mülteci

1 /
kurutulmus kelebek kurutulmus kelebek
2 ayda bir kalabalık gruplar halinde, daha iyi yaşayabilecekleri ülkelere gidebilmek için ölen insanların genel ismi. dün yine bir teknede 74 tanesi öldü. 6 filistinli kurtuldu. 46 cesede ulaşıldı. aramalara devam ediliyor. her biri idaha iyi bir hayata ulaşmak için 2.500 euro ödemiş.
the crestfallen the crestfallen
(bkz: şebnem ferah)

ben bir mülteciyim
kendi yüreğimden başka
sığınacak yerim yok yurdum yok

ben bir mülteciyim
yüreğime sığındım
burda savaş çıksa bile ölen yok

tüm hayallerin sonsuzluğa
ve sona erebildiği yerdeyim
tüm niyetlerin bedenleri varmışcasına
görülebildiği bir yerdeyim

ben bir mülteciyim
yüreğimde yaşıyorum
esir değil kul hiç değil
kendimde yaşıyorum

ben bir mülteciyim
burda aslında sınır yok
kazanmak kaybetmek yok
bu güçten daha büyük güç yok

artık eminim her şey içimde filizlenip
istersem büyüyor bakmazsam çürüyor
aşil topuğum aşktı,
başka yüreklerde mutlu olmadım, yaşayamadım

oysa içimde ne ok var ne de atan
ne yön ne arka ön
ister yaşa ister sön

ben bir mülteciyim
yüreğimde yaşıyorum
esir değil kul hiç değil
kendimde yaşıyorum

ben bir mülteciyim
burda aslında sınır yok
kazanmak kaybetmek yok
bu güçten daha büyük güç yok

ben bir mülteciyim
kendi yüreğimden başka
sığınacak yerim yok yurdum yok

tüm kitapların arasında kurutulup saklanan
anılarla dolu bir yerdeyim
tüm sözcüklerin cümlelerden kurtulmuş gibi
incitmeden özgür kalabildiği yerdeyim
carpenoctem carpenoctem
kelime anlamı iltica eden kişi.. lakin anlamının ötesinde bir hüzün salgılıyor mülteci..

dün istanbul yakınlarında pakistanlı oldukları tespit edilen 13 ölü insan bulunmuş.. onlarca kendileri gibi iltica eden insanlarla birlikte bir tırda, havasız kaldıkları ve bu yüzden öldükleri anlaşılmış..

milyonlarca mülteciden sadece 13'ü.. açlık, savaş, sömürü, siyasal nedenler, yeni güzel bir hayat özlemi vb.. nedenler yüzünden vatanından ayrılmak zorunluluğunu hisseden ve farklı bir ülkeye sığınmak için çabalayan insanlar..

çok ama çok azı insanca bir yaşam özlemlerine yanıt bulabiliyor.. binlercesi yollarda, denizlerde ucuz bir şekilde kaybediyor hayatlarını, milyonlarcası iltica ettikleri ülkede 2.sınıf insan muamelesi görüyor, dışlanıyor, hor görülüyor, terörist olarak algılanıyor, dinleri ırkları yüzünden sorgulanıyor.. mülteci hüzün kokuyor..
gssm gssm
kendi insanım dururken başkalarına niye yardım edeyim gibi sığ bir düşüncenin sonucu ülkemize gelen bir çok sığınmacı kötü koşullardalar. yardım etmeye çalışanlara da aynı sığ insanlar aynı düşüncenin paralelinde yaptıklarının anlamsız olduğunu sokak çocuklarına yada zor durumdaki türk insanına yardım etmenin daha doğru olduğu fikrini inatla savunuyorlar. senin ülken benim ülkem büyük devletlerin oyunu küçük devletlerin sorunu çeçen vatandaşı türk vatandaşı... o kadar çok kafa karışıklığı o kadar çok kavram sokuyorlarki olaya durum farklı boyutlar kazanıyor hiç yoktan siyasi konu damgası yiyor. oysa iki dakika bütün kavramları çöpe atıp sadece "insanı" düşünseler, onların da insan olduklarını yaşamaya ve yardıma hakları olduğunu anlayacaklar. illa bir kavrama takılıncaksa herşeyden önce insan hakları kavramına takılınmalı ki sığınmacıların dinleriyle milletleriyle eleştirilip dışlanma durumu aşılsın.
nuto nuto
insan hakları evrensel bildirgesinin 14.maddesine göre “herkes zulüm karşısında başka ülkelerde sığınma talebinde bulunma ve sığınma olanağından yararlanma hakkına sahiptir.” ve bu çerçevede 28 temmuz 1951 tarihinde cenevre’de, içinde türkiye’nin de bulunduğu 26 ülkenin temsilcisi tarafından kabul edilen “mültecilerin hukuki statüsüne dair sözleşme” ile tarihte ilk kez bir mülteci tanımı yapılmıştır. ve en önemlisi “geri göndermeme” (non-refoulement) ilkesini sözleşme hükmü altına almakla mülteci hukukunda bir milat olma misyonu yüklenilmiştir.

buraya kadar olan nokta gayet olumlu. bizim için sorun bundan sonrası. türkiye'nin mülteciye bakışı ile ilgili bir sorun. türkiye ilk taraf ülkelerden olmasına rağmen anlaşmayı ciddi bir coğrafi sınırlamayla kabul etmiştir. söz konusu coğrafi sınırlama avrupa dışından gelen mültecileri kapsamıştır. ayrıca ab müzakereleri sırasında gündeme gelen bu konu üzerine tam üyelikten önce bu sınırlamanın kaldırılmasının mümkün olmadığı türkiye tarafından bildirilmiştir. takdir edersiniz ki, türkiye'ye gelen mülteciler paris, roma, helsinki gibi avrupa başkentlerinden değildir. yani kısaca türkiyeye gelen mültecilerin yüzde doksan dokuzu türkiye'nin garanti vermediği mülteciler. uluslararası af örgütü'nün bu noktada pek çok ülkeye getirdiği bir eleştiri olan ''mültecilerilerden bir an önce kurtulma'' politikası türkiye'de de görülmektedir. ülkelerinden göç eden insanları, pek çoğunun yaşamlarını sürdürmelerine engel olacak etmenlerin bulunduğu ülkelerine geri göndermek o insanları ölüme göndermek demek oluyor.

bu ise büyük bir vicdani sorun olmakla birlikte devletin duruşuyla ilgili de büyük problemlerin olduğunu gösteriyor. bizdeki uluslararası örgütlerin tamamına karşı olan histerik duruş uluslararası af örgütü karşısında da kendini açığa çıkartıyor ve bu sayede gerek devlet kademelerinde gerekse medyada bu, bu konuda getirilen uluslararası eleştirilere salt ''türkiye düşmanlığı'' olarak yaklaşılıyor. halbuki konu ile ilgili detaylar incelendiğince görülecektir ki türkiye'nin kabul ettiği mültecilere dahi sağladığı olanaklar hiç de iç açıcı değildir. eleştiri getirilen pek çok ülke gibi.

aslında türkiye'nin bu konudaki duruş sorununu göstermek açısından bir örnek yararlı olabilir sanırım. türkiye'de ve özel olarak istanbulda mültecilerle ilgili birimlerin başındaki yetkililerin bu konudaki duyarlılığı ile ilgili bir örnek. bu birimlerdeki en üst düzey yetkili, öğrencilerin düzenlediği bir yardım etkinliğine gelerek türkiye'nin getirdiği coğrafi sınırlamalardan haberi olmadığını, mültecilerle ilgili ana hedefin onları göndermek olduğunu söyleyebiliyor. bunun üzerine de bizim bu konuda dünyanın en iyilerinden biri olduğumuzu ekleyiveriyor. tüm anlaşmaları, gerçekleri gözardı ederek. insan hayatını ciddiyetsiz bir şekilde yönetmek ve vicdandan aynı anda bahsetmek garip gibi sanki..
eny eny
bir reis çelik filmidir. başlangıçta biraz sıkıcı olsa da özellikle köy sahneleri doğallıktan uzak olsa da ana karakter şivan'ın almanya'ya gitmesiyle yahu bu film değil gerçeğin ta kendisi dedirten filmdir. özellikle rizeli laz karaktere dikkat.

(bkz: ha uşağım ben kürdüm da)
1 /