marriage story

diren bonibon diren bonibon
bu sene izlediğim en kaliteli işlerden biri. sinema sektörünün aşırı bozduğu dramın unutulduğu kaliteli dram yapılmadığı yapılsa da tutmadığı yıllardan geçiyoruz. özellikle ilişki dramı. hele de boşanma sürecini anlatan. lakin bu film bu alana en tepeden giriş yapıyor resmen. aşırı kaliteli. diyologlar, sahneler senaryo ve özellikle oyunculuklar. hele oyunculuklar.

spoiler

film karakterlerin birbirinin hangi özelliklerini anlattıkları sahne ile başlıyor. o sahnede diyorsunuz bunlar birbirini seviyor. son koca bir kavganın içine düşüyoruz. inanılmaz objektif bir film. taraf tutamıyorsunuz kim haklı kim haksız belli değil. ikisi de biraz haklı ikisi de biraz haksız. zaten kim haklı olduğu ilişkilerde önemli değildir.

bir konuşabilseler halledeceklerdi aslında, ama hayat ve ilişkiler böyle bir şey. gururun haklı olduğun fikri konuşmanı etkiliyor. konuşmuyorsun. zaten film sonunda da bunu gördiük. nichole eğer yazdıklarını o gün orada okusa hikaye boşanma ile değil kavuşma ile biterdi.

zaten en sonunda iki aracın aynı yöne gitmesi de tam olarak bu.

insanlar orada hayatlarını etkileyecek şeyler yaşarken avukatların tamamen işe profesyonel olarak bakması. adamı orada gömerken yemek molasında zekasını oyunlarını övmesi ve sonra gömmeye devam etmesi. kjasda avukatlıkta nora gibi olun.

spoiler

daha çok şey yazabilirdim bilmiyorum yazarken yoruldum bi. ben izlerken aşırı keyif aldım. siz de izleyin.
driving einstein driving einstein
marriage story izledim... çok uzatmışlar, bazı yerleri sündürmüşler ama izletti mi? izletti. güzeldi ama mükemmel değildi. adam driver güzel oynamış, scarlett johansson o kadar iyi oynayamamış... filmin yarısında dokunsan ağlayacak pozisyondaydı zaten. baştan vereyim puanı 7/10

adam driver da olağanüstü oynamamış ama tartıştıkları ve herkesin paylaştığı tartışma sahnesi 8 ise film 6-6.5 arası. totalde ortalaması 7. mahkeme kısımlarının gereksiz sahneleri gösterilirken can alıcı boşandıkları duruşma ve mahkeme salonunun gösterilmemesi eksiklikti baya

onun dışında zaten boşanmaların psikolojisini güzel yansıtmışlar. aç, hırslı ve insanlıktan çıkan avukatlar güzel yansıtılmış. boşanma uğruna başkalaşım geçiren çiftler de aynı şekilde. yaşamayana çok farazi kalacak konular bunlar yalnız. havada da bırakmışlar çoğu şeyi...

çocuk çok dahil edilmemiş ama çocuk mahkemeye çıkması gerekiyordu. mantık ve devamlılık hataları çoktu, göze de battı ama zaten hiç aile olmamışlar. 1-2 yerde şaşırdım, özellikle son mektup sahnesi ama filmin gereksiz uzun olduğu gerçeğini değiştirmiyor. iki ayrı insan kafaların uyuşmadığı ama zorladıkları bir evlilikten kansere bağlamadan boşanmışlar ama gerçekte işler o kadar kolay olmuyor tabii ki ve tek çocuk bunlardan hiç etkilenmemiş, odun gibi olmaz gerçekte... geçiştirdikleri çok kısım vardı maalesef. senaryo fena değildi. diyaloglara çok kasmışlar, hikayeyi salmışlar gibi geldi. dış etkenlerin daha çok olmasını beklerdim ama ayrılmaya çalışırkenki sürecin psikolojisini geçirdi. o yüzden başarısız diyemem ama daha çarpıcı olabilirmiş. duygulandırdığı 1-2 yer oldu, gerisinde sadece izletti...

aile draması dozu da eksik kalmış, dramdan çok iki insanın psikolojik analizini izledik gibi bir şey oldu. daha çok drama olabilirdi ajitasyonu azaltıp. yani aileleri anlatan çok daha iyi filmler var, boşanma ve mahkeme süreci dahil anlatan filmler de var aklıma gelmeyen şu an. yine de izlenebilir bence. çok spoilera girmedim hatta hiç girmedim. 1 sahne ve 1 oyuncu üzerinden övülmesi baya antipatikleştirmişti filmi gözümde ama sonuç olarak fena değil. alttan sürekli müzik vermediler en azından. izleyin ama abartılacak bir film değil, sadece iyi film.
sen seni bil ben beni sen seni bil ben beni
eleştirmek için değil, yaşayarak izlediğim film. dolayısıyla oyunculukları, kamera açılarını, hataları boşlukları filan "bir bilene" bırakıp, dalıyorum içine.

o kadar gerçek, ama o kadar gerçek ki. evlilikte tarafların "fedakarlık" olarak yaptığı her şeyin bir gün bir yerlerine batmaya başladığını, aşk tükendikçe her şeyin nasıl da "mantık" çerçevesine oturtulmaya çalışıldığını, denklemin bir yerlerinde hep bir eksik kaldığını, bitmeyen kavgaları.. hoh, çok güzel anlatmışlar. diyaloglar efsane.

buradan sonrası, spoiler

genel olarak "her iki taraf da haklı/haksız" denilse de, ben hiç böyle değerlendiremiyorum. bana göre çok açık, nicole haklı. tüm hayatından vazgeçen, kendi olmaktan çıkan, aslında daha çok seven ve kendini adayan nicole. charlie neyden geçmiş ki? üç beş tek gecelik ilişkiden, karı kızdan, eğlenceden? vah vah, kıyamam. kariyerinde ilerlemeye, kendini tatmin etmeye devam etmiş. nicole ise hep onu izlemiş, hep onun istediği oyuncu olmaya çalışmış, hep eleştirilmiş.

nora, yeni idolüm. tam bir avvukat. iki "v" ile olanından.

sadece sonunda, nicole tarafından yazılan mektubun okunduğu sahne ağlattı beni. çünkü o dakika, charlie nin kaybettiği şeyin değerini anladığını ama her şey için çok geç olduğunu fark ettiğini hissettim. filmde böyle bir mesaj var mıydı bilemiyorum, benim eyyorlamam olabilir. ama bence köpek gibi pişmandı. ya da benim, onun pişmanlığını görmeye ihtiyacım vardı.

spoiler

bu filmi beğenenler için bir de tavsiye ekleyip gideyim. yine diyaloglarıyla içine içine çeken;

(bkz: conversations with other women)
16
sherlocky sherlocky
filmi türkçe dublajlı izlemek zorunda kaldık arkadaşlarım nedeniyle. türkçe olunca çok sıkıldım diyaloglarda. filmin konusu güzeldi ama olanları anlamak için yetersizdi.

--spoilerlı şeyler--
filmde aldatma işinden nicole şüpheleniyor. ne olursa olsun çocuğu olan birisi ve özellikle çocuğu ile iletişimi iyi olan bir baba için ayrılma böyle sancılı olmamalıydı. çünkü filmin başında ikimizde aynı şeyi istiyoruz diyorlar. yani yürümediğinin fakrındalar. çocuk için zaten arkadaş kalmalılar. o nedenle avukat kısmında bence gereksiz gaza gelmeler vardı.

filmde alışılmışlıkları çok güzel vermişler. tiyatro ile gelişmeleri anlattığında karşısında hala onu dinleyen bir eş olması gibi.

filmde bence en çok verilen mesaj, kadının sevdiğinin erkek gözünde görünmez olması. çoğu ilişkide olan bişi bu. erkeğin ilgisi azalır ama sorun yoktur hatta aldatır hala sorun yoktur. ama kadın farkında, bir sorun var ve değişmiyor. kadın, bu noktada ayrılıyor işte. haklı haksız yerine filmde ilişkilerin değişimini gösteriyor. ayrıca aynı kocanın yönetmen olup kızla beraber çalışması da problem. hatta bu genel olarak her ilişkide problem yaratır. kolay bişi değildir çünkü.

film, bu kadar altınküre ödülü alır mı bilmiyorum ama hakketmediği kesin. oyunculuklar normaldi. çerezlik izlenebilir bir film.
sickgod sickgod
ikili insan ilişkilerini "aşırı" edebileştiriyoruz. yani iki insanın ayrılığından oscarlık ne çıkabilir diye bakarsak açıkçası bugüne kadar görmediğimiz ya da duymadığımız; çığır açan bir film değil. ancak kesinlikle iyi yazılmış, iyi oyunculuklarla süslenmiş. bu kadar bilindik bir meseleden büyük bir iş çıkarmak da tam bir yönetmen başarısıdır.
yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
izleyebileceğiniz en gerçek filmlerden biri.

konu bilindik, tanışıklığınız olan bir konu ama öyle bir metin var ki ortada... bu metini kağıt parçasının üzerinden alıp, etiyle, kanıyla hayat veren öyle iki iyi oyuncu var ki film, sıradanlıktan çıkıyor konunun basitliğine rağmen.

kavgalar o kadar sağlam ki...
o kadar gerçek ki...

ikisi de birbirini geliştiriyor ama herkesin, özellikle de sanatçının içindeki o ego ortaya çıkıyor. seni ben yarattım süreci başlıyor. annelik sorgulanıyor, babanın sadakati gün yüzüne çıkıyor. her şey bir kenara ortak olmayan istekler ve sonucunda ikisi de birbirini sevse de yürümeyen bir ilişkiye dönüşüyor.

inanılmaz gerçek bir film.
kılavuz karga kılavuz karga
türkçe adıyla evlilik hikâyesi, 2019 yapımı, günümüz evliliklerinin sorunlarına gerçekçi şekilde yaklaşan bir film. başrollerin oyunculuğu ise takdire şayan.

// bu paragrafı kadın düşmanlığa ayırmak istiyorum. nicole ve charlie anlaşıp süreci avukatsız çözüp çocuklarının zarar görmesini ve geleceğinin etkilenmesini istemiyorlardı. fakat nicole kancıklık yapıp kancıklıkta ihtisas yapmış olan avukat nora ile anlaşınca işer charlie için sarpa sarmaya başladı. hatta nicole istemediği halde charlie'nin tüm malvarlığına ve adamın kendi kazandığı paraya bile çökmek istediler. bir süre nicole de bunu istemiş olacak ki çocuğu sevgi bombardımanına tutup kendine iyice bağlamış. adama karşı sürekli mutlu imajları vermeler falan da cabası. bu evlilik denen melanet kurum şeytanın icadı, haksız sermaye edimi ve beleşe emeklilik aracı olmaktan öteye gitmemiş. her koşulda erkeği söğüşlemek üzerine kurulmuş olması yetmiyor gibi kanunlar da adamı donuna kadar soyup, kadına hak etmediği sermayeyi sağlamaya and içmiş. oh, rahatladım. senelik evlilik nefretimi döküp, kadınları da taşladım. uzunca bir süre yeter bu bana. en az 10 sene daha kadın haklarını savunabilrim. //

birbirlerini severek evlenen ve bu yetmezmiş gibi bir de çocuk yapan çiftin ilişkileri, son raddesinde açmaza giriyor. her ikisi de birey olarak var olmuş, kendine ait çizgileri olan, yer yer kibirli ve taviz vermez insanlar. bunca yıl devam etmesi ise bir tarafın alttan almasına, kendinden ödün vermesine bağlıydı. bu kişi de nicole'dü. her ikisi insan da karşı taraftan memnun ama yaşadıkları şey evlilik değildi. daha çok çocuk için bakıcık yapan, anne ve baba rolünü oynayan kişiler olmuşlardı. yıllardır birlikteydiler ortak oaydada buluştukları alan çocukları dışında yok gibiydi. evliliğin dışarıdan gözüken cıvıl cıvıl büyüsü, içirinde karanlık perdelerini indirmişti bile.

bu film, benim gibi evlilik düşmanları için biçilmiş kaftan. iyice psikopata bağlayacağım bu gidişle. sonunda olacağı bu zaten. hiç bulaşmayın. en medeni çiftler bile iş boşanmaya gelince nasıl çirkefleşiyor. birlikteyken de bireysel özelliklerini koruyor ve yeri geldiğinde tavizler verip, birbirinizi farklılıklarınızla tamamlıyorsa tamam. yoksa tünelin ucu hiç de iyi bir yere çıkmıyor. evlilik hikâyesi (marriage story) işte tam da bunu anlatıyor.
nickimdedegil nickimdedegil
bugün durduk yere bir repliğini hatırlamamla aklıma gelen 2019 yapımı film. güzel bir filmdi hatırladığım kadarıyla. bir evliliğin boşanma sürecini anlatan -belki de iki farklı şehri tanımlayan zira her iki şehir kadın ve erkeğin birer simgesi- filmde aslında nefretin ve sevginin ne kadar da kardeş iki duygu olduğu anlatılıyor. bazen zıt kutupların birbirini ittiği, bazı durumlarda bazı şeylerin yetmediği; yetemediğine değiniliyor. etkilendiğim ve hatırımda kalan sahnelerden; charlie'nin bileğini yanlışlıkla kesmesi - ki orası charlie'nin ne kadar kan kaybettiğini gösteren muazzam bir metafordu- ve yine saçlarını kestirmeye gittiği sahne ve yine kendisini sahneye atıp müzikalimsi şekilde şarkı söylediği sahne vs vs.. (görüntü yönetmeninin ellerinden öpmek lazım)

- spoiler -
film, eşlerin boşanma sürecinde terapist eşliğinde birbirlerinde gördükleri özelliklerini sıralamasıyla -fakat dile getirmemeleriyle- başlayıp; daha sonra bununla yüzleşmeleriyle bitiyordu. elbette bunları en başta birbirlerine söyleselerdi her şey daha farklı olabilirdi. hoş, belki de değişmezdi zira tek taraflı fedakarlığı sırtlamaya yetmeyebilirdi o sözcükler. ki yetmedi de ve bence bu, filmin gerçekçiliğini güzel bir şekilde ortaya koyuyor.
- spoiler bitti -

bu arada bahsi geçen diyalog:

- başkasıyla gidip yatman şart mıydı?

- onunla yatmama sinirlenme, onunla birlikte güldüğüme sinirlen!

izleyin.