mercedes argümanı

1 /
recai pengül recai pengül
komünizm gibi ütopik bir düzenin insan doğasına dayanılarak çürütülmesine ben mercedes argümanı adını verdim. ismi "herkes mercedes'e binmek ister ama komünizm gelirse hepimiz lada'ya kalacağız, mercedes'e binmek isteyenler çıngar çıkaracak. o yüzden komünizm olmaz." şeklinde bir mantık zinciriyle komünizmi tartışmada yenen ne yazık ki şu an aramızda olmayan bir yazar arkadaşın anısına böyle kondu.

argüman değişik şekillerde karşımıza çıksa da genelde değişmeyen unsurları şunlar:

1) kısıtlı kaynaklara yapılan vurgu
2) insan doğasına yapılan vurgu
3) eşitliğin vasata denk düştüğü, vasatın ilerlemeyi engelleyeceğine yapılan vurgu.

gelin bu argümana ismini veren örnek üzerinden gidelim:

1) "herkesin mercedes'e binme olanağı asla olmayacak."

bunu kabul ediyoruz. ancak bunu yaparken kaynakların aslında herkese araba sunabilecek kapasitede olduğunu ve günümüzde pek az insanın arabasının olduğu gerçeğinin üstünü örtüyoruz.

2) "ama insanlar yine de mercedes'e hatta ferrari'ye binmek isteyecekler."

işte en çok kızdığım unsur bu. ulan insan dediğin işeyip sıçıyor ve aynı zamanda çatır çatır sevişiyor da ama bunları sokak ortasında yapmıyoruz, madem doğamızda var neden saklıyoruz bunları? insan doğası üzerine ne biliyorsun da "bu insan doğasına uygundur, bu değildir." diye ahkâm kesiyorsun? yaşadığın [20-70] yıllık hayat mı seni milyonlarca yıllık hikayesi olan insanlık hakkında uzman yaptı? antropolojiden ne anlarsın? bu fikirlerini paylaşmak için kullandığın internet mi insan doğasına uygun? aya insan göndermek için inşa ettiğimiz roketler, senin ayağını yerden kesen mercedes mi insan doğasına uygun? hadi hepsi öyle diyelim, "ben doğama karşı çıkmak istiyorum, aklımın bana doğru olduğunu söylediği şeyi yapacağım." diyen insana "hayır, düşüncelerindeki hata budur." demek yerine "senin aklın insan doğasına aykırı." demek mi tartışmaktır senin kitabında? hiçbir mercedes argümancısı "hay hay, hadi doğamıza uygun yaşayalım." lafının arkasını getirebilecek oturma organına sahip değildir, bu kadar da sert konuşurum bu konuda.

3) "ilerlemek için rekabet gerekir, çeşitlilik gerekir. komünizmde ise bunlar olmayacak."

en masum bulduğum unsur bu. anarşist komünist olarak yetişmiş bir bireyin rekabetten anlamayacağını düşünme hatasını anlarım. eşitliğin farklılıkları törpüleyeceğini, anarşist komünist bir toplumda (!) atıyorum cern gibi yüksek enerjili parçacık deneyleri yapılabilecek organizasyonun kurulamayacağını iddia edeni anlarım. bu kısım mantıklı bir şekilde tartışabileceğim, karşımdakinin de haklı olabileceğini baştan kabul ettiğim bölüm. ütopyanın ütopya olmasına sebebiyet verebileceğini kabullendiğim kısım. ama bunların olmayacağını kabul etsek dahi (ki burası tamamen sallama bir varsayım, belki olabileceğini iddia edenler de çıkar) komünizmin bir tutarsızlığını yakalamış olmayız. insanların yaşayıp mutlu olması için yüksek enerjili parçacık deneyleri yapmaları şart değildir belki de.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
kapitalizmde işverenlerin, komünizmde ise [sscb çok güzel bir örnektir] bürokratların binmesi ile ikileme giren bir argüman. aslında herkes mercedes'e binebilse zaten mercedes'in benim eski düldülden* farkı kalmayacağı için de marka imajının bozulmasından dolayı en başta mercedes firması bu sorunun çözümünü istemeyecektir.
tembel tembel
çok da anlamsız bir argüman değil aslında. sonuçta iş gelip üretim ilişkilerindeki klasik gelişme/bölüşme ikilemine dayanıyor. şöyle ki; hem teknolojik ve maddi gelişmeyi en hızlı, hem de kaynakların bölüşülmesini en adil -teorik olarak- yapamazsınız. gelişmenin hızlı olması, teknik sıçramalar yapılması için artı ürünün, paranın, bilginin belli bir noktada konsantre olması gerekir. ikinci dünya savaşı adını verdiğimiz altı senelik sürecin teknolojik gelişme anlamında altmış barış senesine tekabül etmesi bundandır. öte yandan, kaynakların belli bir noktada toplanması, ister istemez, toplum genelinde bir gerileme ve yoksullaşmaya dönüşecektir. yani, toplam refah ve teknoloji seviyesinin artması, bu kavramlar halka mal olmadığı için, bunlara erişimi olan belli bir zümre ile diğerlerinin arasını açmaya neden olacaktır. kaynakların adil bölüşümünün ön planda olduğu bir toplulukta ise, desantralizasyon nedeniyle, maddi güç ve insan gücü olarak ilerlemeye dönüşecek bir ölçek ekonomisi yaratmak daha zor olacaktır. gelişme yine var, ama belirgin şekilde yavaştır.

kapitalizm yapısı gereği hızlı gelişmeyi kültleştirir ve fakat adil bölüşmeye önem vermezken, anti tezi olan sosyalizm ise gelişmenin önemini teslim etmekle birlikte adil bölüşmenin ardından ikinci plana alır. yirminci yüzyılda ortaya çıkan sosyal demokrasi ise bu iki unsuru optimal düzeyde bir araya getirme iddiasındadır. (shp'nin meşhur seçim sloganını hatırlayalım: "hızla gelişen hakça bölüşen güçlü türkiye.")

bu bağlamda, komünizm düzeninde herkesin mercedes'e binemeyeceği yanlış bir tespit değil. kısıtlı kaynaklar düşünüldüğünde, mercedes gibi aslında hiçkimsenin ihtiyaç duymadığı bir araç muhtemelen asla yapılamayacaktır. ikilem şu: bir gün mercedes'e binebilme umuduyla adil bölüşüm ilkesinden tavizler vermek mi, yoksa mercedes'e binemeyeceğini baştan kabul ederek daha sade bir yaşam tarzı içinde alternatif tatminler yaratmaya çalışmak mı. bir defa bu kararı vermiş olmak gerekiyor ekonomi-politika konusunda yol almak için.
recai pengül recai pengül
ekonominin kendi başına ilerleme ve gelişme gibi bir misyonu olduğuna inanmıyorum. ekonominin temel bilim kısmını kenara koyup mühendislik tarafına bakarsak "kısıtlı kaynaklar ile topluluğun refahını nasıl arttırırız? gibi bir soruyla uğraştığını görürüz bence.

topluluğun refahı gibi kaypak bir kavramı değişik şekillerde tanımlayabiliyor olmamız birbirinden farklı ekonomik uygulamalara yol açmakta: ortalama refah, refah dağılımındaki adaletsizlik, refahı en düşük bireyin refahı, toplam refah gibi farklı farklı ölçütler birbirinden apayrı ekonomik düzenlere yol açabilir. ama hepsindeki ortak nokta (en azından bana göre olması gereken ortak nokta) refah denen kavramın teknoloji, bilim ve sanayi alanındaki gelişmelere göre tanımlanmak zorunda olmadığı. bunlara dayanıyor olabilir ancak teknoloji ve bilim kendi başına refahı tanımlamaya yetmez.

eğer komünizm veya herhangi başka bir ütopya ile ilgili konuşacaksak yargı bildiren "olmalıdır, etmelidir" cümlelerini iki farklı şekilde kullanmayı bilmeliyiz. birincisi "eğer kullanmakta olduğumuz şu refah ölçütünü optimize edeceksek şöyle olmalıdır." diyen yargı diğeri ise "toplumsal dinamikler gereği görmeyi beklediğimiz ekonomik düzen şu olmalıdır." diyen tespittir. mercedes argümanı ikinci kullanım açısından haklı olabilir; mercedes'e binemeyecek insanların çıngar çıkartacağı kaçınılmaz bir tespittir. ancak bu çıngarın toplumdaki üretim ve paylaşım adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan bir ütopyanın var olma şansını yok ettiği yargısı bence altı boş bir yargıdır. mercedes argümanının esas çuvalladığı nokta burası.

bunu evrimsel süreç ve insan bilinci arasındaki zıtlığa benzetiyorum. evrim ve doğal süreç diyip kendimizi sosyal darvinizmin kucağına oturtabiliriz ya da kendi inşa ettiğimiz insancıl ilkelere dayanarak doğamıza ters uygulamalara girişebiliriz (insancıl ilkenin de doğamızın ve evrimsel sürecin bir parçası olduğu iddiası beni morartabilir burada). teknolojik gelişmeyle refah arasında doğrudan bir ilişki olmadığına karar verecek olursak belki yüz binlerce yıl önce avcı toplayıcı olarak afrika savanlarında yaşayan atalarımızın ne kadar müreffeh bir yaşama sahip olduğunun hakkını verebiliriz. bunu ister miyiz istemez miyiz o benim işim değil.

edit: bir daha düşündüm. uzaylılar bizi kesmeye geldiğinde onlara cevap vermeye hazır olmalıyız. bunun için de yüksek bir teknoloji ve toplumun refahını arttırma işlevi olmayan büyük silah depoları gerekiyor. eğer uzaylıların geleceğine ve bizi keseceğine inanıyorsanız (benim bazı şüphelerim var bu konuda) komünizm sizin için uygun seçecek değil sanırsam. (bkz: uzaylı argümanı)
azwepsa azwepsa
bu argüman komünizmin kendi içinde bir çelişkiye işaret etmez. liberal ekonomi gibi bir alternatif karşısında ki bu alternatif de en az kominizm kadar ütopiktir, insanlarda bir beklenti oluşturacaktır. gerek teknolojik ilerleyiş alanında gerekse bireysel tatmin alanında kominizmi sallayacaktır.

şöyle bir handikap da mevcut: eğer ben tüm emeğime karşı sadece lada ayarında bir araba alabileceksem, kimse benden mercedeslik çalışma beklemesin.

bir de şu var. komünizm tüm dünyayı sarar ve bir ferrari ya da bir mercedes var olmazsa bu argüman büyük ölçüde sarsılır. zira televiyon bu kadar yaygınlaşmasaydı ve holywood bu kadar propaganda yapmasaydı doğu bloku bu kadar çabuk yıkılabilir miydi?
recai pengül recai pengül
bir kez daha düşündüm. bu argümanda mercedes bir sembol olduğu için doğrudan onu sorgulamak anlamsız gibi gelmişti başta. şimdi öyle gelmiyor. yaptığım ince hesaplara dayanarak diyorum ki dünya üstündeki zenginliğin son kuruşuna kadar eşit paylaşılması durumunda herkesin bir mercedes'i olabilir.

wikipedia makalecileri, 2007 yılında dünya üstünde üretilen tüm ürünlerin parasal karşılığının yani dünyanın üretiminin 50 trilyon doların üstünde olduğunu söylemiş*. dünyada 6 milyar insan var, ortalama aile 5 kişi desek 1 milyara yakın aile demektir bu. bu zenginliğin dünyadaki 6 milyar insan tarafından eşit paylaşıldığını kabul edersek aile başına düşen ortalama yıllık kazanç da 50.000 dolara yakın çıkıyor.

kelepir güzel bir mercedes ikinci elde 30.000 dolar desek (komünist sistemde birinci ele gerek yok, bütün arabalar direkt ikinci el olacak!), ortalama her 5 yılda bir araba değiştiriyoruz desek, her aile yaptığı üretimin %10'unu kenara koyarak gayet rahat mercedes sahibi olabilir. işte mercedes argümanını böyle de çürütürüm.

*http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)
kasaba insanı kasaba insanı
"herkes mercedes'e binmek ister..."

bu mantıksal önermenin en zayıf halkası bu ilk cümlesidir.eğer zaten böyle bir kabule sahipsek, daha adam smith'lerden gelen liberal iktisatçıların "insanoğlunun sınırsız ihtiyaçları vardır..." palavralarına inanıyorsak, pek tabiki bu önerme üzerinde ulaşabileceğimiz çokta sağılklı bir değerlendirme olmaz.

mercedes üretilmiş ve tüketim ilişkilerine sokulmuş, aslında insanlığın doğal olmayan bir ihtiyacı.onu bizim için bir ihtiyaca çeviren bizzat sistemin kendisi.ona yüklenmiş bütün anlamlar yaratılmış, suni gerçekçi olmayan değerler.sistem hergün yeniden bu değerleri üretiyor.ve biz sorgulamadığımız müddetçe bu yeniden üretim ve tüketim zinciri devam edecek.

ve zannediyoruz ki mercedes bizim için önemli bir ihtiyaç.aslında o bir ihtiyaç değil bir statü göstergesi.eğer biz bir komünist toplumdan bahsediyorsak; o toplum zaten yapısı gereği sınıfsız olacaktır ve böyle bir toplumsal formasyonda yaşayan insanlar için statülerin bir önemi olmayacaktır.(tabiki bu kısım sadece bir tahmin, insanlık henüz komünist bir toplum görme şansına sahip olmadı....)
tembel tembel
a-a çok acayip bir argüman. tabi şunu da unutmamak lazım ki bu argüman geçerli de olsa, kömünizmin önerdiği ekonomik düzeni yanlışlamıyor. yani argüman hatalı olmasa da bizi "komünizm hatalı bir sistemdir" yargısına götürmez. öte yandan, "topluluğun refahı" tartışmalı bir kavramdır. kapitalizmin topluluğun refahı algısıyla komünizminki doğal olarak aynı değildir. her iki ekonomik öneride de bunun sağlanması temel öncelik olsa da, üretim ilişkilerindeki kökten ayrılık hedef ve yöntemlerde farklılaşmaya neden olmaktadır. birincil başarı kriteri birinde toplam artı ürün iken, diğerinde artı ürünün onu üretenlere geri dönüşüdür.

"ulaşacağım hedef lada ise mercedes düzeyinde çalışmam." noktasında ise şöyle bir küçük itirazım var: üretim güçlerinin mercedes ile (veya lada ile) güdülendiği bir ekonomik sistemde, o mercedes (veya lada) bir biçimde er ya da geç üretilir diye düşünüyorum. ancak böyle bir sisteme de komünizm diyemeyiz takdir edersiniz ki.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
adolf hitler bu sorunun doğacanı bizim akıllı liboşlardan tam 80 sene önce gördü. onun için halkı bmw, mercedes gibi alman üreticileri yerine porsche firmasına yönlendirdi. porsche firması da marka imajını bozmamak için volkswagen modelleri üretmeye başladı. tüm almanya içinde peynir ekmek gibi sattılar hâla da satmaya devam ediyorlar.

demek ki, mercedes argümanı ile komünizmi çürütebilen bizim akıllı liboşlar, alternatif olarak nasyonal sosyalizmi kucaklamak zorunda kalacaklar. ahahaha


neyse, komünist değilim ama böyle saçma argümanlar çürütülmek istenen tezlerin aksi yönde kuvvetlenmesine yol açıyor. onun için bir uyarayım dedim.
azwepsa azwepsa
bu argüman basit olarak komünizmi maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst basamağa kadar cevap verememesini, vermemesini eleştirmektedir. liberal ekonomi de bu ihtiyaçların tamamını karşılamaz. ama kişinin kendi kendisine karşılaması için kapıyı aralık bırakır. o yüzden bu argman "otomobil argümanı" değil, mercedes argümanıdır.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
yaşadığımız, yaşamak zorunda olduğumuz şu sistemde her isteyenin, her çok çalışanın, her hakedenin mercedese binebildiği bir yalan değil de bir gerçek olsaydı, yerdim ben bu argümanı. hatta evimin baş köşesine pleksiglastan bi mercedes amblemi yapar, geceleri ibadet ederdim karşısında.
ulysses i anlamadım ulysses i anlamadım
gelecekte kullanılmayacak argümandır.

herkesin mersedese binmek ya da mersedesin temsil ettiği başka bir ikona sahip olmayı istediğini, fakat kıt kaynaklar nedeniyle bunun mümkün olmadığını biliyoruz. aslında kıt olan bugün klasik anlamda üretimde kullanılan hammadde, sermaye, iş gücüdür. yalnız, bilim adamları bugün üretimde kullandığımız kıt kaynakların ötesinde sınırsız başka kaynakların da üretim akışı içerisinde yerini alacağını işaret ediyorlar.

bilimin ve teknolojinin ilerlemesi farketmesek te komünizme hizmet edecek gibi görünüyor. bilim adamları kuantum fiziği + bilgisayar + bio teknoloji'nin çapraz yardımlaşması sonucu yakın gelecekte insanların istedikleri her ürünü üretebilecek makinaların geliştirileceğini söylüyorlar. bu makinaların en ilkel olanlarının 25 yıl içerisinde insanların kullanımına sunulacağı belirtiliyor. bu makinalar yazarkasa büyüklüğünde olacak ve yüklü olan programlar sayesinde hammaddesi akıllı nano çipler olan, kullanıcısının kendi tasarladığı ürünleri üretebilecek. yani bu makinaya sahip olanlar kazaktan bisiklete hatta gıdaya kadar istedikleri ürünlere sahip olabilecek. dünya'da marka diye bir şey kalmayacak. kaynak sorunu olmadığı için de sınırlı kaynak gibi bir argüman konuşulmayacak bile. herkes her istediğine sahip olabileceğine göre herkes eşit olacak. böylelikle bilim, akıl ve teknoloji ekonomik olarak sınıfsal ayrılıkları ortadan kaldıracak.

buraya kadar her şey güzel görünüyor gibi. ama önemli olan isteyen herkesin bu makinaya sahip olmasını sağlayabilme sorunu. bu da çözülmesi gereken büyük bir sorun gibi görünüyor şimdilik. bilim ve teknoloji bu hızla ilerlemeye devam ederse neden çözülmesin?
maninthemirror maninthemirror
komünizmin geleceği önündeki en büyük engeldir.acilen zihinlerde çözültülüp komünizmin önü açılmalıdır.

bir grup insanın sınırlı zeka ve bilgileriyle oluşturdukları sistemler elbette tezleri ve antitezleriyle boşluklu olabilir.bunların karşılıklı ispatlanması yada çürütülmesi bi yerden sonra insana ideolojik sidik yarışı hissi veriyor.bilirsiniz bu çocukluk oyunumuzda genelde öncesinde daha çok su içen ve miksiyon kasları daha güçlü olan kazanır.tıpkı burda çok okuyan ve ağzı daha iyi laf yapanlar gibi.kazananı sevindirir kimi bünyelerden de saygı görmesini sağlar.ama pek tabi bu yarışının anlamını değiştirmez, saçmalığından bir şey götürmez.
1 /