lost

226 /
dertler deryasındaki kayık dertler deryasındaki kayık
jack'in sawyer'e kate'nin yanında iken hasta olduğunu öğrendiği sawyer'ı rezil etmek için sorular sorar. hastalığı öğrenmek için.
ve can alıcı soruyu jack sorar:"sawyer hiç travestiler ile ilişkiye girdin mi" der. o da mahcup bir şekilde evet der.
adım zebercet adım zebercet
jin'e büyük saygı duyduğum dizi. adama helal olsun, senelerce öğretemediğimiz/öğrenemediğimiz ingilizce'yi, üç ay gibi bir sürede, adada öğrenmiştir. başlarda "anlıyorum ama konuşamıyorum." dese de bu alicenaplığını hoş görmek lazım. eğitimci olarak tebrik ederim, tekrardan.
f a r g o f a r g o
lost bozdu yeaaa geyiğinin revaçta olduğu dönemlerde izlediğim 6 sezonluk bir şaheser. beynin nöronlarını sonuna kadar kullandırıp teori ürettirir, kuantumdan paralel evrenlerden düşündürür.

dizide hiç unutamadım bir bölüm vardı kaçıncı sezon hatırlamıyorum. desmond'ın kafası geçmişe gidiyordu, zaman yolculuğu yapıyordu. sonra daniel faraday ile görüşüyodu, onu sabit olarak alıyordu. ben o bölüm kadar güzel bir dizi bölümü izlediğimi hatırlamıyorum. sırf o bölüm bile izleme sebebi.

he bir de son bölüme bok atanlar var, onlara diyecek bir sözüm yok. (bkz: bir dizi izleme organı olarak mabad) son bölümü biraz da seyirciye bırakılmış. her yönüyle efsane.
gadalindra gadalindra
zamanında izlemesi güzeldi. 4-5 yıl sonra tekrar izlemiştim, dizi çok güzel tabi ama aynı tadı vermemişti. böyle etrafındakilerle hararetli bir şekilde tartışmak falan lazım. öyle tadı çıkıyormuş.
sakil sakil
benim henüz yabancı dizi izlemediğim yıllarda yayımlanıp bitmiş olan bir dizi. yavaş yavaş yabancı dizi izlemeye başladığımda da final yapmış dizileri de tercih ettim ama lost nedense bu tercihlerim arasında yer almadı. bu arada böyle bahsediyorum ama öyle büyük bir dizi tutkunu sayılmam. başlayıp bitirdiğim 10 (breaking bad, utopia, oz, spartacus, californication, freaks and geeks, 11.22.63, fringe, seinfeld, da vinci's demons), sezon sezon takip ettiğim de 6 (the walking dead, the man in the high castle, black mirror, game of thrones, vikings, sherlock) dizim var. her neyse. esas konumuza dönelim.

erteledim, izleyeceğim dizilerin arasından çıkarsam mı diye düşündüm, şöyle oldu, böyle oldu derken lost'a bu kışın başında başladım. sindire sindire izlemeye devam edip 5. sezona gelmişken araya askerlik girdi. askerliğimin 3 ayını tamamlayıp izne geldim ve izinde buradan itibaren devam ettim. uykum gelmezse az sonra final bölümünü izleyip lost defterini kapatacağım. ama final için hevesleniyor muyum? maalesef hayır.

yok arkadaş. tam anlamıyla ısınamadım bir türlü. bazen keyifli, bazen çok sıkıcıydı ama genel anlamda ilk 5 listeme kesinlikle giremeyecek bir diziydi benim için. hani bu diziyi izlerken sürekli bundan bir önceki dizim olan californication'un o eğlencesini aradım mesela. game of thrones gibi bir sonraki bölümünü merak ettiren, breaking bad gibi insanı içine çeken bir dizi olmasını bekledim ama olmadı. o dönemin şartlarına göre efsaneleşmiş bir dizi olabilir ama bu dönemin şartlarına, diğer dizilere göre değerlendirildiğinde bana her bakımdan vasat bir dizi gibi geliyor. şimdi gelip sen mesajı anlamamışsın falan demeyin lütfen. her şeyi görüyorum ancak fikrim bu yönde. belki diziyi izlediğim dönemde zihnimin fazla dolu olması, diziye verdiğim 3 aylık ara da beni soğutmuştur ama durum bu. lost fanlarından özür diliyorum.
birfincancay birfincancay
gönül özlüyor ya. ne kadar da sonu hüsran olsa da... gönül özlüyor. istiyor. şu diziye hissettiğim şeyi eski sevgililerime hissetmedim. ki mantık aynı. sonu hüsran. gönül özlüyor.
7
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
bugünden bakınca dark dizisinin 1.0 versiyonu gibi duran güzel dizi. tabi bilim kurgu temelli dizilerdeki sonunu bağlayamama sorunu olsa da damakta tat bırakan dizilerdendi. sonu bana hep cem yılmaz'ın let the sunshine in yorumunu hatırlatıyor.
anosias anosias
izledigim ve sevdigim tum dizilerde ya sonu lost gibi olursa kaygisi yasamama neden olan, dizi izleme tarzimi degistiren dizi. hatirliyorum da isyerinde arkadaslarla teoriler yazar, forumlardan kacirdigimiz gizli sahne mesajlarini kovalar, acaba o ormandaki fisilti sesleri ne, desmond burada ne yapiyor, jacob kim, dharmanin amaci ne gibi sorularla bizi yillarca oyaladilar sonucta bu sorularin coguna hicbir yanit vermeden, ozellikle turk seyircisinin buyuk kismini hayal kirikligina ugratarak bitti. forumlardan okudugum hadariyla yabanci seyirciler bizim kadar begenmemizlik etmedi sonunu. bunu kaynaklarindan birinin bizim hristiyan kulturune ve tarihine uzak olmamiz oldugunu dusunuyorum. evet yine olsa izlerim ama game of thrones ya da dark izlerken heyecanlanmamaya calisiyordum ki acaba sonu lost gibi olur mu diye
yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
abi sen gidip juliet ile sawyer'ı sevgili yaparsan zaten o dizi biter.

yani bir lost hayranı olarak orada bırakayım dedim.
kate ve jack'ın zoraki birlikteliği, zoraki ayrılığı.. 4. sezondan sonra her şey zoraki oldu zaten.. paralel evren hikayesine bağlamaksa amacınız çok zor değildi bunu yapmak.

dahası dharma, hanso foundation gibi asıl ilgi çekici konulara girmemek tam bir mallıktı. horace'ı görüp "aaa dharma bu muymuş? " diye kendimize sormadık.

tam bir rezillikti...
ama yinede özlüyorum. pınar batum'un altyazı ile gençliğimin dizisi...
226 /