midnight in paris

1 /
adamınbiri12345 adamınbiri12345
fragmana bakılırsa woody allen'ın gene harikalar yarattığı film. ünlü oyuncularla süslü bir kadrosu var. fragmandan gördüğüm kadarıyla woody allen süper görüntüler yakalamışa benziyor yani görselliğin üst düzey olduğu bir film. cannes film festivalinin açılış filmi olacakmış.
orange orange
çok fazla film/dizi izleyen biri olarak söyleyebilirim ki bu film başka, bambaşka. uzun zamandır yapılan en "farklı" film hatta. sıradan bir "romantik komedi" olarak gösterilse de, alakası yok, cidden yok yani.

--- spoiler olabilir arada falan ---
bir kere olay çok açık bir şekilde paris'te geçiyor. ama paris'in "farklı yıllarında" geçiyor. başroldeki kahramanımız gil (`owen wilson) bir yazardır, yani "öyle olmaya çalışan" biridir. ve tam bir paris hastasıdır. romantik, edebi bir kişiliktir. ve en önemlisi de `hemingway` gibi adamlara ve zamanlarına hastadır. bir de evlenmek üzeredir bu adam. ama evleneceği hatun inez (`rachel mcadams) bu adamın tam zıttı biridir, ailesi de tabi. yani kahramanımız boşluktadır, derken bir gece paris'te kaybolmuş yürürken, tam geceyarısı bir taksi gelir, adamın da serüveni başlar. hemingway'den dali'ye bir sürü insanla tanışır. yani zamanda yolculuk yapmış olur. ve her gece aynı noktaya "o hayalindeki zamanı yaşamak için" gelmeye başlar. bir hatunla tanışır üstelik, adriana (`marion cotillard) da kendisi gibi boşlukta bir hatundur aslında. zamanı resmen `picassodan hemingway`'e birçok kişinin bir nevi metresliğini yapmakla geçmiş, moda alanında ilerleme hayaliyle paris'e gelmiş biridir. derken evet bunlar anlaşır kaynaşır. e herkesin tahmini "aşık olmalarıdır" ama filmin değişikliği güzelliği de burada biraz çıkıyor. hatta gerisi anlatılmamalı direk izlenerek yaşanmalıdır.

--- spoiler biter ---

filmin sonunda içinizde kalan his çok garip, acayip. kendi kendinize "umutlansam mı, umutlanmasam mı, var mı böylesi" derken en sonunda "amaaaan film işte, asla gerçek olmaz" ile bitiyor gibimsi bir şey.

imdb puanı da 8 bu arada. başarılı yani.

midnight in paris trailer - ımdb title: midnight in paris trailer description: on vacation in paris, a married man who is somewhat of a killjoy slowly falls in love ... with the ci... ımdb

şu da trailer'ı.
hüznü gözlerinin arkasında olan kız hüznü gözlerinin arkasında olan kız
ben hiçbir filmin fragmanından bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. filmin 30 eylül'de türkiye'de gösterime gireceğini öğrendiğimde çok fazla sevinmiş olsam da, içimde, en güzel sahnelerin fragmandakilerle sınırlı kaldığına ve bu fragmanın büyüsünün bozulabileceğine dair ufak bir endişe duyuyorum. yine de, muhtemelen, bu endişe filmi ilk gün, en geç ikinci gün görmemi engellemeyecek.

ve tabi ki buraya edit gelecek.
nastasya filippovna nastasya filippovna
10 üzerinden 10 verdiğim film!

edebiyatı, sanatı seven herkesin muhakkak izlemesini tavsiye ediyorum. eskiye olan özlemi, bir başka devrin insanı olarak kendini görmeyi, başka zamanlara ait oluş hissini öyle güzel anlatmış ki woody allen...

--spoiler içerir--
filmde 1920'lere yolculuk eden genç yazar ile ernest hemingway, fitzgerald, t s eliot, pablo picasso, salvador dali gibi isimlerle karşılaşıyoruz. dönemin güzellikleri, muhteşem paris görüntüleri eşliğinde anlatılmış. adrien brody'nin dali'yi canlandırışı özellikle, çok çok iyiydi. carla bruni'nin rolü küçük ama ışıltısını filme katmış. marion cotillard, çok zarif her zamanki gibi. woody allen'ın oyuncu seçimlerini kutlamak lazım.
--spoiler içerir--

paris, yağmurluyken bir başka güzelmiş; evet!
birleşikyazılande birleşikyazılande
10 üzerinden 10 verdiğim film!

- spoiler -

woody allen gerçekten iyi bir iş çıkarmış. edebiyat, resim ve sanatla küçük bir alakası olan herkesin seveceği, parisin muhteşem güzelliğini bütün dönemlerin gözüyle yaşatan bir film olmuş.

film sonrası, paris gitme isteği, pariste yaşama isteği, paris sokaklar gezme isteği ve marion cotillard ile birlikte yürüme ve yaşama isteği oluşuyor bünyede..

adrien brody nin daliyi canlandırdığı bölümde muhteşemdi. o sahneden etkilenip herkese "signor.. dali.. dali!" diyebilirim..

filmdeki tek eleştirilecek yer, owen wilson ın zorlama oyunculuğu.

- spoiler -

marion cotillard! sana aşığım ayrıca!
life is good life is good
woddy allen'ın vasat filmlerinden. vasat dediysek woddy'nin vasatlarından. ancak bu kadar basit bir fikir (golden age fikrinin aslında bir yanılsama olması) ve böyle karikatür karakterler (sanatçılar, yazar-çizer tayfası) yakışmamış. film bana pek birşey katmadı. yormayan, paris manzarası bol, eğlencelik bir film olmuş. hatta biraz da paris gibi olmuş; ışıltılı, reklamı bol, seveni çok, içi boş.
nickini vermeyen yazar nickini vermeyen yazar
pek sevmediğim tür olan romantik-komedinin en iyilerinden diyebilirim. geçmişe göndermelerle ve geçmişteki buluşmalarla keyifli bir film olmuş.

----spoiler----

hemingway, picasso ve dali konuşmaları filmi keyifli bir hale getirmiş. hemingway'le tanışmak isterdim.

----spoiler----
muzevir muzevir
birkaçı hariç yazar kısmısı, okurlarından daha akıllı olduğuna inanır; bu inancını da satırlarında türlü alengirlere girişerek okuruna belli etmeye çalışır. bu yüzden kimsenin aklına gelmediğini düşündüğü benzetmeler, tamlamalar kullanır, şaşırtıcı sonlar kurgular vesaire. fakat yıllar geçtikçe ve kişilik oturdukça bunun zeka değil kurnazlık olduğunu fark eder ve başka bir biçemin peşine düşer.

film konusunda çok müşkülpesent biri olmamama rağmen kentli, yarım entel, küçük adamın sıkıntılarını konu edindiği kendi öykülerini senaryolaştıran, yöneten ve çoğunda da oynayan biri olarak woody allen'ın işlerini hiç sevmediğimi de söyleyeyim. bu filmin woody'ye ait olduğunu bilmiyordum, giriş jeneriğinin sonunda adını görünce yüzümü buruşturduğumu itiraf etmem gerek. açıkçası açılışı da dandik hollywood romantik filmlerine benziyordu, tam seyretmekten vazgeçecektim ki filmin o anında yeni görünen bir kadın adının zelda fitzgerald olduğunu söyleyince "bi dakka lan, ne oluyoruz?" dedim. yanındaki herifin de scott fitzgerald olduğu ortaya çıkınca birdenbire film izlenebilir hale geldi.

-spoiler-

kahire'nin mor gülü (`the purple rose of cairo)'ndeki o zayıf pırıltı bu filmde de vardı; 1920'lerde yaşamak isteyen amerikalı bir yazar paris ziyareti sırasında cinderella gibi saatler geceyarısını vurduğunda her nasılsa (zayıf bir geçiş esprisi; eski bir araba gelerek yazarı geçmişe götürür: bu gidiş gelişlerin pekçok senaryo sorunu yarattığını da söylemeliyim) 1920'lere giderek dönemin ünlü sanatçılarıyla tanışır. bu arada picasso'nun hatununa abayı yakar, ama hatun da 1880'lerde yaşamak istemektedir. her nasılsa daha eski bir arabayla 1880'lere gittiklerinde şu çelişkinin farkına varırlar; özledikleri geçmişe dönüp orada yaşamaya karar verirlerse "özledikleri geçmiş", "yaşadıkları zaman" haline geleceğinden oradan da sıkılıp başka bir geçmişi özleyeceklerdir. filmin tek ışığı bu; dediğim gibi o da zayıf.

-spoiler-

girizgahtaki konuya dönersek yine de söylemeliyim ki asıl mesleği yazarlık olan woody allen bence bir eşiği geçmiş ama o yolun henüz başında.
1 /