopuk olduğu izlenimi oluşabilir ama ben kopuk olduğunu düşünmüyorum. çünkü;

spoiler

+ öncelikle zaten olay adamın geçmişiyle ilgili değil, başına geleceklerle ilgili. adamın geçmişine ya bir ya da iki yerde değiniliyor. olay örgüsü herifin hapisten çıkmasından, verilen işi kabul etmemesinden, evsiz arkadaşını öldürenleri aramasından, işini kabul etmediği herifle davalı olmasından ve işini kabul ettiği kadına aşık olmasından oluşuyor. tamam, filmin sonunu ben de kaldıramadım. ama eğer herif evden çıkıp elini kolunu sallaya sallaya los angeles'a gitseydi de bu son benim içime sinmeyecekti. bence film gayet bütün ve kararlı bir şekilde başladı, bitti. belli ki yöneten herif de kendine güveniyor ve böyle bir tarza imza atmış. yukarıda değinildiği gibi tarz bir film çıkmış ortaya.
+ ayrıca müziklerine diyecek yok. baştan sona harika...
+ keş olan herife de hasta oldum bu arada.

spoiler
noyan noyan
yine oyunculuk harikası bir ingiliz filmi. filmdeki gerçekçilik ve inandırıcılık beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. o kadar güzel oynamışlar ki insan kendini bir kaptırdımı adeta gerçek bir hikayenin içindeymiş gibi hissediyor. zaten filmin olayı bu. normal, baştan geçen olaylar hikayeler falan anlatılıyor sıradan günler geçiriliyor, ufak tefek atraksiyonlar oluyor ve hayat devam ediyor. filmin amacı zaten bunu en gerçekçi şekilde anlatmak, herhangi bir abartı katmamak. ve bunu gayet başarılı bir şekilde yaptığı, amacına ulaştığı kesin. ayrıca filmi beğenmeyenlerin, anlamadıklarını ve güzelim filme yazık ettiklerini düşünüyorum.
triadin triadin
ben de dahil olmak üzere beğenmeyenlerin çoğunlukta olduğu, insana sanat "sanat için mi yoksa sanat toplum için mi?" diye sorduran film.
phoebus phoebus
colin farrell & keira knightley ikilisine rağmen sönük kalmış film.
colin farrell'ın o cool tavırları, oyunculuğu biraz toparlamış ama hem senaryonun bayıcılığı hem de keira'nın bana göre düşük performansı filmi sönükleştirmiş.
daha iyisi olabilirdi.
hedysleon hedysleon
colin farrel'in emrah kaşlarından başka mimik kullanmadığı film. orjinal dilinde izleyenler için alt yazıya çok ihtiyaç yok her cümlenin 3~4 kelimesi fuck, zaten öyle çok derin konuşmaların döneceği bir konusu da yok. hatta altyazısız izleyin cidden size listening practice olur. filmde en çok beğendiğim husus da zaten billur ingiliz aksanları. sonunda da dumur oluyorsunuz unutmadan. siz izleyin en iyisi.