moonrise kingdom

1 /
mgun mgun
"12 yaşındaki iki çocuk (jared gilman ve `kara hayward) birbirlerine aşık olup gizlice anlaşarak vahşi doğaya kaçar ve izlerini kaybettirir. askeri gözcü birliğinin lideri (`edward norton) ve yerel şerif (`bruce willis) onları bulmaya çalışırken, kuvvetli bir fırtına yaklaşmak üzeredir. barış dolu ada halkı hiç kimsenin baş edemeyeceği biçimde alt üst olmuştur. çocukların aileleri ise gelecek güzel haberleri en kısa sürede beklemekte."


25 mayıs 2012'de vizyonda...
moonrise kingdom (2012) nominated for 1 oscar. another 47 wins & 88 nominations. see more awards " set on an island off the coast of new england in the 1960s, as a young b... ımdb
atın ölümü arpadam kaymakpürüzü atın ölümü arpadam kaymakpürüzü
bir rushmore değil. bir royal tenenbaums da değil. hatta belki bir fantastic mr. fox da değildir. (bir darjeeling limited ama) ha, ama wes anderson olduğu her karesinden, her diyalogundan, her renginden belli bir film. insanı hem dünyaya hem de diğer korkunçluklar parodisi kıvamındaki filmlere hazırlayan filmlerdir bu wes anderson'ın filmleri, bu da aynen öyle. tabi beğenmemek normal bu gibi filmleri, insanların en sevdiği film scarface falan bu ülkede. iyi niyetli bir şey görmek çok zor geliyordur.

(bkz: dear suzy)
(bkz: dear sam)
poesie noire poesie noire
sarı renge bulanmış büyüleyici bir ada masalı. içinde ada olacak da o adadan kaçmaya meyledenler olmayacak mı?
baştan sona bir kaçış öyküsü aslında anlatılan, fırtınadan, sorunlardan, sorumluluktan, evden…

kaçış boşuna değil fakat, birleşme için girişilen bir adadan ötekine yolculuk var filmde ve bu birleşmeyi engelleyen türlü olaylar. filmin kısa özeti bu.

wes anderson’un sırrıysa bunu gündelik hayatı yer yer masal tadında ve içinde türlü absürtlüklerin de oldu estetik bir kaygıyla yapmış olması. dahası korku ve endişe öğelerini komedi unsurlarıyla bu denli örtebilen bir adam daha tanımıyorum ben.

ayrıca edward norton, bill murray, bruce willis gibi insanların filmde bu denli az görülmesi değil de, hikayeleri hakkında çok az şey verilmesi filmin biraz eksiği olabilirdi ki çok da merak etmediğim ve oyunculukları çok şahane olmasına rağmen pek de izlemeye hevesli olmadığım insanlar oldukları için beni üzmedi.

ek olarak, filmin müzikleri* de anlatılan havaya son derece uygundu.

filmdeki en etkileyici cümlesi içinse önce spoiler içerir ibaresi ekledikten sonra:

“poems don't always have to rhyme, you know. they're just supposed to be creative.”
stavrogin stavrogin
le skylab'tan beri izlediğim en sıcak film sanırım. yetişkinliğe özenen bir çocukluk veya çocukluğa özenen bir yetişkinlik dönemi yaşar herkes hayatında. işte karakterler tam da o halimizi anlatır. içinde bulunduğumuz andan ve ortamdan uzaklaşıp, arzuladığımız ana ve ortama geçiş mücadelesi gibi bir şey. samimi ve hoş, hem de oldukça.
sırmalısultan sırmalısultan
edward norton abim var izleyeyim bari diyerek başladığım, başroldeki küçük çocuğun çadırdan kaçış sahnesindeki the shawshank redemption göndermesiyle en başından takdirimi kazanmış sevimli film. ayrıca filmin sonlarına doğru harvey keitel arz-ı endam etmiş ve yine beni benden almıştır adamım harvey keitel sen çok yaşa emi
geber marla singer geber marla singer
sinemaya gelmesini dört gözle beklemiş, sonrasında eleştirileri okuyunca gitmekten vazgeçmiştim.

daha pişman olamazdım.

görüntüsel tasarım ve dizayn, hipster veya thefancy.com veya tumblr felsefesini -artık adına her ne diyecekseniz- çok iyi özümsemiş ve özütmüş, choen kardeşlerden bomba bir oyuncu transferi gerçekleşmiş, life aquatic teki iç mekan dizayn takıntısı iyice parlamış ve gerisinde yanağına şaplak atılası tipik kedi canını senin wes anderson dünyası..

ha bi de, insanın "ben pedofili miyim acaba?" diye kendinden şüphelenmesine neden olan, içine bileklerine zihnine felan çok ağır takılan, aşık olunası bi küçük bi kız var.
idontwanttobespaghetti idontwanttobespaghetti
aşıklarımızın birbirlerine ilk defa yakınlaşıp, elleştikleri anda little miss sunshine'ın bir yerden fırlayıp onların aralarına girip çocuğu öpeceği hissine kapıldım. olmadı.
ekt ekt
klasik bir wes anderson filmi . masalsı , hiç bitmesin istediğin bir film . dış dünyadan soyut , kendi anlattığı dünyasında var olan oturup izlenesi bir film olmuş . oyuncu kadrosu mükemmel , müzikler mükemmel . son olarak edward nortonu uzun yıllar sonra kaliteli bir filmde görmek mutlu etti .
fitnefücur fitnefücur
imdb puanı 8 olan bir film. sevgili suzy/sevgili sam mektuplaşmaları, ilk öpüşme... 12 yaşında iki veledin masum aşkları, bruce willis, edward norton, harvey keitel... filmin sonundaki orkestrasyona ve anlatıma hayran kaldım. tek tek bütün enstrümanlar duyuluyor, muhteşem bir final olmuş. sam sonunda teşekkür bile ediyor bütün jenerik dinlendiği için. sevimli.
karbonel karbonel
nasıl becermişler bilmiyorum ama en güzel sahnelerinin hepsini fragmana sığdırmışlar. fragmanın gazıyla alıp seyredince diğer sahneler az da olsa hayal kırıklığı uyandırmıştır. yine de absürdlüğü, masalsılığı ile seyri vacip filmler arasında yer almaktadır.

fragmanın başındaki, kızların kuş kostümlü olup da yavru izcinin "what kind of bird are you" dediği sahne, nice yetişkinin oynadığı karizmatik, ilk elektrik ya da ilk etkilenme sahnelerini açık arayla sollar.
kutuların sessizliği kutuların sessizliği
kış gününde evde izlenebilecek güzel filmlerden biri. konusu benzerlik göstermese de karakterler bazında "my girl" filmini hatırlattı. an itibariyle spoiler içererek konuya gelirsek, izci kampında devamlı sorun oluşturan sam'in kaçışı ve evde sorunlu bir kız olan suzy'nin beraber kaçarak kamp hayatına alışmaları ve ilk aşklarını konu alıyor. çekim yapılan mekanlar gayet güzel. hele ilk deniz kıyısına gittikleri yer bildiğim küçük olimpos. deniz kıyısında pikapta çalan müzik eşliğinde dans edişleri ve sam'in suzy'e küpe taktığı kısım on numaraydı. karakterlerlerin yaşları biraz büyük olsa filmin verdiği duygu fazla olurdu sanırım. kişilerin problemlerinin ortaya çıkıp ve aşkı harmanlaması olarak doğru harmanlanmış. hatalar veya profesyönel olmayan şeyler olsa da ne de olsa daha çocuk diyebiliyorsunuz. buradan olumlu puan alıyor. kampın isminin de cücükçov olması komik olmuş.
seyym seyym
içinde pedofili olmayan filmdir. pedofili yetişkin insanların küçük çocuklara cinsel ilgi duymalarıdır. burada öyle bir durum yok. ha bunu izleyen insanda o tür duygular uyanır diyenler olmuş, onlara da en kibarca oha diyebilirim. durduk yere insan bir film izledi diye delirmez. çocuklar arasında geçen ilk öpüşme sonrası diyaloglar bana da çok hoş gelmedi tamam, ama inandırıcı bir tarafı da var. hatta tamamiyle masal gibi duran senaryonun en inandırıcı tarafı orasıydı sanki. son öpüşme sahnesi ise şahaneydi. "elektrik almak" dedikleri o olsa gerek.

-----------spoiler----------------
aileleriyle mutlu olamayan iki küçük çocuk birlikte evden kaçarlar. bir sürü insan da onların peşine düşer. sonrası olaylaar olaylar ve aşk.

evden kaçmaya karar verirken çocukların birbirlerine yazdıkları mektuplara hasta oldum ben. sms gibi mektuplar.

"dear suzy, when?"
"dear sam, where?"

bir sahne var yazmazsam çatlatım. susy ile sam konuşuyorlar. sam annesiz babasız bir çocuk. susy diyor ki sam'e
- senin gibi olmak isterdim. en sevdiğim kahramanlar da hep yetim.
işte orda sam'in bir bakışı var ki allah allah, cevabı da yapıştırıyor:
- seni seviyorum ama ne söylediğini bilmiyorsun.
la küçücük çocuk o lafı edebilir mi? tamam zeki ama bu kadar da zeki olabilir mi? hakikaten olabilir mi merak ediyorum ben. hele o bakış, o ses tonu, söyleyiş şekli. izlemek lazım tabii, ne yazsam boş.
-----------spoiler----------------

oyunculardan da bahsedelim eksik kalmasın. tilda swinton ilk kez gözüme sempatik göründü bu filmde. rolü yine sempatik değildi ama sevdim bilmiyorum. bil murray neden bu filmde oynatılmış anlamak mümkün değil.kısacık abuk bir rolü var, harcamışlar adamı. bruce willis de iyiydi, ona da lafım yok. minik oyunculardan kız olan var ya, çok fena bir afet olacak o. eva green olacak bence büyüyünce, çok güzel bir çocuk. oğlan da sempatikti ama üzgünüm normal şartlar altında o tiple asla öyle bir kız tavlayamaz. spoiler içinde yazdığım diyalog var ya, o diyalog sayesinde tavlayabilir ama.

neyse efendim, stand by me ve my girl sevenlere tavsiye ediyorum. iyi hoş film ama çok da abartmamak lazım bence.
elastigirl elastigirl
insanın içini ısıtan çocukluğun masumiyetini ve çocuklukta bile hayatın ne kadar zor olabileceğini hatırlatan, en küçüğünden en büyüğüne oyunculukların , diyalogların ve görselliğin muazzam olduğu film.
1 /