magnolia

1 /
8844455 8844455
türünün diğer örneklerinden farklı olarak yüksek bir tempoda ilerleyen, karakterlerini izleyiciye sevdirmek gibi bir derdi olmayan, içinizi burkan ama ağlatmayan, orjinal drama filmi...
jellicle jellicle
senaryosunun yanında, film müziklerinin de mükemmel olduğu film. parçalar aimee mann tarafından seslendirilmiştir. filme "one is the lonliest"la girer, "save me" ile çıkarsınız. one is the lonliest gibi bir parçayı söylerken ki kayıtsızlıkla karışık dinginlik duygusu rahatsız eder sizi önce. yıkılmış bir durumda olması gerekirken, bu kibirin nereden kaynaklandığını anlayamasınız çünkü. save me'yi dinlerken ise, farklı bir duygu yaşarsınız. her şeyin yoluna gireceğini düşündüğünüz andaki kayıtsızlığa kızarsınız bu sefer de. bellidir çünkü bir şeylerin düzelmesi için çaba harcamayacağı. ama akıllanıncaya kadar hiçbir şeyin düzelmeyeceğini de söylemiştir zaten size.
8844455 8844455
"hayatta herşey olabilir, veya olan herşey de bu dünyanın ve hayatın gerçekleridir. ne kadar imkansız, ne kadar doğaüstü görünüyorsa görünsün herşeyin her an olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır ve hazırlıklı olunmalıdır. önemli olan hayatınızda birşeyleri değiştirmek için bu sürprizleri beklememektir, bir an önce bunun için gerekli adım atılmalıdır, çünkü sürprizler yapmak evrenin ve hayatın doğasında vardır..." mesajları veren film...
miss piggy miss piggy
bir şehirde yaşayan 9 ayrı insanın farklı hayatlarını yağmurlu bir günde kesiştiren yapıttrı.
baş rollerini tom cruise, julianna moore gibi sanatçılar oynar.
filmin sonundaki gökten kurbağa yağması sahnesi çok ilginçtir.
vishnu vishnu
izlenesi bir film. tom cruise hayranlarını tatmin etmekle kalmayan film harika bir dram. özellikle de hasta yaşlı bi amca var(izlemeyenler için kim söylemeyeyim hadi), bu amcanın karısının avukatla konuşma sahnesi var, hakikaten etkileyici.
julien julien
insanlara tesadüflerin nasıl hayatımızda ilginç şekillerde yer alabileceğini ilginç ve gereksiz şekilde anlatmayla başlayan buna rağmen güzel bir şarkıyla, "ya galiba güzel bir üç saat geçireceğim" dedirten film sonradan kafada soru işaretleri ve hayal kırıklıklarına bırakıyor kendini.

acaba bir şeyler mi kaçırıyorum bir film bu kadar basit olamaz diyor insan bir müddet sonra gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine konu olabilecek veya kadın programlarına konu olabilecek hayatları birbirine bağlamaya çalışıyor zar zor. hep bir yerde bir bomba patlayacak vay be diyeceğim diye bekliyorsunuz 3 saat boyunca,ne gökten kurbağa yağması ne de başka bir kurgu oyunu veya replik patlatmaya yetmiyor bombayı ve bomba başka bir tarafınızda patlıyor.

düşündürüyor insanı sonra hayat bu kadar basit işte dedirtiyor sonrasında. tesadüflerle tanışan insanlar basit hayatlar yaşıyor. hayat basit ve uzun sıradan ve sıkıcı diyorsunuz tıpkı bu film gibi. babalar ve oğullar var. kiminde oğul suçlu kiminde baba. babalar ve kızlar da var her ne kadar ne yaşadıklarını bilmeselerde nefret eden birbirlerinden..
(babanın kendini öldürememesini babanın suçsuz olduğuna bağladım nedense)

sevgim çok ama verecek kimsem yok sözü ve küçük bir gülümseme ile bitiyor film. herşeyi özetleyen küçük bir gülümseme ile. belki de filmdeki tek gerçek ve içten olan gülümseme.

film güzel miyde kötü müydü sorusuna yanıt olmayan bir yorumdu farkındayım ama öylesine bir filmdi işte tıpkı sizin veya benim yaşayabileceğimiz hayatları anlatan. belki öylesine yaşadığımız için öylesine film çıkmıştı ortaya suçlu olan film değil hayatlarımızdı.

daha güzel filmler var tabiki dünyada bizi daha çok üzen veya sevindiren veya eğlendiren, tıpkı dünyada imrendiğimiz veya allah korusun dediğimiz hayat çizgisine sahip insanlar olduğu gibi.
zongulca zongulca
hakkında "entellerin bir bok anlamadığı filmleri kült statüsünde değerlendirmesi hastalığının nadide bir örneği" yorumlarının yapıldığı "ya sev ya nefret et" akımının hollywood endüstrisine etkisiyle p. t. anderson tarafından kotarılmış film.
the snow goose the snow goose
müzikleri,oyunculuğu,kurgusu ve en önemlisi de senaryosuyla izleyeni ekrana bağlayan,3 saatlik olmasına rağmen defalarca kendini izlettirebilen bir filmdir.özellikle filmin girişindeki 5 dakikalık kısım düşündürücüdür.filmin sonunda ise insan nasıl hissettiğini anlayamıyor.huzur ve huzursuzluk arasında gidip geliyor.quizz kid donnie smith'in bar sahnelerinde arka fonda supertramp çalması ise ayrı bir güzellik

(bkz: goodbye stranger )
(bkz: breakfast in america )
ayrıca tom cruise'un interview with the vampire ile birlikte en iyi oyunculuğunu barındırdığını düşündüğüm filmdir
1 /