ne için yaşıyoruz

1 /
pistachio pistachio
arada bir bunu kendine sormayan insanların sadece organik olarak yaşadıklarını düşünmeme sebebiyet veren kısa ama derin anlamlı cevapları olan soru cümleciği.bazen hayatta beklentimiz kalmadığını düşündüğümüzde bazen de sorumluluk ve inanışlarımız gereği kendi kendimize sorduğumuz sorudur aynı zamanda.buna cevabı olmayan birey kaçılasıdır.

(bkz: benim cevabım var)
phoebe caulfield phoebe caulfield
yorulmuştur hayattan,derslerden,işlerden,sorumluluktan,yaşadığı kentten, kaçıp kurtulmak istiyordur her şeyden. bir an durup'' bi dakka ya ne için yaşıyoruz?'' diye sorabilmek çok sonra gelmiştir aklına. cevabını yine kendisi verecektir. en kötü cevap ''ölmek için yaşıyoruz'' gibi sonu anlatan cümlelerdir.
vela vela
insanın her daim kendine sorduğu ve çoğu zaman cevap bulamadığı, cevap bulsa dahi, herkesin kendine göre farklı cevapları olan soru.

benim cevabım ise; insan yaşamak için yaşar. geri kalan her şey, insan hayatını yaşarken gelip geçen şeyler.
hoboshow hoboshow
hayatı seçin. iş bulun. işinizde ilerleyin. aile kurun. büyük ekran bir televizyon alın. çamaşır makinesi, araba, cd player, elektrikli konserve açacağı alın. sağlığınıza dikkat edin. kollesterolünüzü düşük tutun ve kendinize diş sigortası yaptırın. ipotekle ev alın. iyi bir ev için çalışın. arkadaşlarınızı seçin. hobileriniz için ayrı giysiler ve uyumlu çanta kullanın. doğru dürüst bir çatısı olan, üç odalı pahalı bir daire kiralayın. d.i.y’e gidin ve pazar sabahı orada ne işiniz olduğunu düşünün. kanepenizde oturun, televizyonun beyninizi yıkamasına izin verin, ruhunuzu o salak yarışmalara satın ve bir şeyler tıkının. tüm bunları yaptıktan sonra intihar edin. sırf neslinizi devam ettirebilmek için… ürettiğiniz o sersem bebelerin ortalığa işemesini izleyin. geleceğinizi seçin. hayatı seçin. ama neden böyle bir şey yapayım ki? ben hayatı seçmemeyi seçtim. ben başka bir şey seçtim. neden mi? hiçbir nedeni yok. kim eroin bulabildiği sürece nedenleri düşünür ki?

(mark “rentboy” renton) (bkz: trainspotting )
erratic erratic
geride bıraktığımız 9 aralık gününde tekrar tekrar kafamda deli gibi dönderdiğim soru. yaşadıklarımın, gözümde büyüttüğüm bütün sıkıntıları bir anda sıfıra indiren tuhaf olaylar silsilesi.

cumartesi günü sınavdan çıkıp kuzenimin evine gittim. biz sohbet ederken birden çat kapı bir misafiri geldi. kuzenimle baş başa sohbet etmek isterken ansızın gelen bu adam canımı sıktı. omuzları çökmüş, hayli zayıf. odadaki kalabalıktan mütevellit bir hoş bulduktan sonra kuzenimin odasına geçip saatlerce yalnız başına kendisine sıra gelmesini bekledi. en nihayetinde balkonda sigara içmeye niyetlendiğimiz bir vakit baş başa kalma fırsatı buldu. canım çok sıkkın dedi. canım çok sıkkın.

ev çok kalabalık olmuştu. kuzenim ne benimle doğru dürüst ilgilenebiliyordu ne de ansızın gelen bu arkadaşıyla. sürekli misafirler arasında bölünmeye herkese yetişmeye çalışıyordu. o salona geçtiğinde hayatımda ilk kez gördüğüm bu adam bana sıkıntılarından bahsetti. ve ben anlattığı beş dakikalık hikayeden ileride sadece bir buz dağı olduğu rivayetini çıkardım. oysa ileride gemiyi batıracak olan bir buz dağı gerçekten vardı. çok sonra öğrenecektim. cebinde iki dal parlıament. birini çıkardı yaktı. anlatmak istedi. dinlemedim. yabancı bir genç adam bana ne anlatabilirdi. hepimizin dertleri vardı. dinleyecek değildim ya.
yemek hazırladık. yemek istemedi. tokum ben dedi. çok kalabalık olduğumuzdan yere serdik sofrayı onu da güç bela yemeğe ikna ettik. dizleri ağrıyormuş masada yedi. göz ucuyla bakıyordum ona. herkesin sırtı ona dönük olduğundan büyük bir iştahla yiyordu. kuzenim kulağıma fısıldadı ' misafirlerim var ilgilenemiyorum, halimden anlamıyor kalkası da yok gibi' dedi. hak verdim kuzenime.

sonra yine arada bulduğu fırsatlarda bir şeyler anlatmak istedi. ben yine dinlemedim. ilgilenmedim. en sonunda kalktı ve gitti.

aradan iki gün geçti ve çok değil üç dört saat önce kuzenim sesinde büyük bir hezeyanla beni aradı. 'murat intihar etmiş erra' dedi. murat van'da uzman çavuştu. murat üvey annelerin elinde işkenceyle büyümüştü. murat eli iki kuruş para görünce babası tarafından dolandırılmış ve babası ona sırt çevirmişti. muratın mutlu başlayan evliliği geçirdiği ameliyattan dolayı çocuğu olmayacağı için ve babası tarafından dolandırıldığı için 7 ay içinde bitmiş eşi onu terk etmişti. ve murat bir gün izin aldığı günlerde döndüğü memleketinde , baba evine gidemediğinden kaldığı arkadaş evinde tek kurşunla hayatına son vermişti. kuzenim telefonda anlatıyor, ben sessiz bir şekilde buz dağını görüyordum. batan gemiyi görüyordum.
o gün onun sesini dinlemeyen kulaklarım, ben masamda mutlu mesut yemeğimi yerken göğü delen kurşun sesini şimdi duyuyor. beynim zonkluyor. yerin dibine girdiğim kendimden iğrendiğim bir gün yaşıyorum. yatak buz gibi.

adana yağmurlu. bu vicdan azabını temizler mi bilmiyorum. murat şimdi buz gibi bir hastane odasında ''bir yakının'' sessiz ve huzura ermiş naaşını almasını bekliyor. ben yılan gibi vücuduma sarılan yatağımda hayatımda hiç görmediğim bu yabancı adamın ''artık onun için hiçbir şey ifade etmeyeceğini bile bile'' cenazesine gitmeyi bekliyorum.

kafamda bir soru ' niye yaşıyorum?'
1
brkbrk brkbrk
öleceğimizi biliyoruz, her şeyin son bulacağını biliyoruz ama istediğimiz şeyleri yapmaktan yinede korkuyoruz. ne için yaşadığımız ve ne için öleceğimiz anlamsız bana göre. yaşamayı biz seçmedik erkek ve ya kız olmayı da biz seçmedik ve daha yüzlerce şeyi de biz seçmedik. öyle böyle yaşıyoruz işte ve öyle böyle öleceğiz işte.
1 /