müslüm

4 /
ayaktaki yolcu ayaktaki yolcu
sene tam olarak kaçtı bilmiyorum 90 li yılların ortası olsa gerek o zamanlar kaset doldurulurdu daha orta okul bebesiyim 120lik kaset doldurtmak için eminönü ne gitmiştim. hani popüler kültür bebelerinin yakın dönem coverlariyla tanıdığı müslümü biz ortaokul bebesiyken severek dinlerdik. hatta üniversitede bazı kız arkadaşlar müslüm dinliyorum diye iyhh nasıl dinliyorsun onu felan diyorlardi şimdi baktımda o kızlardan biri facebook ta müslümu övüyor. şu popüler kültür bebeleri etraftan çekilince bende gidip izliycem mutlaka giden arkadaşlarda tavsiye ediyorlar açıkçası çok merak ediyorum ama dediğim gibi şu popüler kültür bebeleri bir ortalıktan çekilsin hele.
caracal34 caracal34
filmde müslüm şarkısını izleyip instagram storye atan gerizekalı arkadaşlarım var. iş arkadaşı olmasalar çoktan engellerdim de katlanıyorum maalesef.

filme gelince gitmeyi düşünmüyorum çünkü az çok tahmin ediyorum hikayeyi.
beer beer beer beer
film hakikaten çok iyi olmuş. timuçin esen de, müslüm baba rolünü mükemmel oynamış. film boyunca çalan şarkı ve türküleri timuçin esen seslendirmiş. çoğu izleyen bu konuda tepki gösteriyor ama bana kalırsa timuçin esen şarkıları çok iyi seslendirmiş. baba kadar iyi değil tabi, olamaz da. fakat gömülecek kadar da kötü değil.

yukarıda biri daha bahsetmiş. benim de liseden müslüm dinleyene kıro muamelesi çeken bir kız arkadaşım vardı. dün müslüm posteri önünde hikaye atmış. popüler olan ne ise ona doğru nasıl da dönüyor millet hayret ediyorum.

coverlar arasından favorim şu;


olea olea
hiç bir zaman tam olarak ne müslüm baba hayranı olabildim, ne de alt kültür müziği diye iteleyeni. iyi müzik yapan, farklı bir karakterdi benim için. bazı ruh hallerinde, kafamdaki sorulara cevap olan şarkıların sözlerin onda bulduğum da oldu, bazı hallerde tınısını kabullenemediğim günlerde. benim için saygın bir müzik insanıydı. filmin çılgınca övülmesi sonrasında merak ederek gittim.

oyuncular özellikle çocukluğunu oynayan başta olmak üzere, tüm ekip rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. kurgusal sıkıntılar ve zaman kaymaları olsa da çekim kalitesi, renkler, açılar gayet güzeldi. tüm ekibin emeğine sağlık.

peki içime sinmeyen kısma gelirsek; bu film gerçek müslüm baba hayranları için yapılmamış, bu film her zaman olduğu için sonradan sahiplenenlere hitap ediyor. çünkü hayatında en az 3 yeşilçam dram filmi izlemiş bir insan için çok sıradan bir hikaye yani sizi öyle salya sümük ağlatmaz. hikayenin gerçekliği sonradan müslümcü olanlar için "ah yazık adam ne çekmiş" kafası yaratıyor. değerli izleyen, anadolunun pek çok yerinde bu hikayelerden onlarca, belki yüzlerce var. ayrıca bu adam isyankar filminde özetlemedi mi yaşamını, pardon siz müslüm baba filmlerini daha önce izlememiştiniz. minibüsçü müziğiydi o ve siz amerikan sineması severdiniz. ne zaman ki senfoni orkestrası ile çıktı sahneye bir aydınlanma yaşadınız. oysa gerçek hedef kitlesi onu hep sahiplendi, onun şarkılarıyla yaralarını sardı ve hikayesine ortak oldu. çünkü kaygıları, korkuları ve yaşanmışlıkları ortaktı. büyük şehirlerin tutunamayanları, alt kültür deyip sadece ötelenen, yaşadıklarıyla nasırlaşıp, kadere isyankar olanların idolüydü; ona da sahip çıktınız. bir bitmediniz yani kısacası.

bu film onların gözünden çekilseydi bambaşka olurdu, elbette bu kadar gişe yapmazdı.
vlad vlad
timuçin esen' in oyunculuğu, sesi yeterince övülmüş ama görüntü yönetmenliğinin de takdiri özellikle hakettiği film. ikinci yarının tamamen muhterem nur ve müslüm gürses ilişkisine odaklanması bana kalırsa eksiklik. müslüm gürses' in alt kültürde bu kadar iz bırakmasının nedeni, "jiletçilik"/kendine zarar verme gibi olaylar nezdinde sosyokültürel boyutta anlatım eksikliği kesinlikle hissediliyor. yani ikinci yarıda derinlik sıkıntısı çeken bir film. filmde şiddet temelli dramların "hadi lan üzülün, ağlayın" diyip slow motion ve acıklı müzik eşliğinde sündürülerek verilmesi bu devirde pek iyi bir tercih değil. zaten yeterince ağır olaylar olduğundan, yalın bir anlatım şekli çok daha vurucu etkide olurdu. eli yüzü düzgün bir film. fakat ne tam anlamıyla müslüm gürses' in zamanında dışlanmış kemik kitlesine hitap edebiliyor, ne de yeterince derinliğe sahip. yani biraz beyaz yaka sterilliğinde bir film. özellikle de 80 sonları 90 başı yılları konusunda. bu da müslüm gürses gibi milyonlar için özel bir kişiye yönelik saygının, benimsemenin nedenlerini eksik gösteriyor. görüntü yönetmenliği, aşırı iyi oyunculuk ve müziklerle beraber epey sürükleyici bir film olduğu da ortada ama.
4 /